Ait Olmak

İnsanlar her zaman bir yere ait olmanın ihtiyacını duymuşlardır. Bunun en önemli nedeni, kendini diğerlerinden ayırmaktır. Hiçbir insan yoktur ki kendisinin özel birisi olduğunu düşünmesin. Belki de en büyük korkumuzu bastırmanın bir yoludur bu. Dinin günlük hayatta bu kadar büyük bir rolünün olmasının nedeni, dünyanın her köşesinde yüzlerce dinin yer almasıdır. Dinler arasındaki bu çatışma, dinsel pratiğin günlük hayatta önemli bir rol oynamasına neden olmuştur. İnsan, bu pratikleri yerine getirerek kendisini diğerlerinden ayrıştırır ve kendisini bir grubun parçası haline getirir.

Dünyada  sadece bir din olsaydı ve bütün insanlar bu dine inanıp onun ritüellerini yerine getirseydi, bu ritüellerin günlük hayatta çok önemli bir yeri olmazdı. Çünkü insanların mücadele edecekleri bir şey olmazdı. İnsanlar hemen hemen eşit hale gelecek ve kendini diğerlerinden ayırma ihtiyacını gideremeyecekti. Aralarındaki farklar azalacaktı. Herhalde böyle bir şey mümkün olamazdı, çünkü insan doğası gereği kendisini diğerlerinden ayrıştırmaya gerek duyacaktı.

Musevilerin  dünyada bu kadar sorun yaşamasının nedeni, kendi küçük gruplarına kimseyi dahil etmemeleri ya da onların arasına girmenin çok zor olmasıdır.  Bu küçük grubun gelir düzeyinin yüksek olması da onlara karşı duyulan tepkinin nedenlerinden biridir. Ayrıca, Yahudiler Museviliği bir dini kimlik olarak görmek yerine, doğuştan gelen bir üstünlük olarak kabul etmişlerdir. Her ne kadar, diğer dinlerin mensupları kendi dinlerini özümsemiş olsalar da, kendi toplumları içine yerleşen bu gruba tepki duymalarının sebebi bence budur.

Bugün en çok izlenen ve beğenilen filmler, diziler insanlara en çok özdeşleşme olanağı sağlayanlardır. Bunlara örnek verecek olursak: Game of Thrones, Harry Potter, Twilight, Hunger Games ve daha birçokları sayılabilir. Bütün bu filmlerde keskin hatlarla ayrılmış birçok grup bulunur. Özellikle kendi kimliğini arama sürecinde olan gençlere kısa süreliğine bir kimlik yaratır. Bize senaryo derslerinde, iyi bir senaryo yazarken ilk yapılması gereken şeyin güçlü bir çatışma yaratılması gerektiğidir.  Hikayede böyle bir durum çıkarmanın en kolay yolu ailelerden, tarihten gelen kavgaları kullanmaktır. Aslında insanların çok alışık olduğu bir formattır bu. Soy isimlerinin kullanılması aslında çok masum bir nedenden dolayı ortaya çıkmış gibi gözükse de, burada arkada yatan nedenler ait olma duygusu ve üstün olma isteğidir. Bu, insanlarla tanışmadan önce bile sizin kim olduğunuzu gösteren bir kimliktir.

Sporun en önemli eğlence araçlarından biri olmasının nedeni de budur. Hepimizin bildiği gibi taraftarı olabileceğimiz onlarca takım bulunmaktadır ve bunların hepsi insanı bir kimlik sahibi yapar, aidiyet duygusunu yükseltir.

Bu ait olma ve üstünlük ihtiyacı, insanların sonradan yarattığı bir şey değildir. Doğduğumuz andan itibaren bir grubun parçası oluruz. Çocukluğumuzdan itibaren erkek ve kadınlar arasındaki çatışmanın mensubuyuzdur. Aklımıza ilkokul günlerimizi getirelim, genelde ilkokulun ilk yıllarında erkekler ayrı, kızlar ayrı oynarlar ve pek fazla iletişim kurmazlar. Sınıf içinde devamlı birbirlerine üstünlük kurmaya çalışırlar. Buna benzer ait olma duygularını tüm hayatımız boyunca devam ettiririz. Genelde bir gruptan diğerine geçmek pek hoş karşılanmaz. Bunun nedeni, belki de diğer grubun değerinin bu geçişle azalacağının düşünülmesidir.

Dünyada çatışma olmasaydı, ne sanat ne de başka bir şey ortaya çıkabilirdi. Sanatın ortaya çıkmasının nedeni, bizim yaşadığımız çatışmalardır. Kimse herkesin her şeyde hem fikir olduğu, hiçbir sorunun olmadığı bir filmi seyretmezdi herhalde. İnsan da küçük olsa bile sorunun olmadığı bir dünyada, hayatına devam etmek için bir sebep bulamazdı. İnsan hayatı da bir film gibidir.  Ne olursa olsun bu dünyada kısa bir süre kalırız. Hayat bir roman değil, bir filmdir. Ya bu filmin devam etmesi için çatışmalar, kazanma ümidi olmasaydı. Hele sicim kuramına göre aslında hayatın bir hologramdan ibaret olabileceğini düşünürsek!

Holografi ilkesi, bir uzayın hacminin kendi yüzeyi üzerine kodlanmış şekilde düşünülebileceğini ifade eden bir kuantum kütle çekimi ve sicim kuramı özelliğidir. İlk olarak Gerardus ‘t Hooft ortaya atmış ve yine Leonard Susskind; Hooft ile Charles Thorn‘un fikirlerine kendininkileri de ekleyerek net bir sicim kuramı yorumu haline getirmiştir.

Daha geniş bir manada, teoriye göre tüm evren kozmolojik ufukta “boyanmış” iki boyutlu bir bilgi yapısı olarak görülebilir, öyle ki gözlemlediğimiz üç boyut anca makroskopik ölçek ve düşük enerjide geçerli bir açıklamadır. Kozmolojik ufkun sonsuz alanı bulunduğu ve zamanla büyüdüğü için kozmolojik holografi matematiksel olarak kesinlik kazanmamıştır.

Holografik prensipte kara delik termodinamiğinden esinlenilmiştir. İçerisinde herhangi bir nesne bilgisi barındırmayan kara deliklerde, düşen nesnelerin bilgileri olay ufkundaki dalgalanmalarda korunur. Holografik prensip, kara delik bilgi paradoksunu sicim kuramı çerçevesinde çözüme kavuşturmuştur. wikipedia.org

 Mehmet Berkay Sülek

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s