Panik Atağı Olan “Trompetçi”-1

street-music

‘İnsan sevdiği işi yapmalı, o zaman kişi gerçekten başarılı olabilir’ derdi babası. İlkokuldayken babasının bu laflarını pek dinlemezdi. Aklı daha çok sınıflar arası futbol turnuvasındaydı. O da diğer yaşıtları gibi, devre aralarında annesinin nasıl bir baş belası olduğunu anlatırdı. Orta sınıf bir ailenin mensubu olarak, tüm orta sınıf aktivitelerine katılmıştı. Cumartesileri önce yüzmeye gidiyor, oradan çıkınca basketbol kursuna katılıyordu. Öğleden sonra ise piyano dersi vardı. Bu yalnızca küçük bir çocuk için değil, herhangi bir yetişkin için bile yoğun bir program olsa gerek. Tek eğlencesi Çin’den yeni gelmiş piyano hocasının “Şol la mi do” gibi ısrarlı nidalarını dinlemekti.

Trompetle tanışması piyano hocasının evine gelen bir trompet sanatçısıyla karşılaşmasıyla başlamadı. Hayır bu fazlasıyla romantik ve tatlı bir hikaye olurdu. Bu müzik aletiyle tanışması lise yıllarında olacaktı.

Ben kişisel olarak bir şeye üflemeye karar versem, bu klarinet olurdu. Tipik orta sınıf ebeveynleri, onun piyanoda çok iyi olmasını istiyorlardı. O ise piyanoyu çok fazla sevememişti. Piyano dinlemeyi seviyordu ama çalması tam bir çileydi. O iğrenç çalışma parçalarını çalmak, yalnız onun için değil Gould için bile sıkıcıydı. Czerny bu metodu yazarken aklı neredeydi bilmiyorum. Her şeye rağmen, Czerny’nin o güzel! parçalarına rağmen, piyano onun hayatında çok küçük bir yer kaplıyordu. Annesi ne zaman çalışmaya başlasa, yanına oturup çalışmakta olduğu şarkıyı söylüyordu. İlk yıllarında tatlı, küçük şarkılar vardı. Ama Czerny ve Rus türküleri her şeyi bozdu. Piyano müzik aletlerinin en büyülüsüdür kuşkusuz. Ama o kendini 3 oktavın arasına sıkıştırmıştı. Cazın yanı sıra latin müziğinin kıvrak ritimleri de onu cezbetmişti. Bir orkestrada yer alıp, bütün eser boyunca kendi partisini heyecan içinde bekleyen bir trompet sanatçısı olmayacaktı. Caz onun için bir tutku haline gelmişti. Ben olsam klarineti seçerdim, çok daha renkli bir enstrüman. Evet katılıyorum sana. Başka hangi enstrüman altı değişimi ifade edebilir ki? Trompetle tanıştığın kısma ne zaman geleceksin? Aslında o kısmı atlamayı düşünüyorum. Aklıma iyi bir fikir gelmedi. Hikayen için önemli bir an değil mi? Hayır, aslına bakarsan panik atak krizleri geçirmeye başlamasından sonra, trompeti bırakması daha önemli. Tanışma kısmını da dahil etsen çok daha etkili olurdu. Bence panik atakla boğuşan ve bu yüzden trompetine üfleyemeyen bir adam daha ilginç. Trompet, bir panik atak hastası için düşünülebilecek en kötü şey herhalde. Şimdi anladın galiba, sadece çalmak değil, duyunca bile kriz geçiriyor. ‘Otomatik Portakal’ filmindeki karaktere benziyor, öyle de denebilir. Böylece bu iki hikaye hakkında karşılaştırmalı araştırmalar yazılabilir. Eminim bu hikaye üzerinden kendi düşüncelerini anlatmaya çalışan birçok akademisyen olacaktır.

Kendisine bir grup oluşturmuştu. Dünyada birçok yerde sahneye çıkıyordu. Grubuna kendi adını vermişti. Adını zedelememek için bu gruba Trompetçi Quartet diyelim. Kendilerine iyi bir hayran kitlesi yaratmışlardı. Hatta Downbeat dergisinin kapağına ile çıkmışlardı. Orta sınıf, eğitimli ve orta yaşlı insanlar konser salonlarını dolduruyorlardı. Her ne kadar bazen nerede alkışlayacaklarını şaşırsalar da, caz müziğini biliyorlardı. Onun için bu insanların önüne çıkmak çok önemliydi. İlk panik atağını böyle sıradan bir konser sonrası geçirdi. Konser sonrası yanına  genç bir muhabir geldi . Trompetçiyi büyük bir saygıyla selamladı. Birlikte birer bira içtikten sonra, röportaja başladılar. Trompetçi büyük bir alçakgönüllükle hayatını ve başarı basamaklarını nasıl tırmandığını anlatıyordu. Ya da öyle görünmeye çalışıyordu. Röportajı bir saat kadar sürdü. Bu genç muhabir kalkarken trompetçiye büyük saygı duyduğunu, nefeslerini nasıl bu kadar kontrollü kullandıklarını anlamadığını söyledi. O da üç sihirli kelimeyi söyledi. Çalışmak, çalışmak, çalışmak… Muhabir aldığı cevaptan memnun bir şekilde odadan çıktı. İşte o anda kafasına dank etti. Nefesi mi kesilemeye başladı yoksa? Yıllardır bilinçsizce yaptığı bir şeyi nefes alış verişini hissetti. Birden elleri terlemeye başladı. Elleri ve ayaklarında bir karıncalanma hissetti . Kısa zamanda her yeri uyuştu. Trompete elleyemez olmuştu. Onu çalma düşüncesi bile onu boğuyordu. İki gün sonra başka bir konserleri yoktu. Emin misin olmadığına? Evet en yakın konserleri iki ay sonraydı. Grubun diğer üyeleri çoktan tatile çıkmışlardı bile. O ise artık arabanın en küçük bir titremesinde bile sinir krizi geçiriyordu.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s