Pasolini

PIER PAOLO PASOLINI ÜZERİNE…

Pasolini-set-Teorema-1968

11-17 Ekim tarihleri arasında İKSV tarafından düzenlenen 13.Film Ekimi’nde,  ünlü yönetmen Abel Ferrera’nın Pier Paolo Pasolini üzerine yaptığı bir ‘son gün’ filmini seyretme şansı bulduk. Ve büyük ustanın o şiirsel kompozisyonları, edebiyatın en saf kalmış diliyle resmettiği o olağanüstü karakterleri bir bir gözümüzün önünden geçti. Şahsen filmi çok da ‘bir Pasolini filmi’ olarak bulmasam da, ustanın yaşamına ve filmlerine dair küçük bir yazı yazma ihtiyacı hissetmiş olsam gerek. Bir saygı duruşu niteliğinde…

Pier Paolo Pasolini İtalyan neorealist sinemanın geç dönem örnekleri olarak kabul eden birçok başyapıta imza atmış, fakat sıklıkla dünya görüşü ve cinsel tercihleri ile anılmıştır. İtalyan sinemasının Pasolini’den sonra cinselliği korkusuzca kullanması, belki de Pasoli’nin çıplaklığı anlatımındaki görsel ve biçimsel estetiğin gücüne bağlanmalıdır. Pasolini sinemacı kimliğinden önce yazarlığıyla ön plana çıkar ve sinema dilini de genellikle bu doğrultuda kurar. Bir Pasolini filmi izlediğimiz zaman sanki bir şiir okuyormuşuz gibi gelmesi de bu yüzden olsa gerek. Siyasi kimliğiyle de bilinen Pasolini, İtalyan Komünist Partisi döneminde aktif olarak siyasetle ilgilenir. Öte yandan mensup olduğu partinin, kardeşi Guido’nun ölümüne sebep olmasının acısını hep içinde taşımıştır.

5 Mart 1922’ İtalya’nın Bologna kentinde doğan Pasolini, subay olan babasının mesleği sebebiyle hayatını İtalya’nın çeşitli şehirlerinde geçirir. Babası Alberto ile arasındaki sorunlar hiçbir zaman bitmezken, kardeşi Guido ve annesi Susanna ile aralarında her zaman güçlü bir bağ söz konusudur. Yazdığı şiirlerin birçoğu savaş döneminde öldürülen kardeşi ve annesi adınadır.

Kardeşi Guido’nun ölümü üzerine dönemin Vie Nuove adlı komünist dergisine yazdığı yazıda şu sözler yer alır:’’Olay birkaç kelimeyle anlatılabilir. Annem, kardeşim ve ben Bolonya’dan çıkartıldık ve Fruili’de Casarsa’ya döndük. Kardeşim Pordenone’de yüksekokula başladı. 19 yaşında direnişçilere katıldı. Ben ondan birkaç yaş daha büyüktüm, antifaşizmi ona ben aşılamıştım, çok küçük yaşlardan beri içine doğduğumuz bu dünyanın komik ve saçma olduğunun da farkındaydım. Ben daha Marks’ı bile okumamıştım, ancak bazı arkadaşlarımız Guido’yu aktif direnişe sürüklediler. Birkaç ay sonra da Guido cephede savaşmak için dağlara çıktı. Graziani’nin herkesi silâhaltına çağırması, Guido’nun direnişe katılmak için motivasyonu ve anneme söylediği bahanesi oldu. Onu tren istasyonuna ben götürdüm, şiir kitaplarının altında bir silah saklıydı, kucaklaştık, bu onu son görüşüm oldu.’Kardeşinin ölümü Pasolini için travmatik bir süreç, adeta bir kırılma noktası niteliğinde olur.

Sinema ve tiyatro hakkındaki görüşlerini,’’İnsanları eğlendirmek (ve para basmak) amacıyla ticari sinema ve tiyatro yapan üçkâğıtçılar var (ve olmaya da devam edecekler) ve insanları( hiç para kazanmadan)eğitmek amacıyla sinema ve tiyatro yapan embesiller var (ve olmaya da devam edecekler). Gerçekte, autor sineması ve tiyatrosu ne eğlendirmek ne de eğitmek için yapılır.’’sözleriyle dile getirir. Pasolini’ye göre iyi bir film, perdeden gerçekten sahici bir şeylerin geçmesidir.

Sanatın acı ile ilgili ilişkisine ise şu sözlerle değinir;’’ Bu konuda ben acı çekmenin gerekli olduğunu söyleyemem (çünkü eğer böyle yaparsam bir kural belirlemiş ve böylelikle iç rahatlatıcı bir retorik kullanmış olurum) ancak kaçınılmaz olduğunu söyleyebilirim.’’

Pier Paolo Pasolini’ye kısaca, filmlerinde yer verdiği birbirinden farklı anlatım biçimleriyle, müziği ve edebiyatı kusursuz kullanımıyla ve şiirsel gerçekçiliğiyle, sinema diline ivme kazandıran bir ‘düş yazarı’ sıfatını yakıştırabiliriz.

