Ece İdil Röportajı-ikinci bölüm

Sayın Ece İdil’le röportajımız devam ediyor. Bu arada Ece İdil’in Andante Dergisinin düzenlediği 2013 Klasik Müzik Ödüllerinde “Yılın Müzik Eğitimcisi” ödülünü aldığını öğrendik. Buradan kendisini bir kez daha kutluyorum. Ben de böylesine değerli bir eğitimci ve sanatçı ile röportaj yapmaktan büyük onur duyduğumu belirtmek isterim.

ece idil 20

Mehmet Berkay Sülek: Sizin en unutamadığınız ve sizin için anısı büyük olan konseriniz hangisiydi?

Ece idil: Erol Erdinç’le Fas’taydım. Rabat ve Casablanka’da konserimiz vardı. Yıl galiba 1989’tu. Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla gitmiştik. Konserin ilk yarısında klasik repertuvar var, ikinci yarısında da Gershwinler söyleyeceğim. Konsolosluk bizi konser salonuna attı. Ben Cazablanka’yı hiç göremedim, sadece konser salonunu gördüm. Herşeyden o kadar emindim ki herşey kafamda, uykumu iyi almışım, sesim yerinde…İlk yarı çok iyi bitti. İkinci yarıda kostüm değiştirip, pantolonumu giyeceğim ama pantolon yok. Yanıma almamışım. İkinci yarıya da öyle çıktım, yapacak bir şey yoktu. Bunu bir tek ben biliyordum ama sanki bütün salon biliyormuş gibiydi. Rabat’ta da daha değişik bir şey oldu. Sahnede bakımsız bir Pleyel piyano  vardı. Oradaki yetkililer, her problem çıktığında gelip bir çivi çakıp gidiyorlar. Mesela “Bacağı gıcırdıyor” diyoruz oraya bir çivi, “Piyanistin eline çalarken kapak düşüyor” diyoruz oraya da bir çivi…Piyanonun kapağını tutacak tahtası yok, bir sopa koyup çiviyle onu da çaktılar. Her çivi çakılışında içim kan ağlıyor, çarmıha geriliyor gibiyim. Allah’ım diyorum bu piyanodan nasıl ses çıkacak? Bu arada İtalyan Konsolosluğundan piyano rica ettik ama yollamadılar, inanamadım. Ama Erol Erdinç o kadar iyi çaldı ki benim de iyi söylediğim konserlerden biridir. Hem Türk hem İtalyan konsoloslar bizden özür diledi. Piyano getirtmedikleri için mahcubiyetlerini dile getirdiler ve herkes ayakta alkışladı. Çok da büyük bir salondu. Adı 5. Muhammet  Salonu’ydu.

Konser sonraları ve önceleri hep komik olaylar yaşanır bizde. Paris’ten dönüyorum, Muhteşem Süleyman sergisi kapsamında bir konser vermiştik. Ben yine Paris’i göremeden gezemeden geri dönüyorum. Havaalanına geldik ki Air France grevde. Nasıl sevindiğimi anlatamam.

İki ay önce bir müzik mağazasına gitmiştim. Cemal Reşid’’in notaları vardı ama alamadım pahallı gelmişti. Ben de ben alamıyorsam kimse almasın demiş, onları saklamıştım.1927 baskısı 12 Anadolu Türküsü notalarıydı. Elimle koyduğum yerde buldum onları, İşte her konserin ya da CD’nin böyle bir anısı oluyor.

Mehmet Berkay Sülek: Sanırım Evren Büyükburç’la çok sayıda konseriniz olmuş.

Ece İdil: Evet oldu. Evren mezun olduktan sonra onu takip ediyordum, iyi bir eşlikçiydi. Bu her müzisyenin işi değildir. Okulda başka hiçbir hoca bir şey teklif etmeden “Evren’ciğim benim sınıfıma eşlik eder misin?” diye sordum. O da hiç tereddütsüz kabul etti. Hem onun repertuvarını  geliştirmek, hem birlikte çalışma kolaylığı, hem de Evren’in bahsettiğim özelliğinden dolayı, onunla uzun seneler müzik yaptık. Benim çok keyif aldığım bir müzisyendir.

ed 21

Mehmet Berkay Sülek: Bu arada sormayı unuttum. Şarkıcı olmaya nasıl  karar vermiştiniz?

