Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? – Linda Nochlin

Bu aralar Ahu Antmen’in derlemiş olduğu “Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri” adlı kitabı okuyorum. Kitapta feminist okulun önemli temsilcileri olan Linda Nochlin, Griselda Pollock ve Laura Mulvey gibi isimlerin makaleleri yer alıyor. Sunuş olarak ise Thalia Gouma Peterson ve Patricia Mathews’in “Sanat Tarihinin Feminist Eleştirisi” adlı makalesi yer alıyor. Mathews ve Peterson, bu makalede 1970’lerden itibaren feminist eleştirinin tarihini döküyorlar. Feminist eleştirinin kurucusu olarak Nochlin’i göstermek çok da yanlış olmaz sanıyorum. Nochlin’in “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” adlı makalesinin geç de olsa Türkçe’ye çevrilmiş olması büyük bir kazanım. Mathew-Peterson, kitaptaki sunuşta feminist eleştiriyi iki kuşağa ayırıyor.

Birinci kuşak feministler, eleştirmenler ve sanatçıları sanat dünyasındaki ayrımcılığı ifşa etme, reformları savunma, bugünün ve dünün kadın sanatçılarını sergileme gibi işlerde genelde başarılı olurlar. İkinci kuşak feministler ise bu sorularla uğraşmak yerine farklı bir bakış açısı benimserler; genellikle eleştirel postmodernizm açısından önemli konularla bağlantılı olan bir perspektif geliştirirler. Edebi post-yapısalcılığı, psikanalizi, göstergebilimi ve Marksizm gibi siyaset çalışmalarını kullanan, disiplinler arası yönü daha güçlü bir analiz gerçekleştirirler.

Sanat Tarihinin Feminist Eleştirisi-Mathews ve Peterson (Çev: Esin Soğancılar) Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri

Linda Nochlin, “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” adlı makalesinde böyle bir soru sormanın nasıl anlamsız olduğunu anlatıyor kısaca. Aslına bakarsanız bunu yaparken de karşıtı olduğu duruşun ağzından konuşuyor. Nochlin ve kitapta yer alan ikinci makalede Nanette Solomon, 19.yy’da oluşturulan büyük deha sanatçı imgesiyle uğraşıyorlar. Nochlin, kadınların akademilerde nü çizim sınıflarına katılamadığını söylüyor. Yani, kurumsal destekten yoksun kalan sanatçıların ön plana çıkmasının imkansız olduğunu iddia ediyor. Aslında bunu yaparken eleştirmiş olduğu sanat kolunun ağzından konuşuyor. Büyük sanatçı mitini yaratan akademi ve sanat dünyasının, kadınları kabul etmemesinden yakınıyor. Bu anlamda Nochlin de aslında küçümsediği büyük sanatçı mitine sahip çıkmış oluyor. Sisteme dahil olabilselerdi, kadınların bugün tanınır olabileceğini söylüyor aslında. Yani yeni bir okul kurulmasının yerine, mevcut düzende yer almayı tercih ediyor.

Resmi akademik programlar, desenlerden ve gravürlerden kopya etmek, ünlü heykellerin alçı kopyalarından desen çizmek ve sonra çıplak modelden çalışmak şeklinde ilerliyordu. Eğitimin bu son aşamasından yoksun bırakılmak, anıtsal sanat yapıtları yaratma olanağından da yoksun bırakılmak anlamına geliyordu – bu da bir kadının ancak gerçekten de dahi olup başarıya ulaşması ya da sanatçı olmaya heves eden kadınların genellikle yaptığı gibi, portre- genre resmi, manzara ya da natürmort gibi daha düşük düzeyli türlere yönelmesi demekti.

Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? – Nochlin (Çev: Ahu Antmen)

Nochlin, makalesinin bir bölümünde Van Gogh ve Picasso için anlatılan romantik üstün yetenekli insan hikayelerini yeriyor ama kendisi de kadınların eğitiminin teknik yönünün eksik olmasından yakınıyor. Yani, yine mevcut tarihin sanatçı mitosuna takılıyor.  Makalesinde Rosa Bonheur’in oldukça romantik hayat  hikayesine yer veriyor, bunu yaparken ana akım tarihin değerleriyle onu onaylıyor. Nochlin aslında karşı çıktığı ana akım tarihin değerleriyle kadın sanatçıları meşru kılıyor. Neden tek bir okul olduğunu eleştirmek yerine, kadınların neden bu okulda yer alamadıklarını açıklıyor. Nochlin’in kadın sanatçıların eserlerinin farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Bunu açıkça söylemiyor ama kadınların hem eğitim, hem de fiziksel yönden 19. yy’da farklı olduğunu söylüyor. Bu da ana akım tarihin çok işine gelirdi herhalde. Mathew ve Peterson’ın söylediği gibi, Nochlin de bu makalesinde bir ötekilik sevdasına ve onun farklarını göstermeye dalıyor.

Bugün belki bu makalenin 70’lerde olduğu gibi bir değeri olmayabilir ama ilk dönem feminist eleştirinin bakış açısını anlamak için önemli bir kaynak. Bana kalırsa, Feminizm de çoğu izm  gibi kendi başına yaşamak için yeterli değil. Benim anladığım kadarıyla çoğu feminist eleştirmen, aynı zamanda Marksist okulda yer alıyor. Feminizmin en önemli katkısı ise, ele aldığı konu gibi, diğer ötekilerin de sadece farklarının gösterilmesi değil; onların da ayrı bir kol olarak yer almalarını sağlaması olmuş.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s