Yedinci Kıta-Haneke

Yedinci Kıta’nın adını çok duymuştum. Haliyle beklentim de bir hayli yüksekti ama filmi izledikten sonra çok büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Haneke’nin bütün filmlerini izlememiş olsam da şimdiye kadar izlediklerimin arasında en kötüsüydü.

Mühendis olan George, gözlükçü Anna ve kızları Eva; maddi durumu iyi, herhangi bir sorunları yokmuş gibi gözüken bir aile. Ama yaşamlarının rutinleşmesi, aileyi yavaş yavaş kötü bir sona doğru sürüklüyor. Aile görünürde çok sakin, fakat son derece monoton bir hayat sürüyor. Kızları Eva da kör numarası yapmaya başlayınca ailenin durumu değişiyor ve Anna ile George bankadaki paralarını çekiyor. Kızlarıyla tamamen eve kapanıyorlar ve kendilerini ait her şeyi yok etmeye başlıyorlar.

Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Gerçek hikayelere dayanan filmleri, genelde sevmediğimi belirtmek isterim. Çünkü böyle filmlerde, ya filmin başında ya da sonunda gerçek hikaye hakkında ayrıntılara yer verilir. Filmin başında, hikayenin gerçek hikayeden alındığını öğrenince filme bakışımız değişir. Yönetmen bir bakıma kolaycılık yapar ve bu yazıyla birlikte, perdede gördüğümüz dünyayı direk olarak kabulleniriz. Haneke de filmin başında olmasa da filmde gerçek olaydan ayrıntılara yer vermiş. Bunun filmin başında belirtilmemesi daha doğru bir tercih olmasına rağmen, seyirciyi manipüle etmeye yönelik bir düşünce olduğuna inanıyorum.

Haneke’nin bu filmde Bresson’dan da etkilendiğini düşünüyorum. Anlatım tarzı olarak Bresson ve Godard’ın arasına koyabiliriz bu filmi.  Filmin bence başarısız olmasının bir nedeni de  yönetmenin bu kararsızlığı. İyi bir filmin seyirciye alan bırakması, seyirci yorumuna olanak vermesi gerektiğini düşünürüm. Yedinci Kıta filminde de bu özellikler mevcut. Fakat çok fazla sayıda kırık parça var ve bunları birleştirmek neredeyse imkansız. Haneke aileyi, modern bir ailenin prototipi olarak görmüş olabilir ama karakterlerin altının bu kadar boş bırakılmasının, doğru olmadığını düşünüyorum.

Filmin en sevdiğim sahnesi, son sahne oldu diyebilirim. Bu sahnede, hayatta kalan son kişi olduğunu düşündüğüm baba, televizyon ekranına bakıyor ve onları bu sona sürükleyen olayları düşünüyor. Belki de ölümün de aslında bir çözüm olmadığının ve bu sonun, monotonluğun bir parçası olduğunun farkına varıyor. Filmin yine de belirli bir seviyeyi yakalamasının en önemli sebeplerinden biri de bu sahne bence.

2.5/5

Mehmet  Berkay Sulek

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s