Ece İdil: Julie Andrews, Barbara Streisand gibi şarkıcıları dans ettiğim yıllarda dinliyordum. Onların şarkı söylemedeki açık ve net ifadeleri beni etkilemişti ve şarkı söylemenin çok keyifli olabileceğini düşünmüştüm. Sohbetimizin birinci bölümünde konservatuvara girişimden bahsetmiştim. Ama şarkıcı olarak değil, sonradan arp bölümüne geçerim diye bir girişti bu. Ancak Lied dünyasının içine girip o şiirleri söylemeye başladığımda ve kendi enstrümanımın keyfini aldığımda, “Ben başka bir şey yapamam” dedim. Konser şarkıcılığı bölümü de benim bu tutturmalarım sonucu açılmıştır.

Mehmet Berkay Sülek: Ülkemizdeki müzik yayıncılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ece İdil: Ülkemizdeki radyolar ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. TRT 3, NTV, bazen de Açık Radyo’yu dinliyorum. Güzel programlar yapıyorlar. Tabii daha çok arabadayken yakalayabiliyorum bunları. Televizyonu zaten hiç konuşmayalım. Sadece Mezzo kanalını takip ediyorum. Biz azınlık olarak kaldığımız için, televizyon daha çok kültür düzeyi düşük bir kitleye hitap ediyor. Bizde de o kadar güzel konserler oluyor ki. TRT ve diğer televizyonlar bunlara  ekonomik nedenlerle yanaşamıyorlar. Arşiv olabilecek nitelikte konserler kaybolup gidiyor. Bizim İstanbul Senfoni’nin konserlerini haftada bir defa da olsa  televizyondan seyredemiyoruz. Eskiden oluyordu ama yavaş yavaş müzik programları azaldı. Kime sorsan, “çok yazık” diyor ama kimsenin de bir şey yaptığı yok. Bunun rejimle falan da alakası olduğunu sanmıyorum. Kültürsüzlük  herkesin kolayına geliyor.

Mehmet Berkay Sülek: Türk müzisyenleri, neden yurt dışında müzik sahnesine çıkmakta zorluk çekiyor?

Ece İdil: Bu bir pazar meselesi. Menajerin iyiyse, kuvvetliyse seni dolaştırıyor. Avrupa’da o kadar çok iyi müzisyen var ki. Onlara farklı gelen bir ses gerekiyor. Aynen Fazıl gibi. Ama yakın gelecekte başka isimler de duyacağız. Başka sanatçılarımız da var. Sürekli yurt dışında yaşayıp, orada tanınan. Her şey ekonominin gücüne bağlı. Bu Avrupa’da böyle. Ajanslar, menajerler, opera stüdyoları sağlamsa senin de sırtın yere gelmez. Ama çok iyi müzisyen olman bunlara yetmiyor. Birazda gözü kara ve girişimci olmak lazım.

ATSB00011

Mehmet Berkay Sülek: Ama anladığım kadarıyla siz gelecekten umutlusunuz.

Ece İdil: Neyi umut edeceğimi şaşırdım. Sadece öğrencilerimin hepsine bir hedef koyuyorum. Avrupa’da hangi operaya, hangi müzik merkezine ya da hangi üniversiteye yollayabileceğimi düşünüyorum. Ben 12 yaşındayken de 17 yaşındayken de içim ümit doluydu. 23 yaşımda konservatuvarı bitirdiğimde hiçbir yerde çalışmak istemiyordum. Hayatım boyunca sadece konserler vererek yaşayacağımı düşünüyordum. Yılda en az 12 konser yaparım, asla ders vermeyeceğim, Lied repertuvarını, Türk bestecilerini bütün Anadolu’yu dolaşarak tanıtacağım diyordum. Böyle bir tutkuyla okudum. Ama şu anda bırak konser şarkıcılığını, kimsenin böyle bir arzusu  yok. Çünkü para getirecek bir alan değil. Opera şarkıcılığı için bile “Biz ne yapacağız, nereye gideceğiz?” diye endişeleniyorlar. Şu anda bu enerji dolu gençliği üzülerek seyrediyorum .

Mehmet Berkay Sülek: Kültür Üniversitesi kültürel aktivitelere önem veren az sayıdaki üniversiteden birisi. Bir de bütün yıl oturup, sadece Bahar Şenliği ismi altında konserler düzenleyenler var.

