Zeki Demirkubuz-Yunus Aktaş

ZEKİ DEMİRKUBUZ

 

 

Resim

Türk Sinema tarihinde öyle yönetmenler vardır ki hep film yapsa da izlesek deriz. İşte Zeki Demirkubuz benim için bu kalitede bir yönetmendir. Peki Zeki Demirkubuz kimdir?  90’lı yıllarda Türk Sinemasının yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden biridir Zeki Demirkubuz. Yönettiği her filmle kendi çıtasını yükseltip, hem Türkiye’de hem dünyada çeşitli başarılara imza atmıştır.

C Blok filmi ile başlayan yönetmenlik kariyerine Masumiyet, Üçüncü Sayfa, İtiraf, Yazgı, Bekleme Odası, Kader, Kıskanmak ve Yeraltı filmleri ile devam etmiştir. Demirkubuz’u takip eden herkes yönetmenin Dostoyevski hayranlığını bilir. Bu hayranlık filmlerine de yansımıştır. Bunun en gerçek yanı filmlerde kapanmayan kapı olgusudur.

Dostoyevski Suç ve Ceza romanında ‘Kapanmayan kapılar ölümcül bir yara gibidir, düşkünler de dahil hayatta her insanın gidecek bir yeri, gireceği bir kapısı vardır. İnsanı yaşatan bu umuttur’   der.

C Blok’ta dikkati çeken üç kapı vardır. Bunlardan en önemli olanı dış blok kapısıdır. Bu kapı aslında tüm filmin içerdiği mesajı tek bir görüntü ile verir. Tülay karakteri C Blok’ta sıkışıp kalan, tek özgürlüğü blokların dışında ve sadece zihninde yaşayabilen bir karakterdir. Bu karakterle modern insanın bina içine sıkışmışlığını vurguladığını anlayabiliyoruz. Modernist mimarinin ezdiği, sıkıştırdığı insanların evlerinin hapishaneye dönüşmesi sonucu aradıkları çıkışlar ağırlıklı olarak işlenir. Bunu en iyi gözlemlediğimiz yer apartman kapısıdır. Dışarıdan kimse giremez.

Dikkat çeken ikinci kapı Tülay’ın daire kapısıdır. En can alıcı sahneler bu kapı önünde gerçekleşirken bazen de açık bırakılır. Bu noktada seyirci olarak içeriyi dikizleriz.

Son dikkat çeken kapımız ise Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı Halit karakterinin kapıcı dairesindeki kapısıdır. Halit saf ve temiz bir delikanlıdır ve bu saflığı filmdeki kadınlar tarafından kullanılmaktadır. Kadın karakterlerin zamansızca Halit’in dairesine girebilmeleri Halit’in korumasızlığını çağrıştırır bizlere.

Resim

Masumiyet, Yusuf’un hapisten çıkışı ve müdür ile yaptığı konuşma ile başlar. Burada dikkat çeken, kapının bozuk olması nedeniyle açılmasıdır. Aynı durum Yazgı’ da Musa karakterinin hapishane müdürü ile olan konuşmasında da gerçekleşir. Üçüncü Sayfa’da aslında öyle olmasa da devlet dairesini andıran bir yerde İsa dayak yerken kapı sürekli açılmaktadır. Masumiyet filminde Yusuf hapishanede kalmak istese de kapıların açılıyor olması dışarıda onu bekleyen kaderi, umudu olarak algılanabilir. Bu tamamen izleyicinin perspektifine göre değerlendirilebilir. Fakat Zeki Demirkubuz bu sahneyi ‘Özel bir anlam yüklemedim, tesadüfen gerçekleşti’ olarak yorumlamıştır.

Üçüncü Sayfa filminde İsa’nın intihar girişiminde çalan kapı onu hayata döndürürken, ev sahibi için ölüm demektir. Filmde bir başka göze çarpan nokta da İsa’nın Meryem’i gözetlediği sahnelerdir. Film İsa’nın Meryem’in kapısında intiharı ile sona ermiştir. Yazgı’da da kapılar Üçüncü Sayfa ile benzerlik taşır. Karşılıklı kapılarda geçen olaylarla, iki dairedeki yaşamları izleriz.

Bekleme Odası Zeki Demirkubuz’un kendi hayat hikayesinden yola çıkarak çektiği biyografi niteliğinde bir filmdir. Filmin ana karakteri olan yönetmen Ahmet’i de Zeki Demirkubuz kendisi oynamaktadır. Bu filmde dikkati çeken, Ahmet’in sıradan hayatının kapıya gelen ve kapıdan çıkan kadınlarla değişmesidir.

