Duyu

Kuleshov’un deneyi sinemayla uğraşanlar için önemli bir sonucu ortaya çıkarmıştır. İnsan algısının nasıl manipüle edilebileceğine dair iyi bir örnektir. Kuleshov, önce suratı ifadesiz bir adamı gösterir. Daha sonra farklı objelere kesme yapar. Adamın ne hissettiği, gösterilen her resimle birlikte değişir. Sinemayı sinema yapan, onun doğasından ortaya çıkmış bir zanaattır kurgu.

Kurgunun sinemanın dilinde çok önemli bir yeri vardır. Bir filmin ortaya çıktığı yerdir kurgu odası. Bu zannaat, belki ortaya bir ritim koyduğu için bizi bu kadar etkileyebilmektedir. Kurgu aslında, o sekanstaki duyguların boşaltılmasını sağlar. Getirmiş olduğu bu paröalı yapı, her zaman sadece bir sızı bırakacaktır geriye. Halbuki gerekli olan seyirciyi olabildiğince rahatsız etmektir. Geçtiğimiz yüzyılda diğer sanat formları bunu fark etmiştir. Sinema ise sadece emekleme çağındadır. Soyut resim, antitonal müzik gibi, kurgu yapısını kıran ve sürekliliği sağlayan yeni akımlar ortaya çıkmıştır. Edebiyatçılar da aynı etkiyi bilinç akış tekniğiyle elde etmişlerdir.

Bir hamile kadın hayal edelim, sütünü dışarı atma ihtiyacı hissedecektir. Aksi takdirde vücudunda bir basınç oluşur. Sanat ve sinema da aynı şeyi yapmalıdır. Son ana kadar duyguların boşalmasına izin vermemelidir. Zihinde hissedilen baskının en yüksek noktasında, sanatçı geri çekilmelidir. Sanatçının görevi bu duyguların boşalımını sağlamak değil, aksine onun zihinde yer etmesini sağlamaktır ama bu değildir ki anlatı yapısı tamamıyla es geçilmelidir.

Sanat, her türden uyuklayan duygularımızı, eğilimlerimizi ve tutkularımızı uyandırıp canlandıracak, yüreği dolduracak, eğitimli olsun ya da olmasın; insanı, insan göğsünün derinliklerinde ve çok çeşitli olanakları ve yönlerinde hareket ettirebilecek ve kımıldatabilcek şeyler aracılığıyla, en derin ve en gizli kuytularında insan yüreğinin taşıyabileceği, deneyimleyebileceği ve üretebileceği duyguların bütün diziliminden geçmeye; tinin kendi düşünmesi ve idea içerisinde, özsel ve yüksek ne varsa, bunları soylu, öncesiz sonrasız ve hakiki olanın görkemliliğini, duyguya ve seyire kendi hazzı  için kazandırmaya; ayrıca talihsiz ve sufli olanı, kötü ve suçlu olanı anlaşılabilir kılmaya, insanları hoşluk  ve mutluluk  verici olan şeyle olduğu kadar, dehşet verici  ve şiddetle sarsıcı olan şeyle de yakından tanıştırmaya ve son olarak hayal gücünü aylak hayal gücü oyunları içerisine salıvermeye, duyusal olarak büyüleyici görünümlerin ve duyguların ayartıcı büyüsüne daldırmaya zorlayacaktır.

Estetik-Hegel

Mondrian, kendi sanatıyla caz arasında az çok koşutluk kurduğu halde, caz karşıtlıkların dile gelişini yeterli bulmuyor; geleceğin müziğinin cazdan çok farklı olacağını düşünüyordu. Resimde denge sağlayan biçimlendirme öğelerinden biri ve en önde geleni renk ve renksizlik karşıtlığıydı; müzikte de ses, sessizlik karşıtlığı olacaktı. Resimde renk ne ifade ediyorsa, müzikte de ses oydu. Sessizlik ise renksizliğin; yani siyah, beyaz ve grinin karşılığıydı. Ama bu bir suskunluk değil, tersine birçok seslerin  bir arada duyulmasından oluşan, alışagelen armoninin dışında bir gürültüydü, bir darbeydi (coup).

Resimde Müziğin Etkisi-Nazan İpşiroğlu

Sanatın modern bir günah çıkarma olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların oluşturmuş olduğu kollektif bilinçdışının yaratmış olduğu huzursuzluğu gözler önüne serer. İzleyici, bastırılan duyguların tatmini için ve yalnız olmadığını anlamak için, sanatsal ürünlerin üretiminde yer alır. İnsanlar, kendi varlıklarının farkına varmaları ve hayatta kalma zevkine ulaşmaları nedeniyle sinema ve tiyatro izlemeye giderler. İnsan, kendi sesini farklı bir şekilde algılar ve gerçek sesini duyunca, gerçekten şaşırır. Sanat da aynı burada olduğu gibi bir ayna işlevi görür ama bu ayna dışta olan fiziki varlığın değil, duyusal algının farklılığını göstermek için vardır. Sanatın bir günah çıkarma töreni olduğunu söylemiştik. Bu nedenle anlatı olabildiğince vahşi ve saldırgan olmalıdır ama bu daha çok duyusal bir vahşiliktir. Yapıt, insanın temel içgüdülerini yerine getirecek şekilde düzenlenmeldir. Bizi hayatta tutan bu basınç ve sızıdır. Cenneti değerli kılan onun güzelliği değil, cehennemin vahşiliği ve acımasız doğasıdır.

Bizi ruhlar ülkesinin derinliklerine götüren Mozart’tır. İçimize korku yayılır, ama azap çektirmeyen, daha çok sonsuzluğun kavranışından doğan bir korkudur bu…Beethoven’ın müziğinde ise, dehşet ülkesine gireriz. Kor gibi ışınlar gecenin karanlığını deler; giderek bizi sarıp sarmalayan, içindeki  her türlü zevkin eriyip gittiği sonsuzluk özleminin acısı dışında, yüreğimizdeki her şeyi yok eden dev gölgeler görürüz. Ve yalnızca bu acıyla, başka bir deyişle sevgiyi, umudu, sevinci kendi içinde eriten ve yüreğimizi tutkuların çok sesli birlikteliğiyle parçalamak isteyen  bu acıyla ve doğaüstü varlıkları görebilmenin büyüsüyle yaşarız.

Ersnt Theodor Amadeus Hoffman- Beethoven 5. Senfonisi (N.İpşiroğlu)

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

One thought on “Duyu

  1. Belki Angelika Akbar’la da bir söyleşi yapmanın zamanıdır, duymuşsundur belki Berkay, ben müziği renkler olarak GÖRÜYORUM, küçüklüğümden beri bu, böyleydi, şimdilerde AYVAZOVSKİ eserleri üzerinde bir performans çalışması sürecinde..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s