Büyük ustanın yaşamı hiç beklenmeyen ve adeta trajik olarak adlandırabileceğimiz bir biçimde son bulur. Pasolini’nin ölümü üzerine çeşitli spekülasyonlar bulunsa da(görüşleri ve özellikle son filmi ‘Salo ya da Sodom’un 120 Günü’nün ardından tehditler aldığı en çok bahsi geçendir) resmi kayıtlara göre 2 Kasım 1975’te 17 yaşındaki ‘erkek fahişe’(kayıtlarda bu şekilde geçiyor) Pino Pelosi tarafından Roma’nın dışındaki Ostia kasabasında adeta katledilir ve cesedi ölümünden saatler sonra, tanınmaz bir halde bulunur.

‘Diri diri yakılan,

Bir kamyon lastiği altında ezilen

Çocuklar tarafından bir incir ağacına asılan

Ama hala alınacak yedi, sekiz canı bulunan

Bir kedi gibiyim.

Çünkü ölüm,

Başkalarıyla iletişimde bulunamamak değil,

Anlaşılamamaktır başka insanlar tarafından.’

                                                                         (Pier Paolo PasoliniPoesla in Forma di Rosa)

FİLMLERİNDEN KISA KISA

Pasolini bugün hala birçok ülkede yasaklanan, algıları zorlayan ve insan bilincini adeta dumura uğratan yapıtlara imza atmıştır. İlk filmi ‘Accattone’, ‘Mamma Roma’, ‘Il Vangelo Secondo Matteo’, ‘Teorema’ ve bir üçlemenin ilk ayağı aynı zamanda da son filmi olan ‘Sodom’un 120 Günü’ bu başyapıtlardan sadece bir kaçı…

Accattone(1961):Roma’nın arka yüzünde, gettolarında yaşayanları ve onların hayatlarından bir kesiti sunar, ustanın ilk filmi Accattone.Bu bölgede yaşayan ve kadın pazarlayan yani’pezevenk’olan Vittorio ‘Accattone’,evli ve bir çocuk sahibidir(filmin sonuna doğru görmekteyiz).Çalıştırdığı hayat kadını Maddalena’nın yakalanıp hapse girmesiyle,beş parasız kalır ve sayılı kalan günlerinde yeni arayışlar içine girer.Pasolini ilk filminde ilerideki filmlerinin yönünü belirleyici nitelikteki ilk dini temayı,Accattone’nin dalış yaptığı köprünün üzerinde elinde kutsal haç olan kadın heykeliyle(Meryem?)görselleştirmiştir.Bir sonraki filmi Mamma Roma’da olduğu gibi müzik seçimini klasik besteci Bach’tan yana kullanır.

Mamma Roma(1962)

Mamma Roma, Roma kentinde fahişelik yapan ve köydeki oğluna tanıdıkları vasıtasıyla yardımda bulunan ileri yaşlarda bir kadındır. Bir gün 17 yaşına gelen oğlu Ettore’yi de yanına alır ve birlikte yaşamaya başlarlar. Mamma Roma mesleğini bırakır ve oğlu için yaşam mücadelesine atılır. Ettore toplumsal yaşamdan adeta dışlanmış gibi günlerini sadece arkadaşlarıyla, boş arazilerde avare dolanarak, kimi zaman hırsızlık yaparak geçirmektedir.

Daha filmin adından itibaren (Mamma Roma), neorealist filmlerine karşı göndermeler mevcuttur, özellikle Roberto Rosellini’nin Roma Citta Apertasına(Roma Açık Şehir-1945).Roberto Rosellini’nin Roma Citta Aperta’sında proleter bir kimliğe bürünen kadın karakter ( Mamma Roma’da olduğu gibi bu filmde de Anna Magnani canlandırıyor) Mamma Roma’da adeta küçük burjuva ahlakına sahiptir. Neorealizmin faşizm ile hesaplaşılmış ve ondan geçmişte kalmış bir hayalet gibi bahseden iyimser tavrı Pasoliniyi rahatsız etmektedir. Ona göre hala faşizm devam ediyor ve bu gerçekle hesaplaşılması lazım gelmektedir. Bu sonuçla filmi bir nevi neorelist dönemle hesaplaşma olarak görebiliriz.

Il Vangelo Secondo Matteo(1964)

Filmde Hıristiyanlık tarihinden bir kişi(Matyas), Pasolini’nin ana karakteridir. Pasolini’ye göre Hıristiyanlık kutsal olanın eşsiz anlatım kabiliyetiyle gerçekliğe aktarılmasıdır.

Teorema(1968)

Milan’lı burjuva bir ailenin ve fertlerin boşluklarla dolu hayatları, ziyaretlerine gelen gizemli bir adamın hayatlarına girmesiyle parçalanır ve dağılır. Filmde gizemli konuğu canlandıran Terrence Stamp’in, tamamen çıplak olarak gösterilmesi, sinemada erkek bedeninin anadan doğma olarak ilk sergilenişidir.

Salo o le 120 Giornate di Sodoma(1975)

Salo olarak bilinen film Pasolini’nin ölmeden önce çekmeyi planladığı ölüm üçlemesinin ilk ayağıdır fakat Pasolini filmi tamamladıktan kısa bir süre sonra ölür.

Nagihan Pervanlar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s