Merve Çaşkurlu ile keyifli bir sanat söyleşisi

1981 yılında İstanbul’da doğan Merve Çaşkurlu, lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde tamamladı. 2007 yılından itibaren iki yıl süreyle École Nationale Supérieure des Beaux-Arts de Paris’de Resim Teknikleri Atölyesi’nde staj yaptı. 2009 yılında ise Fransa Hükümeti eğitim bursuna hak kazandı. Çaşkurlu, 2013 yılında Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen aynı bölümde öğretim görevlisi olarak eğitim veriyor. Çaşkurlu, hem yurt içi hem yurt dışında birçok sergide yer aldı ve Ermenistan Milli Galerisi’ne kabul edilmiş iki eseri bulunuyor.

Ben de geçtiğimiz bahar döneminde Güncel Sanat Konseptleri dersini kendisinden alma şansına sahip oldum. Merve Hocam, sadece uluslararası sanatçıları değil, ülkemizin sanatçılarını tanıtmak için de büyük çaba sarf etti. Benim gibi çağdaş sanatı yeni öğrenmeye başlayan birisi için büyük bir fırsattı. Kendisi okulumda en sevdiğim hocalarımdan birisi ki ayrıca bunun için de çok sevinçliyim. Bu değerli sanatçı ve akademisyenle yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Üniversitede resim bölümünü tercih etmenizin sebebi neydi? Ailenizde sizi etkileyen başka bir sanatçı var mıydı?

Merve Çaşkurlu: Aslında üniversiteye girdiğim yıl farklı bölümlere de ilgi duymuştum, fakat Mimar Sinan Üniversitesi’nin köklü bir geçmişe sahip olması, okul hakkında okuduklarım ve çevremde duyduklarım bu okulun resim bölümünü seçmeme neden oldu.

Ailemde hiç sanatçı yoktu. Yalnız kan bağım olmamakla birlikte Sabri Berkel’in akrabamız olduğunu yıllar sonra öğrendiğimde çok memnun olmuştum.

Mehmet Berkay Sülek: Okuldan yeni mezun olmuş bir güzel sanatlar öğrencisi için, iyi bir okuldan MFA ya da hakkında çıkan iyi bir eleştiri, kişinin başarılı olmasında ne kadar etkili sizce? Özellikle MFA’in bir çeşit çek olduğunu söyleyebilir miyiz?

Merve Çaşkurlu: Yüksek lisans, zaten lisanstaki çalışmaların derinleştirildiği bir aşama, dolayısıyla iyi bir okulda yüksek lisans yapmanın gayet yararlı olacağını düşünüyorum.  Fakat güzel sanatlar alanındaki bazı yüksek lisans programlarının sanatçıları uygulamadan uzaklaştırması gibi bir durum söz konusu ki sanatçılar çoğunlukla bu nedenle yüksek lisans programlarını tercih etmek istemiyorlar.

MFA sanatçının akademik olarak kendini geliştirmesi için bir araç olabilir, fakat sanatçı olarak kendini geliştirmek apayrı bir konu. Bunun için bir eğitim programının gerekli ya da geçerli olduğunu düşünmüyorum. Olumlu motivasyonun insanları daha yaratıcı hale getirdiğini üniversitede gördüm. Yalnız bazıları için olumlu eleştiri işe yararken garip bir biçimde bazıları için olumsuz eleştiri de işe yarayabiliyor.

Mehmet Berkay Sülek: Güzel sanatlar öğrencilerinin genelde ülkemizde katı bir eğitimden geçtikleri en çok üzerinde durulan konulardan biri? Sizin eğitim aldığınız yıllarda bu geçerli miydi?

Merve Çaşkurlu: Eğitimin katılığından kastınız belirli kurallarla çerçevelenmiş olması ise, ülkemizdeki okulların genelinde, eğitim yaklaşımlarının pek de açık görüşlü olmadığını görüyorum. Üniversitelerde disiplinlerarası işbirliklerine nadiren rastlanıyor ve ayrıca sanat bölümlerinde güncel teknolojilerin halen yeri yok. Dünya değişirken dünyadaki eğitim departmanları da değişiyor ve yenileniyorlar. Burada da gecikmeli olarak da olsa, zaman içinde ihtiyaçtan doğan değişimler mutlaka olacak.

