Gustav Mahler Üzerine

Mahler sadece müzikte değil, yaşadığı dönemde her alanda etki bırakmış bir sanatçıdır. Klimt ve Secession grubunun en önemli savunucularından olan Mahler, her anlamda çok ilginç biridir. En büyük takıntısı ölümdür. Bunun sebeplerinden biri, çok fazla akrabasının ölümünü görmüş olması olabilir. Mahler, Yahudi olmanın acısını da çok çekmiş ve Viyana Operası’nın başına geçebilmek için dinini bile değiştirmeyi göze almıştır. Her şeyden önemlisi, dünyada yaşananlar ona çok acı vermiştir. Mahler hiç kuşkusuz melankolik bir adamdır. Onun müziğinde karşıtlıklar sıkça yer alır. İyi bir eser yaratmanın en önemli gereci, kuşkusuz iyi bir çatışma yaratmaktadır. Herhalde ölüm ve hayattan daha büyük ve daha önemli bir çatışma olamaz. Leyla Pamir, “Müzikte Geniş Soluklar” adlı kitabında Adorno’nun Mahler hakkındaki düşüncelerine yer vermiş.

”Sanayi Devrimi’nden beri süregelen toplumsal süreç, eşyalaşma, doğa çözülümü tüm estetiğe yansıdığı gibi, Mahler’in üst ve alt müziğinin kavgasında da görülmektedir. Ancak iki sefer arasındaki kopukluk, kendi parçalanmışlığının dili olmuştur. Zamanının özelliği olan toplumsal haksızlıklar, Mahler’i bilinçli olarak halk müziğiyle sanat müziği arasındaki iletisel tutuma getirmiştir. Her ikisi arasında bağlantı kurmayı amaçlamıştır besteci. Bilincini ve incelmişliğini yitirmeden, kendini geniş bir toplumda kabul ettirmeyi istemiştir.”

Buna verebileceğimiz en iyi örnek belki de Mahler’in 1. Senfonisinin üçüncü bölümüdür.  Mahler’in çocukluğunun geçtiği evin altında bir müzikhol vardır. Küçük yaştan itibaren birçok ölüm görür ve evinden birçok cenaze çıkar.Bu cenazeler çıkarken, aşağıdaki müzik de devam eder. Mahler işte bu bölümde, bu durumu eleştiriyor. Bu kadar çok çocuk ölümünün olduğu bir yerde, nasıl bu müziği ortaya koyabiliyorsunuz diyor belki de.  İlk temsili, dinleyiciler için büyük bir şok ve büyük ihtimalle de anlam veremedikleri bir durum olmalı. Eser bir cenaze marşıyla başlar. Timpani bize bu üzgün cenaze alayının ayak seslerini verir. Timpaninin sesi ısrarlı bir şekilde  karşımıza çıkar. Daha sonra kontrbasın sesini duymaya başlarız. Benim bu eserdeki en sevdiğim bölüm, obuanın partisidir ve bence eserin ana damarını oluşturur.  Genç Mahler, kendi sesini bu melodiye  saklamıştır bence.  Yine ikinci temayı da bize obuayla tanıtır ve bir köprü kurar.

Bu sefer o üzgün obua sesi, kendisini halk müziğini andıran biraz da gypsy bir melodi ile tanıtır.

Mahler’in yazdığı en güzel ve anlamlı müziklerinden biridir bu bence. Her ne kadar ilk dinleyişte ne olduğu pek anlaşılmasa da. Sıradan bir dinleyici için kopuk ve anlamsız bir müziktir. Leyla Pamir, daha önce de sözünü ettiğim “Müzikte Geniş Soluklar” kitabında Schönberg’in  de düşüncelerine yer vermiş. Sizinle paylaşacağım bu pasajdaki düşünceler, Mahler’in müziğiyle çok örtüşüyor. Her ne kadar tam anlamıyla bir 20.yy bestecisi olmasa da onların öncüsü olduğunun da bir göstergesi bence.

