LE GRAND ILLUSION

grandeillusion

Aslında bir süredir Jean Renoir’in ‘’La Regle du Jeu’’ filmi hakkında yazmak istiyordum, ancak geçenlerde bir hocamın tavsiyesiyle izlediğim ‘’Le Grand Illusion’’ filmi ile artık bu büyük yönetmen hakkında bir şeyler yazma isteğim doruğa ulaştı. Sinemada gerçekçilik akımının en büyük temsilcilerinden biri olan ünlü Fransız yönetmen J. Renoir çektiği filmlerle unutulmazlar arasına girmiştir. Aynı zamanda başta belirtmek isterim ki Renoir Fransız empresyonist ressamlardan Auguste Renoir’in oğludur. Bunu belirtmemin sebebi Renoir’in filmlerinde empresyonizmin etkilerinin bolca görülmesindendir. Son olarak da felsefe eğitimi alıp tiyatroya da büyük ilgisinin olduğunu söyledikten sonra da film hakkında yazmaya başlayabilirim.

Filmin başrolünde Jean Gabin (Marechal) vardır ve aynı zamanda Renoir’in daha pek çok filminde de oynamıştır. İkinci başrolde Boeldieu (Pierre Fresnay), üçüncü olarak ise Renoir’in ‘’Oyunun Kuralı’’ filminden de hatırladığım zengin ve cömert bir yahudiyi canlandıran Rosenthal ( Marcel Dalio) yer almaktadır. Rosenthal teğmen pilot, Boeldieu ise soylu bir yüzbaşıdır. İkisinin de uçağı Alman yüzbaşı Rauffenstein (Eric von Stroheim) düşürülür. Bunun üzerine Rauffenstein tarafından yemeğe davet edilirler, ancak yemeğin ortasında başka asker ve subayların da bulunduğu esir kampına götürülürler. Kampta en çok dikkatimi çeken şey birbirinden farklı uluslardan insanların uyumlu bir şekilde yaşamaları oldu. Bunu ben yönetmenin insan sevgisine bağlıyorum. Kampta Boeldieu ve Rosenthal aynı odada kaldıkları kişilerle yakınlaşırlar. Burada karşımıza cömert kişiliğiyle Rosental çıkıyor. Rosenthal’e gelen paketler sayesinde iyi bir ziyafet çekiyorlar. Renoir’in ‘’Oyunun Kuralı’’ filminde olduğu gibi yemek sahneleri burada da kişilerin birbirleriyle kaynaşmaları bakımından önemli bir yer tutuyor. Masada geçen diyaloglardan çok dürüst olan Alman bir gardiyan olduğunu ve Almanların da her gün lahana yemek zorunda kaldıklarını öğreniyoruz. Burada da yönetmen hümanist duygularını ve iyimserliğini ortaya koymuştur. Yemek sahnesi demişken aklıma Bunuel’in ‘’Burjuvazinin Gizli Çekiciliği’’ isimli filmi geldi. Orda da burjuva sınıfına mensup bir grup çeşitli sebeplerle bir türlü yemek yiyemiyorlardı. Yemek masasının işlevinin filmden filme değiştiğini görüyoruz.

grande2

Odadakiler daha önceden tünel kazmaya başlamışlardır ve kaçış planları yapmaktadırlar. Marechal ve Boeldieu buna sıcak bakarlar. Kamptakiler aynı zamanda tiyatro binasında sunmak için bir gösteri hazırlığı içindedirler. Bunun için bir sandık dolusu kadın kıyafeti gelir ve buradaki diyaloglardan 1914’lü yıllarda kadınların elbiselerinin kısalmaya başlayıp saçlarını da kestirdiklerini öğreniriz. Bu sahne de 1. Dünya Savaşı dönemin de kadınların durumunu anlatması bakımından önemlidir. Gösteri günü gelir ve farklı uluslardan askerler aynı sahnede gösterilerini sunarlar, ancak gösterinin ortasında Marechal, Doumont’un alındığını duyurunca hep bir ağızdan Le Marseillaise’i söylemeye başlarlar, işte bu sahne filmdeki en iyi sahnelerden biridir.

grande3

Bu durum Marechal’in hücreye atılmasına neden olur. Marechal’in hücrede olduğu sahneler iki tane uzun çekimden oluşur. Bu sayede yönetmen hem maliyeti azaltmış hem de belli bir zamanın geçtiğini ustaca göstermiş. Bu sahnede Marechal, Alman gardiyana çılgına dönmüş bir şekilde bağırıp artık Fransızca konuşabilmek istediğini söyler. Bu sahneden hareketle film boyunca ‘’dil’’ in önemli bir işlevi olduğunu söyleyebilirim. Kamptaki herkes kendi dilinde konuşmaktadır, ancak bu durum Marechal için iletişimsizlik kaynağıdır, çünkü hücrede gardiyanın dediğinden hiçbir şey anlamaz ve daha sonraki sahnelerden birinde de tünel kazdığını İngilizce bilmediği için karşısındakine anlatamaz.

