Minotor miti gerçek mi?

542px-Theseus_Minotaur_Ramey_Tuileries

Minotor miti beni uzun zamandır etkilemekte. Hatta bu mitten esinlenerek bir öykü bile yazmıştım. Youtube’ta yer alan History Chanel’in Minotor hakkındaki belgeselini kaçırmadım. Belgeselin efektleri çok iyi olmasa da kendisini izlettirmeyi başardı. Bu güzel öyküyü dinlerken, aynı zamanda öyküye esin kaynağı olan şeyler hakkında da bir sürü şey öğreniyoruz.

Minotor mitinin, o dönemin önemli güçleri olan Atina ve Girit arasındaki çekişmeden türetildiği düşünülüyor. Girit’in kralı Minos’un, denizler tanrısı Poseidon’a her sene bir kurban vermesi gerekir. Poseidon adadaki en güzel boğanın kendisine kurban edilmesini ister. Bir yıl, Kral Minos en güzel boğayı kurban etmeye kıyamaz ve ikinci güzel boğayı kurban eder. Haşmetli Poseidon da bunun farkına varır. Minos’u cezalandırmak için, kralın karısını boğaya aşık eder. Sonuçta kralın karısı hamile kalır. Bu durumu öğrenen Minos memnun olmaz haliyle.  Karısı yarı boğa, yarı insan bir çocuk dünyaya getirir. Kral Minos, bu çocuğu yok etmek yerine, düşmanlarını cezalandırabileceği bir araca çevirir. O dönemin mimarlarından Dedalus’a gider. Dedalus da kendisinin bile içinden çıkmakta zorlanacağı bir labirent yapar. Minos’un oğlu Minotor, bu labirentin içine yerleştirilir. Minotor ismi ise Minos’un isminden gelmektedir. İlk kısım Mino ve Yunanca’da boğa anlamına gelen taurus, Minotur’u oluşturur, yani Minos’un boğası anlamına gelir. Atina ile olan anlaşma sonucu, her dokuz yılda bir, seçilen kurbanlar Minotor’un labirentine yollanır. Mimarının bile zar zor bulabildiği labirentten, bu talihsiz insanların  kurtulma şansı olmaz, birer birer Minotor’a av olurlar. Atina’da ise bu gidişi değiştirecek önemli bir şey olur ve yeni bir prens dünyaya gelir, Theseus. Theseus’un annesi aynı gece hem kralla hem de Poseidon’la birlikte olur. Yani yine bir yarı tanrı diyebiliriz bence. Theseus belli bir yaşa gelince, cesaretini gösterebilmek için Girit’e gitmek ister. Bu isteği geri çevrilmez ve Atina’nın başına bela olan Minotor’u öldürmek için yola çıkar. Theseus adaya varınca, Minos’un kardeşi Ariadne tarafından fark edilir. Ariadne, Theseus’u kurtarabileceğini ama sonrasında onunla evlenmesi gerektiğini söyler. Theseus bu öneriyi kabul eder. Ariadne de labirentin mimarı Dedalus’a gider. Dedalus ona sadece bir ip yumağı verir. Theseus’un ilerledikçe ipi salmasını, böylece geri dönüş yolunu bulabileceğini söyler.  Theseus da aldığı bir ip yumağıyla birlikte labirentin içine girer. Labirentin içi zifiri karanlık olduğundan, ancak Minotor’un inilteleriyle, ne kadar zamanı kaldığını anlayabilmektedir. Sonunda Minotor’u uyur vaziyette bulur ve Minotor, mücadelenin ardından kaderinin kurbanı olur, Minotor her ne kadar bir canavar olarak görülse de ki ben öyle görmüyorum. Theseus geriye kalan kurbanlarla birlikte labirenti terk eder. Ariadne ve Theseus gemilerine binerler. Atina’da ise Kral Aegus beklemektedir.  Gitmeden önce Theseus’a, iyi haberle dönerse beyaz yelkenin, aksi halde siyah yelkenin açılmasını söyler. Ama Theseus bunu unutur. Kayalıklarda bekleyen Aegus, gemiyi görünce kendini kaybeder, gemi siyah yelkenle gelmektedir. Aegus buna dayanmaz ve kendini denize bırakır. Bugünkü Ege Denizi’nin İngilizce ismi olan Aegean da kral Aegus’un isminden gelmektedir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu mitin, Atina ve Girit arasındaki çekişmeyi temsil ettiği tahmin ediliyor. Girit o dönem Akdeniz’in en önemli güçlerinden biriyken, Atina da yeni yeni yükselmekte olan bir devletmiş. Atinalıların, halkı Giritlilere karşı kışkırtmak için böyle bir mit oluşturulduğu düşünülüyor.  Girit’te ise efsanedekine benzer bir tünel bulunmuş ama sonradan bunun, efsaneden çok daha sonra oluşturulduğu tespit edilmiş.  Giritlilerin ise gerçekten yamyam olduğu ortaya çıkmış. Hatta daha da öteye giderek çocukları kurban ediyorlarmış.  İnsan eti yiyen, yarı boğa yarı insan Minotor da Giritlileri, onların acımasızlığını anlatmak için çok iyi bir hikaye olmuş bence.  Minotor efsanesi, günümüz Hollywood sinemasını da hayli etkileniyor. İsmini hatırlamadığım bir filmde, metroya kilitlenen bir adamın oradaki insanları avladığını görmüştük. Pan’in Labirenti filmini ve boynuzlu Pan’ı hepimiz hatırlıyoruz.  Bu efsane, sinemayı etkilemeye devam edecek bence. Ama bu efsaneye kahraman açısından değil , gerçekten açı çekenin tarafından bakmak daha doğru olacaktır.

pans-labyrinth-8

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s