Kelebeğin Rüyası

kelebegin_ruyasi_afis

Yılmaz Erdoğan’ın son filmi Kelebeğin Rüyası’nı herkes merakla bekliyordu. Filmde birçok popüler oyuncu yer alıyor. En merakla beklenen isim Kıvanç Tatlıtuğ’du. Hemen baştan söyleyeyim, Kıvanç beklediğimden daha iyi bir performans sergilemiş bu filmde.

Filme büyük bir merak duygusuyla gittim. Kelebeğin Rüyası sadece posterdeki isimlerle bile çok fazla seyirci çekebilecek bir film. Salon tamamen doluydu. Herkeste büyük bir beklenti hali vardı. Çünkü film daha vizyona girmeden, uluslararası boyutta bir film olduğu söyleniyordu. Filmin teknik konularda uluslararası seviyede olduğu bir gerçek. Türkiye’de daha önce böyle bir film çekildiğini düşünmüyorum. Filmin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki çok iyi bir iş çıkarmış.

images (11)

Film hem bu dönemde çok fazla tanınmamış iki genç şairin trajik hikayesini, hem de o dönemdeki şartları seyirciye aktarma iddiasıyla yola çıkıyor. Ama bir süre sonra toplumsal boyut ikinci plana düşüyor ve popüler bir anlatım izliyor. Ben filmin Spielberg sinemasından etkilendiğini düşünüyorum. İzlerken bir çok kez aklıma Savaş Atı filmi geldi. Görsel olarak Savaş Atı filmini anımsattı bana, ama bu benim düşüncem.

Film gerçekten güzel işlenmiş bir sahneyle başlıyor. İlk anından itibaren daha önce Türkiye’de yapılmamış bir şey izleyeceğimizin farkına varıyoruz. Ama beni rahatsız eden noktalardan birisi, müzik kullanımının yersiz olması oldu. Bir süre sonra müzik destekleyici bir unsur olmaktan çıkıp, ana unsura dönüşüyor.Yani perdede gördüğümüzden daha çok, filmde kullanılan müziklerle durum anlatılmaya çalışılıyor. Bence bir filmde müzik kesinlikle sahnenin önüne geçmemelidir. Ama Kelebeğin Rüyası’nda bu durum çok göze çarpıyor.

images (10)

Yılmaz Erdoğan, bir yandan da klişelerden kurtulamıyor. Suzan’ın babası milyonlarca kez izlediğimiz zengin, aşktan sevgiden anlamayan, zengin belediye başkanı mesela. Filmin merkezinde yer alan Suzan karakteri de yeterince işlenememiş. Klişe zengin adamın, klişeleşmiş şımarık zengin kızını izliyoruz.

Yılmaz Erdoğan’ın başardığı işlerden birisi, doğru yerlerde kesmeler yaparak, filmin temposunun düşmesini engellemiş olması.

Filmin en beğendiğim bölümlerinden birisi, Muzaffer ve Suzan’ın birlikte madene indiği sahne oldu. Muzaffer ve Suzan’ın birbirlerinin yüzlerini boyadıkları sahne, belki de bu iki karakterin birbirine yaklaştıkları en önemli an. Filmin iddiasını en çok bu maden sahnesinde yerine getirdiğini düşünüyorum.

20481192.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Film ilerledikçe bu genç yetenekli şairlerin, şiir yazma bahaneleri azalıyor. Aşkları ellerinden kaydıkça bu iki genç de hayattan kopuyor ve sonunu bildiğimiz bir filmi bitene kadar merakla izlememizi sağlıyor. Ama filmin genel seyirciden istenilen tepkiyi alamadığını gördüm. Sonunda yine bir klişe yer alması da bunda etken olabilir diye düşünüyorum.

Film, bundan sonraki zamanlarda ne kadar iyi film olduğuyla değil, Türk sinemasında bir ilk olma özelliği taşıdığı için takdir edilen bir film olacak. Bu filmin, sinemamızda çıtayı çok yukarı çıkardığı da bir gerçek. Artık daha fazlasını bekleme hakkına da ulaştığımızı düşünüyorum.

kelebegin-ruyasi-vizyon-da_14258_b

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s