Nihayet Marechal hücreden çıkar, ancak kaçış planları yarım kalır çünkü kamp değiştirmeleri gerekmektedir. Yönetmen bu değişim sahnesini tek plan halinde trenden çekmiş ve sadece tabelaları göstererek zamanda yaklaşık 18 ay birden atlayarak yine ustalığını göstermiş. En sonunda ise aşılmaz yükseklikte duvarlarla örülü bir kaleye geliyorlar. Marechal ve Boeldieu burada filmin başında uçaklarını düşüren Rauffenstein ile karşılaşırlar. Rauffenstein kalenin yönetimindedir ve ikisine de kaleyi dolaştırırken kalenin büyüklüğünden ve aşılmazlığından söz eder. Bu sahnede kamera kalenin yüksek suvarlarını gösterir. Ben duvarların aşılmazlığı ile Rauffenstein ve Boeldieu gibi aristokratların değişmez kişiliklerini bağdaştırıyorum. Mesela filmde Boeldieu hiçbir şekilde kimseye ‘’sen’’ diye hitap etmedi, ayrıca eşine ve çocuğuna da ‘’siz’’ diye hitap ettiğini söyledi.

Filmden diyaloglardan çıkardığımız bir diğer şey de aristokrasinin çökmekte olduğudur. Bunu da Boeldieu hastalıkların bile giderek demokratikleşmekte olduğunu söyleyerek belirtiyor. Daha sonraki sahnelerden birinde ise Rauffenstein savaşı kimin kazanacağını bilmediğini, ancak savaşın sonunda Boeldieu ve Rauffenstein gibilerin sonunun geleceğini söylüyor. Böyle söylemesine rağmen diğer askerlerin yanında Boeldieu ile İngilizce konuşmaktan geri kalmaz. Bu şekilde kendini biraz daha üstün göstermektedir.

grande4

Filmin sonlarına doğru imparatoriçenin armağanı olarak büyük bir sandık gelir. Sandıktan vodka çıkmasını beklerken kitap çıkınca bazıları sinirlenir ve sandığı ateşe verip kitapları yakarlar. Bu sahne çok önemlidir çünkü Marechal ve Rosenthal’in kaçmasına ilham verir.

grande5

Sandık ateşe verilince tüm askerler oraya toplanmıştır ve dikkat dağılmıştır. Boeldieu da bir plan yapıp dikkatleri dağıtarak Marachel ve Rosenthal’in kaçmasına yardım edeceğini söyler. Bunun için ise flüt önemli bir rol oynayacaktır. Boeldieu dikkatleri dağıtmayı başarınca diğer ikisi de kaçma fırsatı yakalar, ancak kendisi Rauffenstein tarafından vurulmaktan kurtulamaz. Ama burada da Boeldieu bu yardımı aslında kendisi için yapmaktadır. Çünkü Aristokrasinin yavaş yavaş çöktüğüne inanmaktadır ve bir soylunun savaşta ölmesinin en iyi çözüm olduğunu düşünmektedir.

grande7

Filmin sonuna geldiğimizde Marechal ve Rosenthal’i bitap düşmüş bir şekilde yürürken görürüz. Önlerinde upuzun bir yol vardır ve hiç yemekleri yoktur. En sonunda derme çatma bir kulübe bulurlar ve oraya sığınırlar. Kulübeyi ahır olarak kullanan Elsa savaşta kocası ve kardeşleri ölmesine rağmen ikisini de evine davet eder. Burada da yönetmenin iyimserliğini görüyoruz. İkisi de Elsa ve kızıyla iyice samimi olurlar, ancak eninde sonunda gideceklerdir ve Marechal tekrar geleceğini söyledikten sonra yola düşerler.

grand-illusion-13

Marechal ve Rosenthal karla kaplı bir alanda yürürler, artık umutları tükenme noktasındadır ve arkalarında askerleri görürüz, ancak askerler ateş etmezler çünkü ikisi de artık İsviçre sınırına girmişlerdir.

grande15

 

Ozan Yavuzarslan

Reklamlar

One thought on “LE GRAND ILLUSION

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s