Malleus Maleficarum

Şeytan her zaman merak konusu olmuştur. İlk zamanlarda pek sevilmese de günümüzde gittikçe popülerleşmektedir. Bunun nedeni kurallara başkaldırının artmasıdır. Şeytan’dan daha büyük bir isyan hareketi görülmemiştir. Bir bakıma insanların kendini rahatlatma aracıdır. İnsanlar ilk çağlardan itibaren, yaptıkları kötü şeyleri bir kötü ruhla ya da şeytanın etkisiyle yaptıklarını düşünmüşlerdir. Bu bizim gibi saf insanlar için kolay bir kaçış yoludur. Kötülük, hep insanların kendi eylemlerini haklı çıkarmak için gereklidir, iyiliğin farkına varmak için değil. Dil ise hiç de masum değildir. Bence bir eylemi doğrulamaya, haklı çıkarmaya çalışıyorsanız, yaptığınız eylem doğru değildir. Bir şeyi değerli yapan karşıtıdır. Hayat da ölüm sayesinde bu kadar değerlidir.

Şeytan, ilk ortaya çıktığı zamanlarda, bizim bildiğimiz şekliyle tasvir edilmiyordu. Satan, Tanrı’nın kirli işlerini yapan bir melekmiş. Şeytan, kilisenin kendisini haklı çıkarması için kullanılmış. Kilisenin karşısında yer alanlar, Şeytan’la çalışmakla itham edilir hale gelmiş.  O, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde siyah kanatlı olarak resmedilmiş. Ayrıca ejderha ve yılan olarak da tasvir edilmiş. Satan, aslına bakılırsa ilk dönem Hristiyanları için bir ajan gibi çalışmış. Kilise için ne kadar büyük bir güç kaynağı. Aslında o günden bugüne hiçbir şey değişmemiş. Yine, herkes güç kimdeyse ona göre hareket ediyor ve iktidar kimin elindeyse, biraz söz sahibi olanlar onun çıkarları için çalışıyor.

Bizim bugün bildiğimiz Şeytan figürünün oluşturulmasında, bana en ilginç gelen bölüm Pan’ın boynuzlarının şeytana nasıl geçtiği oldu. Pan paganların en önemli Tanrılarından biri ve yeni yükselmekte olan Hristiyanlar için bir tehditmiş. Pan’ın gücünü azaltmak için onun özellikleri Şeytan figürüne  aktarılmış. Dilin çok da masum olmadığını söylemiştim. İngilizce’de yer alan ”scapegoat” sözcüğü dilimize de günah keçisi olarak geçmiş. İnsanın aklına Pan geliyor tabii, Pan da yarı keçi yarı yarı insan görünümünde bir Tanrı olarak resmedilmiş. Günah keçisi tabirinin Pan ile yakından ilişkisi olabileceğini düşünüyorum. Pan ve onu izleyenler de kendi dönemlerinde günah keçisi ilan edilmişler. Kilise’nin 15.yy’a kadar 60.000 ile 300.00 arasındaki insanı yaktığı tahmin ediliyor. Bu olayların belki de en ünlüsü Arthur Miller’in ‘Cadı Kazanı’ oyununda konu edindiği Amerika’nın Salem kasabasında yaşananlar. Arthur Miller o dönem Hollywood’da yaşanan komünist, yani cadı avından etkilenerek yazmış bu oyunu. Salem’de toplam 29 kişi infaz edilmiş.

Bizim bildiğimiz haliyle Şeytan ve Cehennem ise zaman içerisinde oluşmuş. İzlediğim bir belgeselde, Cehennem’le ilgili ilk tabirlerin Antik Kudüs’te ortaya çıktığını gördüm. Ayrıca Şeytan’ın Cennet’ten kovulmasıyla, Zeus’un Typhus’u Tartarus’a atışı arasında bağlantı kurulmuş. Cehennem’in yaratılmasında Tartarus’tan esinlenildiği görülebilir. Hades’le Şeytan arasında da bağlantılar kurulabilir. Franz Scubert, Schiller’in ‘Gruppe aus dem Tartarus’ adlı şiirini bestelemiş. Benim en sevdiğim Schubert liedlerinden birisidir bu. Schubert bu eserinde, şiirde hissedilen o korku ve terörü çok iyi yansıtmıştır.