“Schönberg’e göre; imgenin parçaları, en başından birbirine bağlı bir düzen içindedir. Bütünü taklit etmek, öykünmek isteyen bu parçalardan biri belki eksik olabilir ama, eksik olan bu parça, belki de bağlayıcı öğedir, ruhtur. Bilinmeyeni ve kavranılamayanı önceden kabul etmek gerekir. Kavranılamayanın simgesi olan bilmecelerin, ta gözünün içine bakmaktır, yaratıcı gücün ödevi. Yaratıcı güç, bu bilmeceleri anlamaya çalışır, onları taklit ederek yeniden yaratır; ama ortaya çıkan, ancak eksik ve insanca bir simge olabilir. Ruh titreşimleriyle, tını ve renk titreşimlerinin özdeşliğini kabul eden Kandinsky ve Schönberg’e göre, bütün bu titreşimlerin kaynağı iç gereksinimdedir.”

Bestecinin en sevdiğim eserlerinden birisi de “Lider eines Fahren Gesellen” dir. Besteci bu şarkıların metinlerini çok sevdiği ”Des Knaben Wunderhorn” kitabından esinlenerek yazmıştır.  Mahler 1. Senfonisinde kullandığı birçok temayı bu eserinde de kullanmıştır. Eserin Mahler için ayrı bir önemi olduğunu söyleyebiliriz belki de. Çünkü o da bu eserinde anlattığı gibi bir gezgin olarak yaşamış; kendisini hiç bir yere tam olarak ait ve o dünyanın bir parçası olarak görememiştir. Mahler’in müziği 1960’lara kadar repertuvarda kendisine yer bulamamıştır. Besteciliği hep orkestra şefliğinin gölgesinde kalmıştır.

”Ben üç türden bir anavatan yoksunuyum: Avusturyalıların arasında bir Bohemyalı, Almanların arasında bir Avusturyalı ve bütün dünyada bir Yahudi”

Birçok sanatçı gibi çevresine çok duyarlıdır Mahler. Sürekli bir arayış içerisindedir. Aslında bütün sanatçılar da bir arayış içinde değil midir? Bir yandan arzu edileni yaratmaya çalışırlar ama bu eserleri yaratırken en büyük esin kaynakları, kendi ruhlarındaki yaralardır. Kendi hayal ettikleri bir dünyayı ararlar bütün hayatları boyunca.  Onlara sunulan dünyayı göremedikleri ve duyamadıkları için yeni eserler ortaya çıkarma ihtiyacı duyarlar. Mahler’in bu eseri de onun ruhundaki arayışın yansımasıdır belki de. Bugün adını saydığımız bütün büyük sanatçılar kendi yollarını, kendi seslerini oluşturmuşlardır. Mahler’in bu eseri, bütün bu sanatçıların yollarını oluşturmaya yardımcı olan o melankolik duygunun ve geleneğin devamı olduğu için önemlidir bence. Ben bu eseri en çok Alman bariton Christian Gernaher’den dinlemeyi seviyorum. Aslında bu müziği yeni yeni öğreniyorum ve keşfediyorum. Büyük ihtimalle gözden kaçırdığım isimler olacaktır. Thomas Hamspon’ın yorumunu da beğeniyorum ama Gernaher’i çok ayrı bir yere koyuyorum.

Rainer Maria Rilke de yeni keşfetmeye başladığım ve çok sevdiğim bir şair. Bu melankolik ve gezgin geleneğin bir parçası olduğunu düşündüğüm Rilke’nin bir şiirini paylaşmak istiyorum.

BENİM, sen ey korkak. Duymuyor musun?

bütün duyularımla varıp gelmişim sana?

Kanatlanmış olan duygularım,

fır dönüyor bembeyaz, çehrenin etrafında.

Görmüyor musun ruhumu, nasıl da yakın

duruyor önünde sessizlikten oluşan giysisinde?

Büyümüyor mu ilkbaharsı dualarım

bir ağacın meyvesi gibi, gözlerinde?

Rüya görürsen eğer, rüyanım ben.

Ama uyanmak istersen, olurum iraden

ve tüm görkeme hakim olup hemen

toplarım kendimi bir yıldız sükunetinde

zamanın anlaşılmaz kenti üzerinde.

Hayatım değil, bu yokuşa benzer an

içinde çabaladığımı gördüğün.

Bir ağacım ben ardımdakilerin önünde,

bir ağızım, birçok ağzımdan

yalnızca biri, o en çabuk kapanan.

İki nota arasındaki suskunluğum ben,

birbiri ile geçindiği söylenemeyen:

Çünkü ölümüm notasıdır hep yükselmek isteyen

Ama barışırlar karanlık arada

Titreyerek ikisi de.

Şarkı güzel kalsın diye.

Rainer Maria Rilke

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s