Ulis’in Bakışı

Ulysses-Gaze-1995

Ulis’in Bakışı filmini hep çok merak etmeme rağmen, süresi dolayısıyla beni korkutan bir filmdi. Çünkü bu kadar zaman ayırmak güç bir şey. Son zamanlarda okuldaki hocalarımın da tavsiyeleriyle bu filmi izlemeye karar verdim. Tam 169 dakika olmasına rağmen, insanı hiç sıkmayan bir film. Bu, filmin ana karakteri olan yönetmenden kaynaklanıyor.  Filmi izlemeden önce, filmle ilgili olarak Odysseus efsanesinden bahsedildiğini görmüştüm.  Biraz araştırınca Odysseus’un Roma’da Ulyses olarak geçtiğinin farkına vardım. Ben de şansa bakın ki yakın zamanda Odysseus hakkında iki  bölümlük bir belgesel seyretmiştim. Bu miti biraz bilince, film daha anlaşılır hale geliyor. Ben de bildiklerime dayanarak, bazı çıkarımlar yaptım.

Filmin başında ve zaman zaman başka yerlerinde de  Manakis kardeşlerin filmlerinden parçalar izliyoruz. Atina Film Arşivi, filmin ana karakteri olan yönetmene Balkanların ilk sinemacısı olan Manakis kardeşler hakkında bir belgesel hazırlamasını teklif eder. Yönetmen, bu belgeselin hazırlığı sırasında Manakis kardeşlerin henüz banyo edilmemiş üç bobin filminin varlığını keşfeder. Manakis kardeşler, yüzyılın başında Balkanları bir baştan bir başa gezip, 60 yıldan daha uzun bir süre Balkanlardaki karmaşayı görüntüleyip kaydetmişlerdir.

Filmin hemen başında, bir gemiyi filme almaya çalışan bir kişiyi görüyoruz. Anlatıcı bize bu sinemacıdan bahsediyor. Biz de biraz sonra birlikte bir yolculuğa çıkacağımız kahramanımız ile tanışıyoruz. Yönetmen bize ekrandan çıkana kadar bu gemiyi gösteriyor. Yönetmenin, Manakis kardeşlerin kaybolan üç bobinini bulmak  için yola çıkmak istediğini öğreniyoruz. Gemi sahnesi de bizim Odysseus efsanesiyle bağlantı kurmamızı sağlıyor.  Odysseus, uzun süren Truva Savaşı’ndan sonra ülkesine dönmek için zorlu ve uzun bir yolculuğa başlıyordu. Yönetmen için de o bobinleri bulmak çok önemli. Bir bakıma onun evine dönmesini sağlayacak şey, Balkanlara bir ilk bakış. Yönetmen burada çocukluğunu geçirdiğini anladığımız bir Yunan şehrine gidiyor ama hiç kimse onun peşini bırakmaya niyetli gözükmüyor. O ortaya çıktığı zaman gazeteciler etrafını sarıveriyor. Kahramanımızın aradığı şeye karşı bir tepki var olduğunu fark ediyoruz.  Yönetmen oradan arabasıyla ayrılmak istiyor. Arabasına bineceği sırada bir kadın görüyor. Yönetmen onun arkasından yürümeye başlıyor. Bu da bize bu efsaneyle ikinci bağlantıyı sağlıyor. Odysseus’un amaçlarından biri ülkesine geri dönmek olduğu gibi, çok sevdiği karısına da geri dönebilmek.  Kahramanımız Manakis kardeşlerin ayak bastığı yerlere gitmek istiyor ve Arnavutluk’a gitmeye karar veriyor. Bir taksiyle yola çıkıyor ve sınır bölgesinde yaşlı bir kadınla karşılaşıyor. Onu da gideceği yere götürmek istiyor. Nitekim yapıyor da… Kadını gideceği yerde bir meydanın ortasında bırakıyor. Taksiyle yoluna devam ediyor ancak kar çok yoğun. Taksici, imajını çok çizdirmek istemese de daha fazla gitmek istemiyor.