Resim

Benim en sevdiğim Demirkubuz filmi olan Kader’de, karakterler kendi kaderlerinin peşinden gider ve bu karakterler umudu da acıyı da kapı önlerinde yaşarlar. Bekir kendisinin olmayacak kadının peşinden oradan oraya sürüklenir. Pavyon kapılarında vurulur ve ölümle yüzleşir. Bu yüzleşme onu biraz gerçek hayata döndürse de Uğur’suz yapamaz ve kaderine koşarcasına yine Uğur’un kapısına gelir. Benim için filmin en can alıcı sahnesi, filmin sonunda Bekir’in Uğur’un evindeki konuşmasıdır. O sahnede Bekir, ‘Bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bir daha geri dönemezsin. İyi düşün dedim. Düşündüm, düşündüm ama olmadı, dönemedim. Sonra bak oğlum dedim kendi kendime. Yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok. Kaderin böyle’ der.  Kader filmi Demirkubuz’u sevmemi ve onu daha iyi tanımamı sağlamıştır. Çünkü film gerek diyaloğu, gerek konusu ile beni derinden etkilemiştir.

Demirkubuz bir söyleşisinde ‘Sinemaya benim ve filmim hakkında bilgi sahibi olmadan gelen insanlar olabilir. Bu izleyiciler filmden sıkılabilirler. İşte tam filmden sıkılacakları noktada bir kapı açıldığı takdirde bütün dikkatleri filme yönelir. Biraz da bu yüzden tercih ediyorum kapıların açılmasını’ der. Zeki Demirkubuz kapıyı her ne kadar simgeleştirmek için bir çaba sarf etmediğini söylese de kapılar her zaman anlatmak istediğini göstermek için kullandığı birer metafordur.

Sinemaya Başlaması

Sinemaya 1986 yılında Zeki Ökten’in asistanlığını yaparak başladı. İlk uzun filmi C Blok’u (1994) çekene kadar çeşitli yönetmenlerin asistanlığını yaptı. C Blok’tan sonra Demirkubuz, kendi senaryolarını yazan bağımsız bir yönetmen olarak çalışmaya devam etti. Uluslararası eleştirmenler ve izleyiciler, Demirkubuz’u Venedik Film Festivali’nde gösterilen ikinci filmi Masumiyet’le  tanıdılar. Demirkubuz’un üçüncü filmi olan  Üçüncü Sayfa, Türkiye’deki film festivallerinin yanı sıra Locarno ve Rotterdam Film Festivalleri de dahil olmak üzere Avrupa’da yapılan çok sayıda film festivalinde gösterildi. Bu dönemde Zeki Demirkubuz ”Karanlık Üzerine Öyküler” adını verdiği üçlemesinin çalışmalarına başladı. Üçlemenin ilk iki filmi, Yazgı ve İtiraf, 2002 yılında Cannes Film Festivali’nin ”Un Certain Regard” bölümünde gösterildi. Üçlemesini başrolünü de üstlendiği Bekleme Odası’yla (2003) tamamlayan Demirkubuz, daha sonra Masumiyet’in başlangıç öyküsünü anlatan Kader’i çekti (2006). 2009 yılında gösterime giren bir diğer filmi Kıskanmak’tır. Kıskanmak filminin ardından, son olarak ‘Yeraltı’ (2012) adlı filmi çekmiştir. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı hikayesinden esinlenerek yaratılan filmin başrolünde Avrupa Yakası’nda Burhan Altıntop karakteriyle gönüllere taht kurmuş Engin Günaydın oynamıştır.

Röportajlar

Demirkubuz The Guardian’a konuştu

Yönetmen Zeki Demirkubuz Guardian gazetesine, hapishane sayesinde yönetmen olduğunu söyledi. İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Guardian, yönetmen Zeki Demirkubuz ile bir röportaj yaptı. Haberde, Demirkubuz’un “Hapse atılmasaydım yönetmen olmayabilirdim” sözleri aktarıldı.

Fiachra Gibbons imzalı haberde, “İstanbul yoğun kar yağışı altında sessizliğe bürünmüştü ve hiçbir şey hareket etmiyordu. Feribotlar limanlarda donakalmış, trafik sessizleşmiş ve dünyayı yöneten iki muhteşem imparatorluk olan Romalılar ve Osmanlıların kenti sise bürünmüştü. Zeki Demirkubuz ise apartmanına kapanmış ve kendini pek çok kişinin yaptığı gibi kış melankolisine vermişti” şeklinde başladı.

Türkiye’nin böyle bir ortamda bir molaya ihtiyacı olduğu yorumu yapılan haberde, “Bir ay kadar önce kurban bayramı nedeniyle milyonlarca koyun ve inek İbrahim’in bıçağı altına girmişti ve sokaklarda kan vardı. Kuş gribi ülkede panik yaratmıştı. Ülkenin en büyük yazarına ‘Türklüğe hakaretten açılan davanın -ki şükürler olsun artık düştü- utancı ve kızgınlığı vardı. Ülkenin en ünlü suikastçısı Mehmet Ali Ağca serbest bırakılmış, daha sonra artan ‘derin devlet’ tartışmalarının ardından hapse geri dönmüştü… Türkiye son bir yılda, 70 yılda olduğundan daha çok değişime sahne olmuştu” ifadeleri yer aldı.

