Bizim Yobazlar

0789204592.interior05

Henri Matisse’nin Fas ziyareti sonrası yaptığı bu eser, Moroccan Cafe’dir. Kariyerine oldukça geleneksel bir biçimde başlayan Matisse, yıllar ilerledikçe detaylara daha az önem vermeye başlamış. Bu tabloyu özellikle önemsiyorum, çünkü Matisse bu coğrafyanın özelliğini yansıtmaya çalışmış. Tabloda yüzleri olmayan birçok kişi bulunuyor. Hepsinde aynı kıyafetleri ve sarık diye nitelendirebileceğimiz başlıkları görüyoruz. Tablonun merkezinde bulunan iki kişi, cam fanusun içindeki balıkları izlemekteler. Balıklar da insanlar gibi minimum detaylarla resmedilmiş. Tabloya baktığımızda çerçeve kullanıldığını görüyoruz. Bence Matisse’nin söylemek istediği, bu sarıklı ve yüzü belli olmayan kişilerin fanustaki balıklardan farklı olmadığı. Arkada bulunan kişilerin bile yüzleri bize dönük. Aynı fanustaki balıklar gibi bir döngü içindeler ve kendileri dışındaki dünyanın pek farkında değiller.Tabloda kullanılan soluk renkler de bu durumun kokuşmuşluğunu yansıtıyor belki de. Türk insanını tasvir eden bir resim seç deseler, herhalde seçimim bu olurdu.

Ülkemizdeki durum, tam da bu tablonun anlatmak istediği gibi içler açısı. Roller birbirine geçmiş durumda ve tansiyon oldukça yüksek. Öyle ki bir şarkıcı,  “Ben Başbakana şarkı söylemem” dediğinde, bu tavrı alkışlayanlar oluyor. Ne yazıktır ki bunu söyleyenler de genelde eğitimli olduğunu iddia edenler. Bir başka örnekte ise, bir sanatçı katıldığı programın sunucusuna ”Sen aptalsın, yalakasın” diyebiliyor. Sonrasında alkış kıyamet, tebrikler…Seviye ne yazık ki yerlerde sürünüyor.

Şu anda bana en itici gelmeye başlayan grup, kendini Atatürkçü diye nitelendirenler. Atatürk’ü sürekli olarak bir putlaştırma, tanrılaştırma söz konusu. AKP’ye oy verenleri, AKP ne yaparsa yapsın kabullenmekle suçlayan bu zihniyet, Atatürk’ün yaptığı her şeyi kayıtsız şartsız kabullenme yoluna gidiyor. Yobaz diyerek yaftaladıkları AKP hükümeti ve destekçileri kadar yobaz olduklarını düşünüyorum. En az onlar kadar Atatürk’ün ilkelerini anlamaktan acizler ve yeniliğe kesinlikle kapalılar. Siz düşünün ki hala köy enstitülerinin yasını tutan bir kesim var ülkemizde. O zamanlar elbette topluma  çok büyük yararları olmuş. Ama elli sene önce kapatılan kurumların yasını tutarak bir yerlere gelemeyiz. Şimdi sorarım size: bu kesimin Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ”Camiler kapatıldı, ibadetimizi istediğimiz gibi yapamadık” diyen kesimden ne farkı var? Atatürk’ün nutuklarından anlam çıkarmaya çalışanların, dalga geçtikleri Kurandan şifre çıkarmaya çalışanlardan ne farkı var? Açıkçası ben AKP hükümetine değil, bizim sözde sevgili Atatürkçülere daha çok gülmeye başladım.

Türban gibi şeyler insanları damgalıyor gerçekten. İnsanlar kendilerini damgalamayı ne kadar çok seviyorlar hayret! Ama şimdi yeni bir damga türü doğdu. Atatürk kravatları, kollarda imzalar…Herhalde Atatürk yaşasaydı, bu duruma en çok o üzülürdü.

Umarım şimdi neden Matisse’nin bu tablosunu seçtiğim anlaşılmıştır. Başkalarını damgalamaya çalışanlarda, bu damganın en hakikisi mevcut aslında. Fanusun içinde dolanan balıklara bakıp üzülenler, ne yazık ki kendi kafeslerinin farkında değiller.

M. Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s