ft0508

Yönetmen tek başına Mostar’a ulaşıyor ve burada film arşivine gidiyor.  Film arşivinde de karşısına bir kadın çıkıyor. Kadın ilk başta ondan çok fazla hoşlanmış gözükmüyor. Yönetmen bobinlerin orada olup olmadığını soruyor. Kadın ise Manakis’in diğer eşyalarının orada olduğunu ama bobinlerden haberinin olmadığını söylüyor. Kahramanımız bir başka durağa Üsküp’e gitmek istiyor. Kadınla birlikte yola çıkıyorlar. Bu yolculuk sırasında aslında çok farklı olmadıklarını anlıyorlar. Kadın Üsküp’te trenden inemiyor ve bu duruma ilk başta şaşırıyor. Tren hareket etmeye başlayınca trenle birlikte koşmaya başlıyor. Yönetmenin ona anlattığı hikayeden çok etkileniyor ve onunla yola devam etmeye karar veriyor. Sorunlar, kahramanımızın peşini bırakmıyor.  Sınır polisi tarafından trenden indiriliyor. Bu bölüm, yönetmenin Manakis kardeşlerle ne kadar ödeştiğini gösteriyor. Aklını Manakis kardeşler ve kayıp bobinlerden alamıyor. Biz de Manakis kardeşlerin bir zamanlar ölümden döndüğünü öğrenmiş oluyoruz. Yönetmenin Mostar’da karşılaştığı kadının Odysseus mitindeki Nmphlere karşılık geldiğini düşünüyorum. Odysseus da Nmpylerin kraliçesine hayır diyememiş, uzun süre orada yaşamış ve bu da yolculuğunun uzamasına yol açmıştır. Daha sonraki ayrılık sahnesinde parmağındaki yüzük dikkatimizi çekiyor. Birlikte yolculuklarına devam ediyorlar. Trendeyken kahramanımız annesini görüyor ve kendi çocukluğuna bir yolculuk yapıyor. Yönetmen çocukluğunun geçtiği eve gidiyor ve orada teyzelerini, amcalarını görüyor. Benim filmde en çok sevdiğim bölümlerden bir tanesi burası oldu. Angelopoulos, aslında çok üzücü bir durumu bize çok hissettirmeden anlatıyor. Bir yılbaşı sahnesi görüyoruz. Herkes dans etmekte ve  eğlenmektedir.  Herkes “Yaşasın 1945″ diye bağırmaktadır. Bir an sonra iki adam içeri girer ve amcalardan birinin koluna girerek onu dışarı çıkarırlar. Adam çıkarken ”Yaşasın 1948” diye bağırır. Biraz sonra herkes tekrar dans etmeye başlar. Kapıdan içeri tekrar üç adam içeri girer ve haciz için geldiklerini söylerler. Evdeki her şeyi toplamaya başlarlar, o sırada çalınmakta olan piyanoyu bile. Yönetmenin babası morallerini bozmamalarını söyler ve ”Yaşasın 1950” diye bağırır. Son bir kez  fotoğraf çektirmek isterler. Bu anda bu sahnenin bir rüya sahnesi olduğunu anlarız. Bu ana kadar yetişkin halini gördüğümüz yönetmenin çocukluğunu görürüz. Bütün aile hep birlikte yakında ayrılacakları evlerinde bir hatıra fotoğrafı çektirirler. Yıllardır yaşadıkları Bükreş’ten ayrılmak zorundadırlar. Yönetmenin bu sahnenin sonunda uyandığını görürüz. Sabah olunca yönetmen ve kadını limanda görürüz. Yönetmen gemicilerle pazarlık yaparak gemiye binmeyi başarır. Odyessus mitinde olduğu gibi, yönetmen de kadından ayrılır ve tek başına yolculuk yapmaya karar verir. Yolculuk yaptığı teknede ilginç bir objeyi fark ederiz. Devasa bir Lenin heykeli. Ancak benim anlayabildiğim kadarıyla heykel parçalanmıştır. Belki de Angelopoulos Lenin’in etkisinin bu topraklarda azaldığını böyle anlatmak istemiştir. Bu sahneyle, Odysseus’un insan yiyen devlerle karşılaştığı sahneyi bağdaştırabiliriz.  Sonuçta her devrim, kanlı ve acılarla gerçekleşmiştir.

