Kış Işığı

Winter-Light

Film bir ayin sahnesiyle açılıyor. Rahibi ve onun küçük güruhunu görüyoruz.  Rahibin ayini bir görev olarak, duygusuz bir şekilde yaptığının hemen farkına varıyoruz. Kilisede bulunan 5-6 kişi  birçok farklı insan tipini temsil ediyor. Kiminin gelenekler yüzünden, kiminin inanarak, kiminin de sırf görünmek için geldiğini fark ediyoruz.  Şarap seremonisinde öğretmenle rahibin arasındaki gerilimi hemen hissediyoruz. Bergman’ın filmlerinde her zaman hikayeye neşe katan karakterler oluyor. Bu filmde de kilise orgçusu bu işlevi yerine getiriyor. Her haliyle orada bulunmak istemediği belli.

Rahip Thomas, ayin bittikten sonra yalnız kalmak, dinlenmek istiyor ama bunu başaramıyor. Bir evli çift Perssonlar ondan yardım istiyorlar, daha doğrusu kadın istiyor. Adamın bunalımda olduğunu öğreniyoruz. Bu durumda olmasının nedeni ise biraz ilginç.  Soğuk savaş zamanında oluşan, oluşturulan paranoyayı deneyimliyoruz.  Bay Persson, Çinlilerin atom bombası yapma olasılığı üzerine bu bunalıma giriyor, bu haberi duyduktan sonra kendine gelemediğini öğreniyoruz. Rahip Thomas onları biraz yatıştırmaya çalışıyor ama nafile. ”Tanrıya güvenmeliyiz.” derken yönetmen bize onun gözlerini gösteriyor. Kendi söylediğine kendisi bile inanmıyor aslında. Tanrı hakkında konuşurken onların gözlerinin içine bakamıyor. Bay Persson ve karısı 20 dakika sonra geri dönme şartıyla oradan ayrılıyorlar. Onlar ayrıldıktan sonra bir ilişkisinin olduğunu öğrendiğimiz öğretmen geliyor. Thomas onun ilgisine karşılık veremiyor. Kadın da bu  sessizlik karşısında çaresiz kalıyor. Thomas  Tanrı’nın sessizliğini eksikliğini çekerken, öğretmen de Thomas’ın sesinin eksikliğini çekiyor. Thomas, Persson’u kilisede beklemek zorunda kalıyor. Belki de son isteyeceği şey kilisede kalmak halbuki. Thomas inanmadığı bir şeye hizmet etmek istemiyor gibi. Bu arada öğretmenin ona yazdığı mektubu okuyor. Öğretmen mektubunda, eskiden Tanrı’ya inanmadığını, onu sevmeye başlayınca Tanrı’ya inancının arttığını söylüyor.

winterlight1

Bay Persson sonunda geç de olsa  kiliseye geliyor.  Thomas’ın Persson’la yaptığı konuşma ne ona ne de kendisine yardımcı oluyor. Bay Persson aceleyle kiliseyi terk ediyor. Ama bu diyalog film için önemli bence. Bergman filmin sonunda söyleyeceği  şeyi burada da söylüyor ve Thomas üstü kapalı şekilde, karısı öldükten sonra Tanrı’ya olan inancının azaldığını belirtiyor. Oysa öğretmen, Thomas’ı sevmeye başlayınca Tanrı’yı da sevdiğini söylemişti.  Bu ikisini yan yana getirince, “Tanrı sevgidir” sonucu ortaya çıkıyor.

Thomas Jonas Persson’un kiliseyi terk ettikten sonra kendini öldürdüğünü öğreniyor. Onu görmek için yanına gidiyor. Bedenin bulunduğu yer bence önemli. Bir derenin yanı başında Persson. Dereden  balıklar eksilse de derenin vardığı yerlere hayat götürmeye devam edeceğini söylüyor Bergman. Suyu “Yedinici Mühür” filminde olduğu gibi, bir simge olarak kullanıyor.

Daha sonraki sahnede, okula gidiyorlar. Thomas’ın huzur bulma isteği, burada da yerine gelmiyor. İnsanlar onu devamlı kovalıyor gibi.  Bir öğrenci okulu ziyaret ediyor. Thomas onda kendini görüyor diye düşünüyorum. O da, bu küçük çocuk gibi hiç bir şey bilmiyor  ya da bilmemek istiyor. Çocuk okuldan bir an önce çıkmak için Thomas’ın sorularını geçiştiriyor. Thomas ve öğretmen tek başlarına kalınca, rahibin öğretmenin bu aşırı sevgisinden ne kadar bunaldığını görüyoruz. Kadının her şeyinden iğrendiğini söylüyor Thomas.  Karısıyla birlikte ölmüş olduğunu düşünüyor. Birlikteliklerinin aslında uzun süre önce sona erdiğini, ama öğretmenin çabalarıyla buraya kadar sürdüğünü görüyoruz.

images (5)

Thomas Bayan Persson’ın evine, kocasının ölüm haberini haber vermek için gidiyor. Tabii öğretmen de ona eşlik ediyor. Thomas “İstersen İncil’i birlikte okuyalım” diyor ama Bayan Persson bunu reddediyor. Film en önemli mesajını burada bir kez daha tekrarlıyor: “Sevdiğiniz biri olmazsa, Tanrı’ya neden ihtiyacınız olsun ki.”

Thomas buradan da ayrıldıktan Frostnos’a başka bir ayini yönetmek için gidiyor. Bu arada  ise yardımcısının sorularına maruz kalıyor. Yardımcısı ondan İsa’nın hikayesini dinlerken, kendi hikayesini de duyuyor. Ona, İsa’nın ölüme giderken anlattığı her şeyin aslında bir yalan olduğunu sanmasından daha büyük bir acı olup olamayacağını soruyor. İsa’nın sorusunu yineliyor. ”Tanrım beni neden bıraktın?” Bu arada da öğretmenle kilisenin orgçusu konuşuyorlar aslında orgcu konuşuyor. Burada filmin en temel cümlelerinden birini, orgçunun ağzından duyuyoruz. ” Aşk, sevgi Tanrı’dır.” Film de başladığı gibi bir ayin sahnesiyle sona eriyor. Rahip Thomas ” Bütün dünya onun şanıyla doludur.” diyor. Sadece şanıyla dolu…

images (6)

Son dönemde okuduğum bir oyunda, Ibsen’in yaratmış olduğu Brand karakteri de Thomas’la birçok konuda örtüşüyor bence.  İkisi de dünyayı değiştirmek için yola çıkıyorlar ama küçük bir kilisede mahkum kalıyorlar. İkisi de kendilerinden başkasının inanmayacağı, inanmak istemeyeceği bir inanç sistemi geliştirmişler. Hem Thomas’ın hem de Brand’in arkasında, onları delice seven iki kadın bulunuyor, Agnes ve Martha… İkisi de ağır bir dini eğitimini altında ezilmişler. Thomas bunalıma girmiş bir adama yardım edemezken,  Ibsen’in Brand’i de kendi çocuğunu katleden bir babaya yardım edemiyor.

images (4)

Mark Rothko Dallas’ta bulunan bir şapel için resimler yapmış. Bu şapel bugün hala Rothko Şapeli olarak anılıyor. Tanrı’nın sessizliğinden dem vuran Thomas için, Thomas’ı anlamak için Rothko’nun aynı konuyu işlediği bu tablolar tam isabet olurdu herhalde.

blog-rothko-chapel

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s