First Works by 362 Artists

Hollanda her ne kadar dünyaya çok büyük sanatçılar armağan etmiş olsa da sanata olan ilgi ne yazık ki her geçen azalıyor. Erasmus Değişim Programıyla Hollanda’da kaldığım süre içerisinde bunu gözlemleme fırsatım oldu.  Benim yaşadığım yer olan, Hollanda’nın ikinci büyük şehri Rotterdam’da konser sayısı o kadar az ki şaşırmamak elde değil.  Şehirde sadece bir tane büyük kitap evi bulunuyor, diğer kitap evlerinde ise popüler romanlardan başka bir şey bulmak kesinlikle mümkün değil. Kütüphane ise son derece yetersiz, özellikle güzel sanatlar alanında.

İşte bu az sayıda kaynağın arasında biraz da şansımın yardımıyla ‘First Works by 362 Artists’ adlı kitabı bulabildim.  Kitap, Francesca Richter ve Matthew Rosenweig tarafından hazırlanmış ve d.a.p. yayınevi tarafından basılmış. Kitapta, hem günümüzde yeni tanınmaya başlamış olan sanatçıların, hem de  Barnet Newman, Lawrence Weiner, Bill Viola, Gerhard Richter gibi sanat tarihinde çok önemli isimlerin ilk çalışmalarına yer verilmiş. Bazı sanatçılar çocukluklarında yaptıkları eserleri gönderirken, bazıları kendileri için önemli olan ilk eserlerini yollamış. Bu kitapta yer alan ve benim dikkatimi çeken sanatçıları paylaşmak istiyorum.

Bunlardan ilki Grisha Brushkin oldu. Benim de kafamı çok kurcalayan bir meseleye el atmış Bruskin ”Step” adlı eserinde. Kitapta bu sanatçıların, ilk eserleri hakkında ne düşündüğüne de yer verilmiş. Brushkin’in bu eseri, seçkide en çok beğendiğim eserlerin başında yer alıyor. Klasik heykeller bence fotoğraf makineleri gibidir, onlar da bir anı yakalarlar. Bunun en güzel örneği Medusa mitidir belki.  Aslında çok güzel olan Medusa, sadece kaderinin cilvesiyle bir canavara dönüşür ve hepimizin bildiği gibi insanları taşa çevirir.

Brushkin’in bu eserinin hem yorumlanması kolay, hem de ele aldığı konuyu mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Eserin başlığının ”Step” olması bile bu eserin değerini çok fazla artırıyor.

Past-Imperfect-Bruskin-Grisha-9780815609018

 

The action takes place on a border: between dream and reality, life and death, sky and earth.

A monument brought to life or life stiffened in its tracks. A step into the void or a balancing act above it. A leap to the death or to eternal life . A stopped moment. Stopped not because it is so fair, but because there is no other; it is missing, rulled out. A moment stopped in its tracks. The monument to a moment.

 

Mariko Mori bu seçkide ilgimi çeken bir başka isim oldu.  O da eserinde Brushkin ile aynı konuyu işlemiş, basitçe söylersek ölümün kaçınılmazlığını. İnsanlığın en büyük sorusunun yaratıcılığa nasıl dönüştüğüne iyi bir örnek.

A star radiates light worth hundreds of millions of stars at the end of its life.

Death: the absolute inescapable law of the universe.

In the vast universe,however, some stars die and yet others are brought into being through mega explosations effected by gravity and immense pressure.

Bu kitabın en iyi taraflarından biri, aynı zamanda bir intro kitabı olması belki de. Sanatçılar hakkında bilgilere yer verilmemiş, böylece siz gerçekten beğendiğiniz sanatçıların eserlerine odaklanabiliyorsunuz. Kitapta Cathrine Opie’nin adı bana hiçbir şey ifade etmemesine rağmen,  Self-Portrait adlı eserini çok beğendim ve bu beni onun hakkında araştırma yapmaya yöneltti. Kısa bir araştırmanın sonucunda UCLA Fotoğrafçılık Bölümü’nde profesör olduğunu ve  Guggenheim Müzesi’nde solo olarak yer aldığını öğrendim. Kitapta yer alan eseri de benim için çok anlamlı. Bize kendimizi bilmeye başladıktan sonra aşılanmaya çalışılan hayallerle ilgili bir eser bence. Sanatçının yorumu ise biraz daha farklı.

I wasn’t really thinking about the art world or the impact this work would have on people. It was a photograph that I had in my head  for over a year before actually making it. I had a good friend ,fellow artist Judie Bamber, do the cutting. She hadn’t ever done a cutting before. I wanted to  be appherensive about style of the cutting, as opposed to the piece I did the following year Pervert, which was perfect. The image is about hope and about being queer.

İşte geldik en beğendiğim esere, benim yüzyıl düşünsem aklıma böyle bir şey gelmezdi. Sanatçı Marc Quinn, bu eseri için kendi kanını kullanmış. Quinn, 5 aylık süreçte alınan toplam 4,5 litre kanından bu heykeli ortaya çıkarmış. Şu ana kadar yapılmış en ilginç heykellerden biri olmalı bence.  Marc Quinn bu eserini bakın nasıl anlatıyor:

 

I wanted to make art that was real, and didn’t illustrate the idea of reality. I also wanted to make sculpture about life that was in some sense alive.

When a person dies, it seems, to me all you can say is that they were alive and they are not- yo cannot say where the life went. Similiarly in this frozen piece if the freezer is unplugged , the form disappears and you cannot say where it has gone- you can only say it was here and now it isn’t. I was very happy with the way that freezing the blood could express that rather intangible idea in a sculptural way.

Siz de benim gibi sanat tarihine ilgi duyuyorsanız, bu kitaba göz atmanızda fayda var. Zira kitapta 50’li yıllardan itibaren eser vermeye başlamış sanatçılardan, günümüzde çalışan sanatçılara kadar pek çok ismin eserlerine yer verilmiş.

Mehmet Berkay Sülek

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s