ul5

Yönetmen sonraki durağı olan Belgrad’ta iner. İnince yakın arkadaşı olduğunu anladığımız biriyle sarılır. İkisi birlikte Belgrad Film Arşivi’ne giderler. Oradaki adamın bobinlere sahip olduğunu düşünmektedirler. Ama adam bobinleri Saraybosna’ya gönderdiğini söyler. Yönetmen bu duruma oldukça üzülür ama Saraybosna’ya gitmeye karar verir. Bu kısım bana, Odysseus’un eve çok yaklaşmışken, yanlış hatırlamıyorsam Poseidon’un fırtınasıyla  çok fazla geri gittiği kısmı hatırlattı. Yönetmen gazeteci olduğunu anladığımız arkadaşının tavsiyelerini dinlemez. Saraybosna’ya gitmeye kararlıdır. Gece uyurken yanına bir kadın gelir ve onun Bosna’ya geçmesine yardımcı olur. Ona yardımcı olan kadının kocasını kaybettiğini anlarız. Kadın kocasının yerine bizim kahramanımızı koymak istemektedir. Hatta ona  kocasının kıyafetlerini giydirir.  Yönetmen Saraybosna’ya ulaşmayı başarır. Burada karşısına bir şehirden arda kalanlar çıkar. Herkes devamlı bir yerlere koşturmaktadır. Yönetmen bulunduğu yerin neresi olduğundan tam emin olamaz. En sonunda bir çocuk görür ve onunla konuşur. Çocuk onu aradığı kişinin yanına götürür. Kayıp film bobinlerinin, film arşivi görevlisinde olduğunu öğrenir. Yönetmen film arşivinin durumunu ve filmin halini görünce biraz hayal kırıklığına uğrar. Filmin böyle bir yerde  tutulmasının yanlış olduğunu düşünür.   Adam ona dinlenmesi için zaman verir. Yönetmen uyandığında kimseyi göremez. Bunun yanında arşiv görevlisinin kızı babasını aramaktadır. Kız biraz bekledikten sonra oradan ayrılır. Yönetmense keşif için yalnız kalmıştır. Kayıp olan bobinleri inceler ve onların neredeyse izlemeye hazır olduğunu fark eder. Hatta adamı filmler üzerinde biraz daha çalışması için ikna etmeye çalışır. Adam, bunca yolu gelmiş yönetmeni kıramaz ve film kısa süre içinde izlemeye hazır hale gelir. İkisi bunu kutlamak için dışarı çıkarlar.  İnsanlar, yalnızca sis çöktüğü zaman dışarı çıkabilmektedir. Gençlerin oluşturduğu bir orkestra  müzik yapmaktadır. Sislerin altında bir orkestra.  Angelopoulos belki de dünyanın  onları görmezden geldiğini söylemektedir. Ölümler hep sis altında kalmıştır. Bundan sonraki sahnede Angelopoulos bunu bize açıkça sunar.  Hep birlikte sislerin içinde yürürlerken bir araba sesi duyarlar. Yönetmen arkada kalıp olanları dinler. Birçok kez silah sesi duyarız ve bu sırada yoğun bir sis bulutuna bakarız. Yönetmenle birlikte onların akıbetini öğreniriz. Ne yazık ki hepsi ölmüştür… Yönetmen bu durumu kaldıramaz ve kendini kaybeder. Odysseus da yolculuğu sırasında bütün adamlarını kaybetmiş ve eve bir başkası olarak dönmüştür. Yönetmeni boş bir perdeye bakarken görürüz.  Kendisini kaybettiğini ve başka birisi olmaya başladığını söyler. Bu yolculuk onu değiştirmiştir. Odysseus da evine tanımayacak şekilde döner. Başka bir isimle…

vlc2010040318h58m35s72

Daha önce Angelopoulos’un “Eternity and a Day” adlı filmini seyretmiş ve çok sevmiştim. “Ulis’in Bakışı”nı ise daha çok sevdim.  Manakis kardeşlerin bobinlerinin Saraybosna’da bulunması ise bana oldukça anlamlı geldi. Manakis kardeşler, yıllar boyunca önemli olayları kaydetmişler ve bir hafıza oluşmasına yardım etmişler. Angelopolous da Manakis kardeşlerin yaptığını yapıyor. O zamanlarda çok da dikkate alınmayan bir konuya, anlattığı hikayeyle ışık tutmaya çalışıyor.  Bize Saraybosna’dan bir bakış sunuyor.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s