Güz Sonatı

autumn1

Film, Bergman’ın diğer filmlerinden biraz farklı geldi bana.Daha önce görmediğim geri dönüşlere yer verilmiş mesela. Bergman’ın olmazsa olmazlarından bir rahip de filmde kendisine yer buluyor. Ama bu sefer hikayenin ana karakterlerinden biri olmuyor. Rahip, filmin ilk sahnesinde direk olarak kameranın içine bakarak, hikayenin iki ana karakterinden biri olan karısı Eva’yı anlatıyor bize.

Dünyaca ünlü bir konser piyanisti olan Charlotte, hayat arkadaşının ölümü üzerine uzun yıllar boyunca ihmal ettiği kızı Eva’yı ziyarete gider. Eva, bir rahiple evlenmiştir ve son derece mütevazı bir hayat sürmektedir. Charlotte’un daha önce bir kliniğe yerleştirdiği zihinsel özürlü kızı Helena ise artık Eva’nın evinde yaşamaktadır.

autumn2

Çoğu Bergman filminde olduğu gibi ölüm bizi bir kez daha yakalıyor. Charlotte’un ne kadar bencil ve kendi dünyasında yaşayan bir karakter olduğunu konuşmalardan anlayabiliyoruz. Eva büyük bir sevinçle, kilisede verdiği konserden herkesin ne kadar hoşnut kaldığını ve harika bir tecrübe olduğunu söylerken, Charlotte kendisinin Amerika’da verdiği konserlerden bahsetmeye başlıyor. Eva’nın hasta olan kardeşini yanına aldığını öğreniyoruz. Charlotte’un karakterini çözebileceğimiz en önemli yerlerden birisi burası. Eva’ya neden onu yanına aldığını sorarken, hasta olan kızının yanına gidip sevgi numaraları yapabiliyor. İçinden gelmese de öyle olması gerektiğini bildiği için hasta kızını seviyormuş gibi davranıyor. Eva ve Charlotte birbirlerinin yüzlerine sürekli gülseler bile aralarındaki gerilimi her an hissedebiliyoruz.

autumn6

Eva akşam yemeği sonrası, “Chopin Prelude in A Minor” çalıyor. Dünya çapında bir piyanist olan Charlotte, belli ki kızının bu yorumunu pek beğenmiyor. Charlotte, Eva’nın ısrarları sonucu aynı eseri kendisi çalıyor. Eseri çalarken, eserin duygusu hakkındaki düşüncelerini aktarmaktan geri kalmıyor. Bunu yaparken bence aslında kendi duygularını söylüyor. Bu eser onu yansıtıyor bir bakıma:

”Chopin duyguludur ama aşırı duygulu değildir, aşırı duygusallıktan çok uzaktır. Bu prelüd acıdan bahsediyor, düşlerden değil. Sakin, açık ve haşin olmalısın… Şimdi ilk partisyonu çalalım. Acısı vardır ama onu göstermez. Sonra kısa bir rahatlama… Ama bu rahatlık aniden kaybolur ve aynı acı kalır. Her zaman kendini dizginler.”

Filmde Charlotte’un ne kadar bencil birisi olduğuna defalarca tanık oluyor; Eva’nın bir çocuğunu kaybettiğini, Charlotte’un ise torununun ne doğumunda ne de büyürken yanında olmadığını öğreniyoruz.

Charlotte bir gece, gördüğü kabus sonrası uyuyamaz. Gece yatmadan önce kendisine kalan malları hesaplayıp kendinden geçer. Hatta Eva’ya bir araba bile almayı düşünür ama sonra bize tanıtılan Charlotte gibi düşünmeye devam eder. Eva’ya kullanmakta olduğu kendi arabasını verecek, yeni arabayı ise kendisine alacaktır.

Autumn-Sonata-Pic-2

Charlotte’un uyuyamadığını gören Eva onun yanına gelir. Filmin en fırtınalı bölümü de burasıdır. Eva sohbetleri sırasında onlarca yıllık öfkesini annesine kusar. Bizim de tahmin edebileceğimiz gibi, Eva evdeki her şeyi kontrol etmeye çalışmış ama aile hayatına pek de dahil olamamıştır. Eva’nın, annesinin yani o büyük piyanistin altında ne kadar fazla ezilmiş olduğunu anlarız. Charlotte evin merkezi olduğu halde, ona düşen sorumlulukların hiçbirini yerine getirmiştir. Bence Eva’nın Charlotte’a bu kadar öfke duymasının bir nedeni de kendisinin çocuğunun üzerine titremesi ama onu kaybetmesidir. Eva çocuğuna ne kadar yakınsa, Charlotte da bir o kadar ailesinden uzaktır ve hep kendi sorunlarıyla boğuşmuştur. Eva bize Charlotte hakkında bir ipucu daha verir. Charlotte’un aslında kızgınken, tam tersine mutluymuş gibi davrandığını öğreniriz. Örneğin, Eva’dan gitmesini istediği zaman ona, ”Benim küçük kızım”  diye hitap eder. Eva’nın öfkesi o kadar büyüktür ki kardeşinin hastalığından annesini sorumlu tutar. Charlotte tam kendisinden bekleneni yapar ve aslında sevgi görmeyenin kendisi olduğunu söyler. Kendisini piyanosuyla ifade edebildiğini belirtir. İşte bu da benim prelüd üzerine olan konuşmalar hakkındaki düşüncelerimi güçlendiriyor.

Bu ağır gecenin ertesinde Charlotte evi terk ediyor. Trendeki bir sahne ise oldukça ilginç. Charlotte hasta olan kızı için ” Neden ölemiyor ki?” diyor. Eva ilk başta annesinin gitmesine kızıyor ve bir daha onunla görüşmek istemediğini söylüyor.  Ama daha sonra annesine mektup yazıp, büyük bir hata yaptığını belirtiyor. Biz de acaba diyoruz?

autsonatrev

Bergman’nın çoğu filminde olan baba figürü bu filmde pek yer almıyor. Bergman’nın hayatının son yıllarında babasıyla barıştığını biliyoruz, hatta gerçekten iyi anlaştıklarını söylüyor. Bu filmde ise anne karakteri daha çok ele alınmış. Filmde Eva’nın kocasının pek bir etkisi olmuyor.

Fİlmde dikkatimi çeken bir başka şey de  rol dağılımı oldu. Eva’yı daha çok Avrupa’da tanındığını düşündüğüm Liv Ullman oynarken, anne rolünde ise  tüm dünyaca tanınan Ingrid Bergman yer alıyor. Benim çok sevdiğim Erland Josephson da filmde kısa süreliğine gözüküyor.

Bergman’nın bu filmi diğer filmlerinden biraz farklı olsa da ben beğendim.  Ayrıca bu filmin birçok başka filme de ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum.  Hemen aklımıza gelen bir örnek “Piano” filmi. Bu fimde de kendisini piyanosuyla ifade eden bir anne izlemiştik. Bu boyutta olmasa da zaman zaman piyanosu için kızından vazgeçtiği oluyordu. Daha yeni bir örnek ise “Last Quartet” filmi. Orada da enstrümanı için, kendi kariyeri için, çocuğuna vakit ayıramayan bir anneyle karşılaşmıştık. Hatta bu filmde de Güz Sonatı’nda  olduğu gibi anne ve kızın yüzleşmelerine şahit oluyorduk.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

One thought on “Güz Sonatı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s