Horch - wie Murmeln des empörten Meeres,
Wie durch hohler Felsen Becken weint ein Bach,
Stöhnt dort dumpfigtief ein schweres, leeres
Qualerpreßtes Ach!

Schmerz verzerret
Ihr Gesicht, Verzweiflung sperret
Ihren Rachen fluchend auf.
Hohl sind ihre Augen, ihre Blicke
Spähen bang nach des Cocytus Brücke,
Folgen tränend seinem Trauerlauf.

Fragen sich einander ängstlich leise,
Ob noch nicht Vollendung sei!
Ewigkeit schwingt über ihnen Kreise,
Bricht die Sense des Saturns entzwei.

Schiller


and they follows Cocytus' sad course with tears.

They ask one another softly with fear
whether the end has not yet come!
Eternity whirls above them in circles,
breaking Saturn's scythe in two.
      Translation from German to English
          by

Emily Ezust

 

        Özellikle  şiirin son kısımlarını Schubert’in müziği çok daha etkili, çok daha dramatik hale getiriyor. Schubert’in en iyi lied bestecisi olmasının sebebi budur belki de. Bu güzel liedi büyük Fischer- Dieskau’dan dinleyelim.

Schubert’in bir başka  liedi de ‘Fahrt zum Hades’dur. Schubert bu şarkıda  hiçbir sesin olmadığı, hiçbir arkadaşın olmadığı Hades’in evini anlatıyor. Tanrı da Şeytan’a en az insanın duyduğu kadar ihtiyaç duyar.

Der Nachen dröhnt, Cypressen flüstern,
Horch, Geister reden schaurig drein;
Bald werd' ich am Gestad', dem düstern,
Weit von der schöne Erde sein.

Da leuchten Sonne nicht, noch Sterne,
Da tönt kein Lied, das ist kein Freund.
Empfang die letzte Träne, o Ferne,
Die dieses müde Auge weint.

Schon schau' ich die blassen Danaiden,
Den fluchbeladnen Tantalus;
Es murmelt todesschwangern Frieden,
Vergessenheit, dein alter Fluß.

Vergessen nenn' ich zwiefach Sterben,
Was ich mit höchster Kraft gewann,
Verlieren, wieder es erwerben -
Wann enden diese Qualen? Wann?
The dory creaks, cypresses whisper;
hear, there, spirits' eerie cries.
Soon I will be on the gloomy shore
far removed from beautiful Earth.
 
Sunlight, starlight, neither shines there,
no song sounds, no friend is found.
Take, o distant land, these final
tears my eyes have left to shed.
 
Already I see the wan Danaids,
and curse-burdened Tantalus;
heavy with death's stillness, your age-old
river, Oblivion, murmurs.
 
I call forgetting a second death.
To lose what I spent utmost strength
to win, and then repeat the struggle --
When will these tortures finish?  When?
      Translation from German to English
          by

T. P. Perrin

Cehennem’in kötülüğü ve acısı, insan üzerinde Cennet’in tüm güzelliklerinden ve zevklerinden çok daha etkilidir.  Sonuçta insanları kitaplarda yazanları yapmaya yönlendiren şey, acı çekme korkusudur. Cehennem diye bir yer olmasıydı, dünyanın bugünkü gibi olmayacağını tahmin edebiliriz.