Mehmet Berkay Sülek: Bugün okullarda en çok aşılanan şeylerden birisi önce kuralların öğrenilmesi gerektiği, daha sonra ise bunların yıkılabileceği? Gerçekten önce kuralları öğrenmeye gerek var mı?

Merve Çaşkurlu: Kuralların olmadığını düşünemiyorum. Fakat kuralları öğretmenin yöntemi değişmeli diye düşünüyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Sizce bir sanatçı belli bir stili benimsemeli mi yoksa Klee’nin yaptığı gibi bunlar arasında dolaşmalı mı? Duchamp, önemli bir sanatçının kariyeri boyunca birkaç önemli beyanda bulunduğunu, gerisinin vakit geçirmek için zırvalık olduğunu söylemiş? Bu stilistik uğraş bunun nedeni olabilir mi?

Merve Çaşkurlu: Sanatçının ne yaptığı ve yaparken kullandığı metod ancak kendi süreci içinde değerlendirilebilir. Sanatçı metodunu istediği şekilde belirler. Tüm uğraşlar sürecin parçasıdır. Bana sorarsanız süreç sonuçtan daha değerlidir ve sonuç ne olursa olsun sanıyorum tüm uğraşlar değerli ve gerekli.

Mehmet Berkay Sülek: Günümüzde sıklıkla resim öldü mü heykel öldü mü gibi tartışmalar yapılıyor. Bunun nedeni nedir sizce?

Merve Çaşkurlu: Bence bunun yerine sanatın hayata nasıl dokunabileceği üzerine düşünmek bana daha anlamlı geliyor. Bu tür tartışmaların ticari sebeplere dayandığını düşünüyorum.

Mehmet Berkay Sülek: 1990’lı yıllarda başlayan bienal furyası yerini fuarlara bıraktı. Sizce sonraki adım ne olacak?

Merve Çaşkurlu: Dünyadaki ilgi ve eğilimler sanat piyasasını yöneten sermayelerin stratejisi ile yönleniyor diye düşünüyorum. Bu durumda, nasıl daha fazla talep yaratılacak ve bundan  daha fazla kazanç sağlanacaksa ona göre bir sergileme yöntemi pazarlanıyor ve sanatçıların kendilerini ifade edecekleri bu ortamlar onların eğilimlerini bile yönlendiriyor.

Mehmet Berkay Sülek: Bugün sanat dünyasının en büyük lokomotifi kim sizce? (eleştirmenler, küratörler, galericiler, koleksiyonerler…)

Merve Çaşkurlu: Bana göre en kalıcı ve etkili olan şey, yeni fikirlerdir. Herkes fikirlerin peşinden sürüklenir.

Mehmet Berkay Sülek: Ahu Antmen bir konuşmasında eleştirinin güç kaybetmesinin bir nedeninin de küratöryel çalışmaların daha da ön plana çıkması olduğunu söylüyordu? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Merve Çaşkurlu: Bu sanat eleştirmenlerinin fikir belirtebilecekleri bir konu, çok fikrim yok açıkçası.

Mehmet Berkay Sülek: Sokak sanatı, sanat çevresinin de takdirini toplamaya başladı? Sizce sokak sanatçıları, 60‘larda başlayan hayata dokunma düşüncesini başarabildiler mi?

Merve Çaşkurlu: Duvar çok eski ve köklü bir iletişim mecrası. 1960’lardan itibaren ortaya çıkan sokak sanatçıları bu mecrayı yeniden keşfettiler. O dönemde üretilen işler görsel olarak çok kuvvetliydi ve bu başta Amerika’da, sonra tüm dünyada sokak sanatının yaygınlaşmasını sağladı. Bugün büyük kentlerde adım başı çok iyi örneklere rastlayabiliyoruz, ki bu da halen sokak sanatının etkisini kaybetmediğini gösteriyor. Hayata dokunmak derken, insanları etkilemek, kentle ilgili  çeşitli temalar üzerine düşündürmek kastediliyorsa bence kesinlikle başarılılar. Bu da hayata somut bir katkıdır. Sanatla uğraşanlar kadar hiç uğraşmamış olanların da ilgisini gözlemleyebiliyorum.

