Peer Gynt-İbsen

ibsen co

Beni İbsen’e çeken nedenlerden bir tanesi Ingmar Bergman’dı. Tiyatro aşığı Bergman röportajlarında İbsen ve Strindberg’ten etkilendiğini belirtiyordu. Özellikle İbsen’in Brand karakteriyle, Bergman’ın “Kış Işığı” filmindeki Thomas karakteri birbirleriyle çok fazla örtüşüyor. Bunu “Kış Işığı” filmi hakkındaki yazımda da işlemiştim zaten. Peer Gynt ise bambaşka bir öykü, terk edilmiş bir anne-oğulun öyküsü. İbsen, anne Aase’yi ve oğlunu daha iyi anlayabilmemiz için bize kesitler sunmayı ihmal etmiyor.

Eseri çeviren Seniha Bedri Göknil de eserle ilgili önsözünde, “Peer Gynt, söylencelerin çekiciliği üzerine kurulu şiirsel bir yapıt. Yazar bu yapıtıyla Norveçlilerin efsane dolu olan ruhlarında, düşle gerçeğin nasıl iç içe geçtiğini göstermek istiyor. Gerçekçi başlayan oyun, bizleri Peer’ın iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor” diyor.

Birinci  Perdenin başından itibaren Peer’in zengin hayal gücüne ve anlatım yeteneğine şahit oluyoruz. Yaşadığı yerde çok fazla sevilmiyor Peer. Bunda yalanlarının etkisi de büyük. Annesiyle birlikte büyüyen Peer’in ve annesi Aase’nin birbirlerini hikayeler anlatarak eğlendirdiklerini öğreniyoruz.  Peer da devamlı hikayeler anlatıyor ama annesi bile bu durumdan pek memnun değil.

AASE: Benim için ölmek, kara topraklara girmek daha iyi olurdu. Bu çocuğa hiçbir şey kar etmiyor, ne gözyaşı ne de yalvarma. Ah Peer! Sen bitmiş tükenmiş bir adamsın!

Peer onun bu serzenişlerini pek umursamıyor, bildiğini okumaya devam ediyor. Aaase de Peer da pek normal değiller, belki de terk edilme olayı yüzünden. Baba evden ayrıldıktan sonra, çok büyük zorluklarla baş etmek zorunda kaldıklarını öğreniyoruz.

AASE: Sus! Annene saygı göster! Şu eve şu bahçeye bak. Deliklerini paçavralarla tıkamadığımız pencere bile kalmadı. Her yer dökülüyor, çatı akıyor, hayvanların başını sokacak bir yerleri bile yok.

Aase belli ki Peer’dan babanın yerini almasını bekliyor ama onun aklı bir karış havada.  Dayak yiyiyor, hovardalık yapıyor, her genç insan gibi o da dünyayı değiştirecek birisi olduğuna inanıyor.

PEER: Sen ölmeye değil yaşamaya layıksın! Sözüme inan. Bütün bu memleket halkı senin önünde eğilecek. Yalnız azıcık sabret; büyük, ama çok büyük bir iş yapacağım.

Aase oğlunun elinden tutmak, onu kendince adam edebilmek için elinden geleni yapıyor. Toplumdan soyutlanmış, damgalanmış bir ailenin fertleri onlar. Aase Peer için tek yolun bir zengin kızla evlilik olduğunu düşünüyor. Peer’ı daha önceden beğenen bir kızın, başla biriyle evleneceğini öğreniyoruz.  Peer bu durumu öğrenince pek atak davranıyor, hemen kızı görmeye gitmek istiyor. Sahip olamadığı her şeye karşı aç bir adam Peer. Bunun için kendisini engellemeye çalışan annesini çatıda bırakmaya bile götürüyor. Tutkularını pek kontrol edemiyor. İbsen bize bu garip aile hakkındaki en önemli bilgiyi , kızı görmeye Hagstad adlı yere varınca veriyor..

BİR ERKEK BİR KADINA: Babası sarhoşun tekiydi, annesi de yarı deli.

BİR KADIN: Öyleyse, oğullarının da böyle serseri çıkmasında şaşılacak bir şey yok.

Peer, gerçeklerden fazlasıyla kopuk yaşıyor. Zaten bu durumun en önemli belirtilerini oyunun daha sonraki bölümlerinde okuyoruz. Peer sanki anne ve babasının  tam anlamıyla bir sentezi gibi.

DEMİRCİ: Ay, Peer Gynt’e bakın. Buradaymış… Domuz, yine kafayı bulmuş!

PEER: Kim, kral mı?

Her ne kadar Peer’la dalga geçilse de o umursamıyor ya da görmezden geliyor. Hagstad’da geçen bölüm özellikle Peer ve annesinin dışlanmışlığını tasvir etmek için yaratılmış bence. Anne ve oğlu, birbirlerine mecbur kalmışlar. Peer, bu bölümde önemli bir şey buluyor, ona kalbini açacak Soveig’le tanışıyor. Soveig ve Peer’in tanışmaları pek iyi geçmiyor.  Birinci perdenin sonunda Peer’a karşı nefreti daha net bir şekilde görüyoruz. Peer’dan bu kadar nefret edilmesinin nedeni, onların hayal edemeyeceklerini hayal edip, cesaret edemeyeceklerini yapmasından kaynaklanıyor olabilir mi? İbsen oyununda, başkaları tarafından sevilmeyen bir karakteri, bize sevimli hale getiriyor bence. Peer’la empati kurmamızı sağlıyor. Dengesiz bir annenin ve alkolik bir babanın oğlu Peer. Birinci perdenin sonu oldukça ilginç.

BİR GENÇ: Ona saçma sapan şeyler söyletip eğlenmek daha iyi!

BİR BAŞKASI: İsterseniz onu tekme  tokat kovalım!

BİR ÜÇÜNCÜ SES: Yüzüne tükürelim.

DÖRDÜNCÜ SES: (Aslak’a) Hadi, ilkin sen mi başlaycaksın?

ASLAK: (Ceketini yere atarak) Hadi bakalım, savaş başlıyor!

Peer Gynt, son zamanlarda okuduğum en güzel oyunlardan biri. İbsen’in bu güzel oyununu incelemeye daha sonraki yazılarımda devam edeceğim.

Henric İbsen’le ilgili olarak da kısa bir bilgi vermek istiyorum:

İbsen, 1828-1906 yılları arasında yaşamış. 1850’lerden ölümüne kadar kesintisiz üretimiyle ve oyunlarının pek çoğuyla dünya tiyatrosunun olduğu kadar sinemanın da vazgeçilmezleri arasında yerini almış. Brand ve Peer Gynt ise İbsen’in hem en karakteristik, hem de ülkemizde en çok sahnelenmiş oyunlarıdır.

Hendrik_Ibsen_001

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s