Kilise, Şeytan’ı çok doğru bir şekilde kullanmıştır, çünkü onun gerekliliğini çok iyi bilmektedir.İnsanların en gerçek duygusunu manipüle etmişlerdir. Korku en derin ve etkili duygudur. Sevgi dediğimiz de aslında sadece bir kaybetme korkusudur. 16.yy’da Heinrich Kramer adlı papaz, ‘Malleus Maleficarum’ adlı bir kitap yazmış ve Şeytan’la birlikte olan insanların nasıl tanınacağını belirtmiştir. Bu kitapta Şeytan’a inanmamak da bir günah olarak görülmüştür. Kitap, kendi döneminde en çok satan kitaplar arasına girmiş. Bu da bu korkunun boyutunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Bu dönemi en güzel anlatan filmlerden biri ise benim çok sevdiğim Dreyer’in ‘Gazap Günü’ adlı filmidir. Bu filmde cadılıkla suçlanan bir kadını ve genç bir kadınla evlenen bir papazı izleriz. Papaz kendisinden yaşça çok daha küçük bir kadınla evlenmiştir. Bu kadın da papazın oğluyla yasak bir ilişkiye girer. Bu sırada cadı olmakla suçlanan kadın sorguya çekilir. Kadın, papaza daha önce cadı olmakla suçlanan birisini kurtardığını hatırlatır. Bu kadın karısının annesidir. Papaz bu durumdan çok rahatsız olur ama toplum karşısında yapacak bir şeyi yoktur. Papazın karısı annesi hakkındaki gerçeği, yani onun ölümü çağırabildiğini öğrenir. Bu arada cadılıkla itham edilen yaşlı, talihsiz kadın yakılır. Papazın karısı da kendinde bu gücün olup olmadığını merak eder. Kocasını öldürüp, onun oğluyla güzel bir hayata yelken açmak ister. Dreyer’in bu filmi, bu kuralların nasıl bükülebileceğine dair çok iyi bir filmdir ve aslında bu suçlamaların altında yatan nedeni gösterir. Kilise belli ki kötülüğün varlığını ispatlamak için kendisine bir günah keçisi bulmak zorundadır ve bu talihsiz yaşlı kadın bu görevi yerine getirir.

Şeytan her ne kadar korkutucu bir figür olsa da bugün sevilen çoğu eserde oldukça karizmatik ve bilgili birisi olarak resmedilmiştir. Benim hemen aklıma gelen bir örnek Mihail Bulgakov’un ‘Usta ile Margarita’ adlı eseri. Bu eser, Satan’ı kaos yaratıcı bir yaratık olarak gösterse de onun insani yönünü göstermeyi de ihmal etmemiştir.  Okuduğum bir başka kitap, John Fowles’ın ”Büyücü” adlı eserinde ise Ezra Pound’un bir şiirine yer veriliyordu. Burada da Şeytan’a dolaylı yoldan bir gönderme yapıyor Pound.

O ki, ölü de olsa aklı tamamen yerinde!

Bu ses karanlıkta geldi

Önce gitmelisin o yoldan

Cehennem’e

Ceres’in kızı Proserpine’nin kamereyesine,

Havada asılı karanlıktan geçip, Tiresias’ı görmeye.

Kördü o, cehennemdeki bir gölge

Öyle bilgi doludur ki güçlü adamlar yetişemez ona,

Sen kendi yolunun sonuna gelmeden önce.

Bilgi ki, bir gölgenin gölgesi,

Yine de bilginin ardından açılmalısın denizlere

Uyuşturulmuş canavarlardan daha az şey bilsen de

Ezra Pound

 

Şeytan’ı, Cennet’i ve Cehennem’i tasvir etmede en başarılı isimlerden birisi de hiç kuşkusuz Bosch’dur. Bu tablosuna ‘Garden of Earthly Delights’ ismi sonradan verilmiş. 1416’da rastlanan Adamites adlı kült tarafından sipariş edildiğine dair bir teori de bulunuyor. Tablonun değeri 1950’lerde fark edilmiş. Bosch, bu tablosunda simya çizimlerinden etkilenmiş. Bu düşünceye göre, tablonun sol panelinde Adam ve Havva’nın simya alegorisi yer alıyor. Bosch’un yaratıkları gerçekten ilgi çekici. Üstün bir hayal gücünün eserleri. Bosch bu tabloda olduğu gibi, canavarımsı şeytanlar ve yaratıklar yaratmada usta bir isim. Cennet’ten çok Cehennem insanoğlunun dikkatini çekiyor ve insanlara çok daha özgür bir yaratma alanı veriyor. Dante’nin o büyük eseri İlahi Komedya’da da en beğenilen kitap Cehennem olmuştur.

 

Şeytan, insanlık için hep bir gizem olmuştur. İşte bu bilinmezlik onun bu kadar çok tasvir edilmesine neden olmuştur belki de. Şeytan amacına ulaşmak için insanları kullanmamakta, insan kendi çıkarları için Şeytan’ı kullanmaktadır. Tarihte her zaman ‘Malleus Maleficarum’ gibi kitaplar yer alacak ve o günkü iktidara hizmet edeceklerdir. Şeytan’ın özellikleri ve dış görünüşü farklılaşsa da temeli hep aynı kalacaktır. O hep bizim kaçınmak istediğimiz öteki olacaktır.

 

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s