Ece İdil: Bahar Şenliklerini geçelim zaten. Bizim Kültür Üniversitesi’nde de benim hiç sevmediğim birkaç isim çıkıyor. Kültür Üniversitesi’nde sanatsal etkinliklere  önem verilmesinin nedeni, kurucumuz Fahamettin Akıngüç. Kültür Dershanelerini kurduğu zaman, tiyatro, resim ve müziği temel olarak almış. Dershanecilik sonrası kurduğu lise, kolej gibi eğitim birimlerinde de bu dersleri çok ağırlıklı kullanmış. Üniversitede de ‘’polifoni’’ denen bir dersi koydurmuş. Bir farklılığı var tabii. Sanatla uğraşan insanının hangi meslek biriminde olursan olsun, o mesleği daha iyi yapabileceğine inanmış. Kültür Üniversitesi’nin farkı bu. Sanata yüzde yüz destek vererek eğitimine devam ediyor. Birçok üniversitenin konser salonu var. Onlar da bu konserlere başladılar. Kültür Üniversitesi bayrağı önde taşıyanlardan. Ben de daha önceki yöneticilerin izinden gidip vizyonumla bu faaliyetleri genişletmeye çabalıyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Peki Anadolu’daki konserlerinizde size geri dönüşler nasıl oluyor?

Ece İdil: Çok daha sıcak. İstanbul’da şehir kültüründeki dinleyici daha farklı oluyor. Ne zaman Anadolu’ya gitsem, çok daha fazla ilgi ve susamışlıkla konserleri izlediklerini görüyorum. Müzik bizim halkımızın içinde var. Biz çok sesliliğe alışık bir toplumuz. “Türk Müziği tek seslidir” diyenlere bakmayın. Müziğimizde birçok enstrüman, renk, ritim, melodi var. Ülkemizde birçok din ve dil var. Bu topraklarda yaşayanlar olarak, her türlü müziğe açık insanlarız. Ben buna inanıyorum. Antakya’da Ravel’in Kaddish’ini söylerken, herkes bize eşlik  etti. Bu benim ülkem ve herkes İbranice biliyor.

Mehmet Berkay Sülek: Sizce Türk müziği ezgilerimiz, neden dünyaya yayılamamış?

Ece İdil: Şimdi cazcılarımız sayesinde yayılmaya başladı. Tabii ki Bartok, Macaristan’da yaşaması ve Amerika’ya gitmesinden dolayı bir sıfır önde Saygun’dan. Macar melodileri ve aksak ritimlerin dünyaya yayılması daha kolay oldu. Saygun şimdi Avrupa’da tanınmaya başladı. Bütün oda müziği eserleri seslendiriliyor. Önce kendi ülkende seslendireceksin ki sonra onları dışarı taşıyabilesin. Hem Cemal Reşit Rey, hem Ferit Tüzün müziklerimizi çok güzel orkestralamışlar. Ama bunu yurt dışına taşıyacak olanlar da Türk orkestraları. Defalarca seslendiriyoruz ama bizim gücümüz yetmiyor. Daha çok orkestralarımızın yurt dışına açılması lazım. Böylece kendilerinin nerede olmaları gerektiğini görmeleri de kolaylaşır.

Mehmet Berkay Sülek: Oda müziği gruplarının azlığı ve konserlere istenen talebin olmaması da sıkıntı yaratıyor galiba.

Ece İdil: Hayır, şimdi daha çok sayıda konser verilmeye başlandı. Süreyya Operası fevkalade güzel oda müziği konserleri yapıyor. Borusan keza öyle. Cemal Reşit Rey’de ara ara konserleri yakalayabilirsiniz. Oda müziği, hele hele quartet, müziğin en üst noktası benim için. Tabii oda müziği, karşındaki insanı dinlemeye dayalı bir şey. Biz ırk olarak sadece konuşuruz, dinlemeyi pek bilmeyiz. Bu biraz donanım meselesi. Oda müziği nereden çıkmış? Eskiden böyle büyük salonlar yok, evlerde toplanılır, biri piyanonun başına geçer, bir iki enstrüman beraber müzik yapılır ve bir şeyler paylaşılırmış. İşte oda müziği böyle çıkıyor. Sonra da sahnelere taşınıyor. Ev konserlerinde ideal dinleyici 20-35 kişi civarında oluyor. Şimdi de İstanbul’da  böyle ev konserleri yapılıyor.
12

Mehmet Berkay Sülek: Merak ettiğim pek çok konuya aldığım doyurucu cevaplarınız ve bana ayırdığınız uzun zaman için çok teşekkür ederim.

Görseller: eceidil.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s