Auratic and Other Phenomena-Galeri 5020, Salzburg

Normal renatehausenblas 09

Salzburg Güzel Sanatlar Akademisi’nde Jennifer Allen’ın ‘Art of Writing and Theory’ dersini almak için kaldığım her gün benim için dolu dolu geçti ve bu sürede birçok etkinliğe katıldım. Şimdi ise keşke Akademi’de biraz daha zaman geçirebilseydim diyorum.

En çok beğendiğim şeylerden biri, şehrin tam merkezinde yer alan Galeri 5020’deki ‘Auratic and Other Phenomena’ adlı sergi oldu. Sergide sekiz sanatçının işleri bulunuyor. İlk bakışta birbirinden kopuk gibi gözükseler de ikinci bir düşünceyle, her eserin birlikte bir anlam yarattıklarını görebiliyoruz. Bir yanda Karin Ferrari’nin Azealia Banks’in bir müzik videosunu bir saat boyunca çözümlediğini görürken; diğer yanda çok farklı bir yerde, çok farklı bir kültürde yaşamını sürdüren ve kendine bir kült oluşturmuş başka bir sanatçıyı izleyebiliyoruz. Serginin oldukça spiritüel bir hava taşıdığını söyleyebiliriz. Bu anlamda Brian O’Doherty’nin beyaz küpü aklımıza geliyor. O’Doherty, günümüzün galeri pratiğinin, eserleri nasıl kült hale getirdiğini söylüyordu. İşte bu sergi, bu bağlamda beyaz küp pratiklerinden ayrışıyor ve doğrudan onun bir parçası olduğu, üretim sürecinin tamamen göz ardı edildiği yüce kavramını irdeliyor.

Serginin merkezinde yer alan eserlerden biri Gerold Tusch’un  ‘…den Himmel öffnen…’ adlı eseri. Salzburg’da yer alan bir katolik kilisesinin papazı, Tusch’tan altarı barok olan kilisenin kimliğini çok bozmayacak şekilde yeniden tasarlamasını istiyor. Altarın üstünde yer alan pencerenin ışığı ile İsa’nın ruhaniliğinin gösterilmesi amaçlanmış ama bu gösteri, sadece bir perspektiften çalışıyormuş. Papaz da Tusch’tan bu düşünceyi gerçek anlamda hayata geçirebilecek bir yapı istemiş. Tusch altarı yeniden tasarlamış ama, ziyaretçilerin bu değişikliği fark etmediği anlaşılmış. Sergide Tusch’un hazırlıkları ve çizimleri bulunuyor. İnsan bilinci ya da duyarsızlığını gösteren bir eser. Çoğu zaman izleyici ya da yaratıcı olmamıza rağmen kendi rolümüzü unutur, bu büyük rolü kolektif olarak yarattığımız daha büyük bir simgeye yükleriz. Hiç kuşkusuz bütün dinler ya da mitler, böyle bir üretim sürecinin ürünleridir. Tarih boyunca anlatılmış tüm hikayelerde aynı temaları bulabiliriz. İnsan beyninin sadece bir şeye odaklandığına dair en büyük kanıtlardan biri de Homeros’tur. Bir teori, Homeros’un tek bir kişi olmadığını, aslında birçok şair tarafından kullanılan bir maske olduğunu iddia ediyor. Biraz daha büyük oynayabilir ve en basitinden Tanrı inancı ve kutsal kitaplar da buna örnektir diyebiliriz. Yıllar içinde toplumda söz sahibi olan kimseler bir takım kurallar koymuş ve toplum bu kolektif ürünün takipçisi haline gelmiştir.

Sergide yer alan diğer ilginç bir çalışma ise Perrine Trebal ve Serge Stephan’ın ‘Yogalala Salzburg Session’ adlı işleri. Bu iki sanatçı, sergiye gelen izleyicilerden yoga hareketleri yaratmalarını istemiş. Galeride de izleyicilerin bu çizimleri bulunuyor. Bir akşam toplanarak, bu hareketleri uygulamışlar. Tabii ki bu bizim bildiğimiz yoga gibi neredeyse ritüelistik bir şekilde değil, büyük bir eğlence içinde gerçekleştirilmiş olmalı. İnsanlar bu örnekte olduğu gibi, çoğu zaman kolay yolu seçiyor ve üretim sürecindeki kendi rollerini unutuyor. Bu unutulan süreç, daha sonra bireysel kimliklerden çok daha büyük bir ruhani kimlik oluşturuyor. Bunu sanat tarihine baktığımız zaman da görebiliriz. Sanatın özünde ruhanilik olması kaçınılmaz ama sanat eserlerinin bu aurası, sadece üretim sürecinde gözler önüne çıkar. Üretim sadece bir objenin ortaya çıkarılmasını değil, aynı zamanda onun izlenmesi sürecini de kapsar.

Kay Walkowiak, ‘Ritual Union’ adlı video çalışmasında bize boş, bembeyaz ve çok temiz bir alışveriş merkezinde kırmızı eşofmanlar içinde bir grubu izletiyor. Neredeyse ruhani bir şekilde hareket ediyorlar, büyük bir titizlik içinde… Aynı bugünkü galeri pratiğinde olduğu gibi, bunun çağdaş sanat ve değerli olduğunun kanıtlanması gerekiyor. Bu da sonuçta ritiüelistik bir ortam yaratıyor. Videoda ilk başta ne yapıldığına anlam veremesek de eşofmanlarla ve komik bir şekilde hareket eden insanların Walkowiak’ın daha önce yapmış olduğu bir tabloyu oluşturduklarını anlıyoruz. Sanatçı, ‘sanatçı- izleyici, üretim süreci’ gibi günümüzün en çok tartışılan konularından birine katılıyor.

Normal kaywalkowiak ritualunion 02

Masallar nasıl yazılır, bir masal sadece bir kişinin eseri midir? İnsanlar 50 yıl öncesinin tarihi hakkında saatlerce tartışırken, neden masallar konusunda sözleşmişcesine ağız birliği içindedirler? Renate Hausenblas ‘Meine Helligen’ adlı çalışmasında kendi masallarını, kendi hikayelerini, kendi kahramanlarını yaratıyor. Hristiyan geleneğinde çok büyük bir yer tutan aziz ve azizelere gözünü dikiyor ve kendi azizlerini çocuk çizgileriyle oluşturuyor. İnsanların en zayıf olduğu dönemdir çocukluk ve biz sürekli masallara maruz kalırız. Öyle ki masallar hiç bir zaman yakamızı bırakmaz. Onların güç elde etmek için üretilmiş hikayeler olduğunu anladığımızda, iş işten geçmiştir. Renate Hausenblas ise, bariz şekilde Matisse’i andıran küçük çizimleriyle bu sefer rolleri değiştiriyor ve bize unutulan ilk üretim sürecini hatırlatıyor.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s