Centilmenlik Anlaşması

gentlemans-agreement-vgs

Yahudiler tarih boyunca zulüm görmüş, oradan oraya savrulmuşlar ve bu zulüm karşısında daha çok birbirlerine sarılmışlar. Yahudi olma kimliğini öne çıkarmak zorunda kalmışlar. Benim ilgimi çeken durumlardan biri de 1895 yılında Fransa’da yaşanmış. Fransız ordusunda subay olan Alfred Dreeyfus, hainlikle suçlanmış. Ama alttan alta herkes, suçlanmasının nedeninin onun yahudi kimliği olduğunu biliyormuş. Emile Zola gazetede yayınlanan ” J’Accuse” isimli yazısında devleti suçlamış. Dreeyfus’un ateşli savunucularından birisi de Emile Galle olmuş. Hatta Galle, ona yaptığı ”Dark Man” adlı vazoyu ithaf etmiş. O dönem Fransa’sı için antisemitizm çok olağan bir şeymiş. Galle de Dreeyfus’a destek vermekle suçlanmış ve eskisi kadar sipariş alamamaya başlamış. Galle Dreeyfus’un aklanmasını göremeden hayata veda etmiş. Gentleman’s Agreement filmini izledikten sonra aklıma bu hikaye geliverdi.

john garfield, gregory peck, dorothy mcguire & celeste holm - gentleman's agreement 1947

Filmin ilk sahnesinde baba Phil Green’i ve oğlu Tommy’i görüyoruz. Phil’in gazeteci olduğunu ve buraya bir iş sebebiyle geldiğini öğreniyoruz. Yönetmen Elia Kazan bize Phil hakkındaki ilk ipucunu bu gezinti sırasında veriyor. Tommy Atlas’ın heykelini görüyor ve babasına ”Bu kim?” diye soruyor. Phil soruyu cevapladıktan sonra Tommy, babaannesinin Phil hakkındaki düşüncelerini aktarıyor ve “Babannanem de senin bütün dünyayı tek başına taşımaya çalıştığını söylüyor” diyor. Biz de haliyle bu adamın kim olduğunu merak ediyoruz. Green Tommy’i babannesinin yanına bıraktıktan sonra iş görüşmesine gidiyor. Patronun ondan yazmasını istediği şeyi öğrenince pek memnun olmuyor çünkü konuya yeni bir bakış açısı getiremeyeceğini düşünüyor. Görüşmeden sonra patron onu evindeki partiye davet ediyor, burada da olmazsa olmaz kendine hemen bir eş buluveriyor. Patronun ondan ne yazmasını istediğini de bu sırada öğreniyoruz, antisemitizm hakkında bir yazı dizisi…

hero719_gentlemans3

Green bir sabah oğluna ne hakkında yazacağını açıklıyor. Tabii küçük Tommy de antisemitizmin ne olduğunu merak ediyor. Ona bu durumu anlatmakta oldukça zorlanınca, bu konuya bir şans veriyor. Filmde birçok kez daha duyacağımız mesaj burada bir kez daha tekrarlanıyor. Yahudilerin de onlar gibi olduğunu ama farklı bir kiliseye gittiklerini söylüyor. İşe başlayınca çok uğraşmasına rağmen farklı bir bakış açısı yakalayamıyor. Arkadaşı yahudi Dave Goldman’dan bile fikir almayı düşünüyor. Bu arada annesinin sağlığı da bozuluyor. Annesiyle konuşurken hala yol alamadığından bahsediyor. Daha önceki yazılarında hakkında yazdığı insanların kimliğine girdiği için güzel yazılar çıkarabildiğini söylüyor. Bu andan sonra Yahudi kimliğine girme fikri aklına yatıyor. O ana kadar bu fikrin Green’in aklına gelmemesini gözümüze sokuyor Elia Kazan. Herkesin aslında içinde biraz bu tür duygular taşıdığını söylüyor. Derginin patronu da bu konuya çok sıcak bakıyor. Green kendisini herkese yahudi olarak tanıtmaya başlıyor, hatta sekreterine bile. Sekreteriyle yahudi olmak hakkında bir sohbete giriyorlar, bu arada işe nasıl girdiğini anlatıyor. Soy ismini değiştirmeden önce aynı işe başvurduğunu ancak işe alınmadığını söyleyerek, soy ismini değiştirdikten sonra işi alabildiğine dem vuruyor.

Green yahudi kimliğine bürünür bürünmez, ayrımcılıkla karşılaşıyor. Kendi posta kutusuna Greenberg yazmasına bile karşı çıkılıyor. Zaman geçtikçe bu ayrımcılığı daha fazla deneyimliyor. Arkadaşı Dave Goldman da onu ziyarete geliyor. Onu kendisine eş olarak seçtiği Kathy’yle tanıştırıyor. Birlikte çıktıkları bir yemekte, Dave’e yahudi olduğu için bir adam sataşıyor. Keşke Dave’nin hikayelerine daha fazla yer verilseymiş diye düşünüyorum. Bunun yerine Green’in maruz kaldığı küçük büyük ayrımcılıkla ilgileniyor yönetmen. Kathy ve Green gittikleri bir yemekte yahudi bir profesörle tanıştırılmak isteniyor. Gizli duygulara bir kez daha parmak basıyor yönetmen. Kendini yetiştirmiş insanlar bile, bir yahudinin diğeriyle hemen tanışmak isteyeceğini düşünüyorlar. Prof. Lieberman yahudilerle ilgili olarak ilgimi çeken bir söz söylüyor. Yahudilerin yahudi olmanın dezavantajlı bir durum olduğunu fark ettikleri zaman, yahudi olma fikrini öne çıkardıklarını ve bununla gurur duyduklarını belirtiyor.

gentle89

Kathy ve Green balayı planlarını bile ayrımcılık yüzünden değiştirmek zorunda kalıyorlar. Green bu durumu kendisine pek yediremiyor, burada bizim filmde gördüğümüz en kuvvetli ayrımcılığa şahit oluyoruz. Green otele gidip tartışsa da bir sonuç alamıyor. Katyh’nin bile Green’e karşı antisemitik duygular beslemesi onun sinirini bozuyor ve evlenmekten vazgeçiyorlar. Green, yazısını teslim edip evine geri dönmek istiyor. Bu sırada sekreteriyle ilginç bir diyalogları oluyor. Aslında yahudi olan sekreterin bile ona bakışının değiştiğini fark ediyor ve bu duruma dayanamayıp “Ben dünkü Green’im, aynı eller, aynı gözler” diye yakınıyor.

Finalde Dave’in, Kathy ve Green’i barıştırmasıyla film mutlu sonla bitiyor. Bu ilişki filmde bir taşıyıcı gibi kullanılmış ve film bence biraz abartıya gitmiş. 5 dakikada bir yahudi karşıtlığını anlatan bir durumla karşılaşıyoruz. Bu durum bana biraz sıkıcı geldi. Daha önce de söylediğim gibi, Dave’in hayatı biraz daha fazla yer bulsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Aynı şekilde filmin ilk sahnesinde bunun bir baba-oğul filmi olacağını düşünürken tam tersi oluyor. Yine de asıl meselesinden sapmayan bir film yapmayı başarmış Elia Kazan.

gentle

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s