Mehmet Berkay Sülek: İnteraktif ürünler, sanatçıların en büyük hayallerinden birini gerçekleştirse de, büyülü sanat eseri mitosuyla çatışıyor ve halkın çoğu tarafından çok da ilgiyle izlenmiyor, bunu değiştirmek için ne gibi çalışmalar yapılabilir?

Merve Çaşkurlu: Aslında günümüzde üretilen örneklerde bunun tam aksi durum söz konusu bence. Etkileşimli arayüzleri  kullanarak büyüyen bir nesil var ve bu nesil artık durağan işlerden etkilenmiyor. Bu iyi midir kötü müdür tartışılır tabii ki. Halkın ilgisinin  gün geçtikçe daha etkileşimli ortamlara yönlendiği, ilginin bu yönde arttığını gözlemleyebiliyorum. Fakat bir iş etkileşimli olsa da olmasa da duyusal ya da zihinsel yoldan izleyici ile iletişim kurmuyorsa başarılı sayılabileceğini düşünmüyorum. Eğer etkileşimli bir çalışma ilgi uyandırmıyorsa, üzerinde yeterince çalışılmamış demektir ki bu tüm türler için geçerli.

Mehmet Berkay Sülek: Son olarak, sizin de yer aldığınız bu yılki Amber Festivali hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?

Merve Çaşkurlu: 2007’den bu yana her yıl düzenlenen Amber Sanat ve Teknoloji Festivali sanat, teknoloji ve toplum eksenindeki konuları tartışan, ülkemizdeki en eski ve sürekli festival. Festivalin kurucusu ve küratörü Ekmel Ertan.

Amber düzenlediği uluslararası etkinliklerle sanat eseri, performans, konser, atölye programı, konferans, panel, kamusal etkinlik vs. gibi çok çeşitli kategorilerde bu alandaki üretime destek veriyor. Geliştirdiği ulusal ve uluslararası projelerle yeni medya sanatı alanında oldukça geniş bir sanatçı, tasarımcı ve araştırmacı ağına da sahip. Yılların getirdiği bilgi birikimi sayesinde günümüzde Türkiye’de bu alandaki üretimin yaygınlaşmış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Amber teknolojiyi yüceltmekten ziyade eleştirel bir bakışla teknolojinin toplum yararına kullanılması bilincini arttırmaya odaklanıyor. Teknolojilerin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni dünyanın problemlerini sanat yoluyla sorguluyor ve eleştiriyor. Bu yıl “Laboro Ergo Sum” yani “Çalışıyorum Öyleyse Varım” olarak belirlenen temayla bu anlamda yeni bir sorgulamayı tartışmaya açılıyor. Festival farklı çalışma alanlarından gelen benim de aralarında bulunduğum bir ekip ile yürütülecek.

Geçen yıl ‘merkezsizleşme’ teması altında yapılan festivalde merkezi bir organizasyon yerine, kolektif ve  merkezsiz bir modelin ilk denemesi yapılmıştı. Bu yılki festivalde bu modeli daha planlı bir şekilde gerçekleştirmek istiyoruz. Ve bununla bağlantılı olarak festivalin en ilginç yanlarından biri uygulama anlamında bir ilk olan kolektif bir jüri uygulaması. Yani, festivale katılanların jüride kendi katıldığı kategoride oy kullanabileceği yeni bir değerlendirme türünün ilk deneyi bu yıl gerçekleştirilecek. Bu sayede tüm katılımcılar aynı zamanda jüride söz sahibi olacaklar. Bu da sanat dünyasında yerleşik hiyerarşik modele karşı çıkan bir öneri olarak görülebilir. Festival ile ilgili detaylar için şu linki inceleyebilirsiniz: http://15.amberplatform.org/ .

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s