Zeki Demirkubuz ise bu durumdan umutsuz olmadığını belirterek, “Her gün bana sürpriz olan ve beni mutlu eden bir şey duyuyorum. Ancak kaygım, bunların gerçek mi, yoksa sadece psikolojik bir şey mi olduğu” dedi.

İlk okuduğu klasiğin Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” kitabı olduğunu belirten Zeki Demirkubuz, “Dostokevski benim için bir şoktu. Onu anlamam 10 yılımı aldı. Acı bizi birleştiren şey. Acı her yerde ve hepimiz onunla yüzleşmeliyiz. Benim bütün filmlerim onun hakkında. Dostoyevsky, aynı kitabı tekrar, farklı karakterlerle ve farklı durumlarla yazmış. Ben de aynı filmi tekrar yapmaya çalışıyorum. Konuyu değiştirmek bana fırsatçılık gibi geliyor, sanki siyasi ya da finansal sebeplerden yapılıyormuş gibi” diye konuştu.

İyiyi Bulmak İçin Kötüyü Gösteriyorum

Zeki Demirkubuz çocukluğunda fabrikada çalışmış, işportacılık yapmış, 1980 darbesinde 16 yaşındayken üç yıl hapis yatmış bir yönetmen. Bu hapis hayatı onu edebiyatla tanıştırıyor ve Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabını okuması ile hayatı birdenbire değişiyor. Demirkubuz filmleri, insanın zaaflı, çelişkili ve en önemlisi tehlikeli taraflarını iyilik maskesiyle değil, gerçeklikle gösteriyor. O kendi yöntemleriyle kötüyü işaret ederek iyiyi idealize ediyor.

Hayatınızın bir döneminde işportacılık yapmışsınız. İnsanla orada mı tanıştınız?

Ne yaparsanız yapın, ister işportacılık yapın ya da köle olun, insan çevreye bakarak keşfedilmez. İnsanı keşfetmenin gerçek yolu kişinin içine yani kendine bakmasıdır. İçindeki iyi, kötü, doğru, yanlış, değerli, değersiz her şeyle yüzleşebilmeyle insan keşfedebilir. Ayrıca insan ve hayatı keşfetmenin ideolojik olduğunu düşünürüm. Kendi içine bakabilecek kadar cesur ve gerçekçi olan adam hem kendi hem de insan hakkında birçok şey öğrenebilir.

Siz bilmekten çok düşünmeye dem vuran birisiniz. Bunun kişisel tarihinizle bir ilgisi var mı?

Yaşadığımız coğrafya, sosyoloji, aile yapısı, alınan eğitim… Bunların hepsinin bir önemi var. Fakat asıl gerçek nasıl bir insan olduğunuz hakkındaki kaderinizdir. Hayatta her şeyi sorgulayıp merak edebiliriz. Ben birçok şeyin nedensiz olduğunu düşünüyorum. Sizin böyle insanlar olmanız, benim böyle biri olmama dair birçok şeyi sorgulayabiliriz. Bunun başındaki neden nedensiz olmasıyla ilgilidir.

O zaman az önceki sorunun cevabı da sizde yok…

Elbette. Çünkü ben bunu yıllardır merak ediyorum. Bunu hem kendi üzerimden hem de başkaları üzerinden düşündüm. Eğitimin, coğrafyanın, dinlerin abartılı bir şekilde ele alındığını düşünmemin sebebi şudur; aynı ailede doğmuş, aynı ekmeği yemiş, suyu içmiş, bir sürü insan birbirinden o kadar farklı oluyor ki. Varoluşumuzla ilgili şeylerin nedenleri var. Fakat bazı şeyler de nedensiz. İnsan akli bir varlık olduğu için elbette nedenleri sorgulaması kaçınılmaz. Bazı sorular var istediğiniz kadar sorun cevabını veremiyorsunuz.

 

Son olarak şunu belirtmek isterim: Demirkubuz filmlerini çok sıkıcı bulabilirsiniz, eleştirebilirsiniz. Fakat filmlerinin içeriğini ve vermek istediği mesajı anlamak için yönetmen hakkında bilgi sahibi olmak, onun Türk Sinemasına kattığı farklılığı iyi kavramak gerektiğini düşünüyorum.

 

Kaynaklar

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeki_Demirkubuz
  1. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3863312&tarih=2006-02-03
  1. http://yenisafak.com.tr/Pazar/?i=376862

 Yunus Aktaş

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s