Yoksa biz fanustaki balıklar mıyız?

Bir insana sorulabilecek en zor sorulardan biri “Sen kimsin?” demek olabilir. İnsanın kendisini algılayışı ile başkalarının onu algılayışı arasındaki farklılık, söz konusu çatışmayı daha görünür hale getirir. Aslında bu sorunun altında yatan motisvasyon, bireyi sınırlama ve bir kalıba sokma ihtiyacıdır. Kimlik sorusunun ise  tek bir cevabı yoktur. Ancak iktidarların yaratmış olduğu kimlik grupları var olabilir. Radikal kimlik grupları, ortanın değerinin açığa çıkarılması için kıymetlidir. Tek düze bir toplum yerine kalıplaşmış kimlik gruplarının var olması, egemen sınıfın işine gelir. İşte, birbirinden 80 yıl arayla yapılsalar da Matisse’in “Moroccan Cafe”si ve Hirst’in “Love Lost”u aynı konuyu benzer şekillerde ele alıyor ve her ikisi de sözünü ettiğimiz etiketleme ve kimlik sorununu irdeliyor. 

Matisse, “Morroccan Cafe”yi Afrika ziyareti sonrası tamamlıyor. Tabloda yüzsüz ve üzerlerinde çok fazla çalışılmamış bedenler ve figürler görüyoruz. Resmin merkezi balık fanusuna bakan iki fesli adam gibi gözükebilir ama, aslında tablonun çok küçük bir yerini kaplasa da eserin anahtarı fanustur. Matisse balık fanusunu narin çizgilerle belli ederken, tablonun genelinde ve fanusun içinde açık mavi kullanıyor. Ayrıca fanusun çizgileri, insanları resmederken kullandığı renk ile hemen hemen aynı. Tabloda dikkati çeken bir diğer konu, Matisse’in bir iç çerçeve kullanma isteği duyması. Bu çerçeve, yine ten rengine yakın bir renk ile oluşturuluyor ve resmi okumamıza yardımcı olacak ikinci anahtar, bu iç çerçeve haline geliyor. Matisse 20.yy’ın başında yaşayan bir sanatçı olarak, eserinin nerelerde gösterileceğini, yani batılı müze ve kurumlarda sergileneceğini elbette biliyor. İlk başta, soğuk estetikten yoksun doğuyu resmediyor gibi gözükse de aslında direk olarak doğuyu ötekileştiren ve daha alt bir kültür gibi algılayan batı toplumunu eleştiriyor. Tabloda balık fanusu ve tablonun genelinde renk ayrımı yapılmaması ve bir iç çerçevenin bulunması, insanların birbirlerini etiketlerken ve sınırlarken kendi kafeslerini görememesine dair bir yorum olabilir. Bu tablonun sergilendiği bir izleyici, oryantal sarıklı doğuya bakacak ve belki de onu küçümseyecek; ama bunu yaparken batının yarattığı kalıpları görmezden gelecek. Tablodaki fesli adamlar gibi, fanusa bakarken kendi hapsoldukları kutuyu göremeyecekler. Matisse tabloyu görmeye gelen izleyiciyi, kendi toplumunun kalıplarını anlamaya çağırıyor. Batılı ve doğulu toplumların her ikisinin de bir döngüye girdiğini ima ediyor. Matisse’in bu tablosu ile Manet’in “Kırda Öğle Yemeği” tablosu arasında kompozisyonel benzerlikler kurabiliriz. Manet’in tablosunun merkezinde de iki erkek bulunuyor. Eserin en ilgi çekici yönü ise nü olarak resmedilmiş kadın. Resmin arka planında, hizmetli diyebileceğimiz bir kadının bulunduğunu görüyoruz. Tablonun ortasında bulunan bu iki erkek ve kadın, bir üçgen oluşturuyor. Aynı şekilde Matisse de iki adam ve balık fanusu arasında bir üçgen kuruyor. Balık bir kahvede oturan adamlar için bir zevk iken, Manet’in tablosunda da nü olarak resmedilmiş kadın, bir keyif unsuru gibi görünüyor ve erkek bakışına maruz kalan fanusun içinde yaşayan balık oluyor. 

Hirst’ün “Love Lost” adlı yapıtı da 20.yy pratiklerini kullanarak, bu kimlik sorununu çağının en büyük sorunu olan kurumsallaşma bağlamında ele alıyor. Güncel sanatın en büyük sorunu, hiç kuşkusuz gittikçe ticarileşen galerilerdir.Ticari bir yapı olmasa bile kurumsallaşma bazı konularda sınırların olmasına neden oluyor. Hirst, alışık olduğumuz şekilde bir vitrin içindeki balıkları sergiliyor ama bu sefer bilgisayar, masa, jinekolog sandalyesi gibi objeleri de yerleştiriyor. Bu anlamda Hirst’ün eserinin ruhani yönü daha belirgin. Hirst, büyük bir zevkle müzeye, galeriye hatta akvaryumlara giden izleyicilerin kendileri için rezerve edilmiş objeleri izleme keyfine ulaşırken, içinde oldukları vitrinleri göremediklerini söylüyor. 20.yy’ın beyaz küpünün içinde sergilenen eseri, direk olarak bu beyaz küpün pratiklerini ve çatısını eleştiriyor. Beyaz küpün en büyük sorunlarından biri, bu yeniden üretim çağında bile eserlerin bu küpün içinde tekrar kült statüye kavuşmaları. Güncel sanat, bilim ve teknoloji insan üstünlüğünü temsil ediyor ama, aslında bizim de vitrinde dönüp duran bir balık olduğumuz ihtimalini görmememize neden oluyor.

Hirst’ün “Love Lost”unu, Matisse’nin “Moroccan Cafe”sinin akrabası olarak görebiliriz ama “Moroccan Cafe” Apollonian sanatı temsil ederken, Hirst’in gösterişli ve hırçın fanusu Dionysian sanatı temsil ediyor. Matisee, kendi derdini küçük ve kontrollü bir şekilde ifade ederken, Hirst olabildiğince şaşaayı tercih ediyor ki Matisse’ın bu anlamda daha çağdaş bir sanatçı olduğunu söyleyebiliriz.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s