Ölümcül Oyunlar

Funny-Games-US-Wallpaper-funny-games-15317059-1024-768

Ölümcül Oyunlar’ın öyküsü kağıt üzerinde tam bir Amerikan “slasher” filmi gibi gözükür. Üst-orta sınıf bir ailenin, iki katille  kedi-fare oyunu…  Sıradan bir Amerikan prodüksiyonunda, ailenin en azından bir bireyi kurtulur ve katiller de ettiklerini bulur. Ama hayır.. Michael Haneke bu filminde türün kalıplarını kırıyor ve bu basit hikayeden çok farklı bir film çıkarıyor.

1997 yapımı film, genelde karışık eleştiriler de alsa bugün artık bir kült statüsünde bulunuyor. Filmin 2007 yılında yeniden yapımı (tam anlamıyla yeniden yapımı), bunun en büyük göstergesi olsa gerek. Haneke, eşi benzerine rastlanmayan bir şeyi yapmış bu yeniden yapımda. Amerikan yapımı ilk filmin, sahne sahne aynısı. Tahmin edileceği üzere sadece oyuncu kadrosu değişik. Bir filmin plan-plan aynı çekimine, daha önce Gus Van Sant’in Psycho’sunda karşılaşmıştık. Jorge Luis Borges’in Don Kişot’u yeniden yazmaya girişen Pierre Menard’ını ise başka bir örnek olarak görebiliriz. Haneke’nin filminin Hollywood yapımlarına göre hayli yenilikçi olduğunu söylesek de Pier Paolo Pasoli’nin  yine davetsiz bir misafiri konu alan “Teoroma” filmi kadar çapıcı olmadığını söyleyebiliriz. Filmde yer alan iki antagonistin Alfred Hitchcock’ın “Rope” filminde yer alan şımarık, sadece zekalarını ispatlamak için arkadaşlarını öldüren iki arkadaşı akla getiriyor. “Rope”de akla kalan ise, öldürdükleri arkadaşlarını bir masanın içine yerleştirip, daha sonra evlerine konuk çağırmaları ve onların varlığıyla yaptıkları eylemden daha fazla zevk almalarıdır. Haneke de Ölümcül Oyunlar filminde, bu ailenin kazanma ihtimalinin olmadığını bize en başından hissettiriyor. Filmin kötü adamları Peter ve Paul, büyük bir kibarlıkla işlerini hallediyorlar. Peter çoğu kez kameraya dönüyor ve direk olarak seyirciyle konuşuyor. Çünkü bu evrenin egemenleri onlardır.  Aile sanki bütün film boyunca “Rope” filminde  olduğu gibi, masanın içindedir ve bize kalan onların nasıl ve ne zaman öleceğini tahmin etmektir.

Filmin ilk sahnesinde, ailenin evlerine doğru yol aldığını görürüz. Anne ve baba bir tür müzik oyunu oynamaktadırlar. Burjuvaya yakıştırılacak şekilde klasik müzik dinlerler. Arabanın içine geçer ve kendi küçük oyunlarını oynayan mutlu mesut aileyi görürüz. Birden metal bir şarkı girer ve bütün ekranı kaplayacak şekilde ekrana gelen “Funny Games”  yazısını görürüz. Bu, tüm sahnenin dinginliğiyle büyük bir tezat oluşturur. Haneke bize gelmekte olan trajediyi haber verir. Bu sevimli aile, evlerine gelmeden yan komşularını görürler. Bu anda parmaklıklar arkasında, iki tane beyazlar giymiş genç dikkatimizi çeker. Yönetmen burada sonradan anlamlandıracağımız bir güç ilişkisini çizer. Bir genci ayrı bir yere yerleştirmiş, yani bu karakterin önemini vurgulamıştır. Bu, korku filmlerinde karşımıza çıkan, bir şeyin huzuru bozması ya da açılmaması gereken bir kapının açılması ve daha sonra kötülüklerin başlaması motifini aklımıza getirir.

Ekran Görüntüsü (8)

Aile, komşularının garip davranışlarını konuşarak evlerine varır. Burada ilk defa köpeği görürüz. Arabada hiçbir şekilde köpeğin izine rastlamayız. Seyirci olarak ister istemez, köpeğin varlığını sorgularız. Bu kuşkusuz, Haneke’nin bilinçli olarak yaptığı bir şeydir. Aile eve daha yerleşmeden , başka işlere koşturur. Anne, hemen maydanozlarını ıslatır, eti keser; baba ve oğlu ise teknelerini suya indirirler. Aynı köpeğin kendi üstünlüğünü çizmesi ve bölgeye kendi üstünlüğünü kabul ettirmesi gibi, aile de doğaya karşı üstünlüklerini büyük bir sabırsızlıkla kabul ettirmek ister. 2007 yapımı film de hemen hemen aynı şekilde işler ama bazı küçük değişikler bulunur. Orijinal filmde karşımıza bir Alman kurdu çıkarken, Amerikan yapımında karşımıza bir Golden Retriver çıkar. Çocuk, babasıyla küçük yelkenlilerini suya indirir ama sürekli olarak Sisi dediği yan komşunun kızını sorar. Sisi, Avusturya halkı için sıradan bir isim değildir. Avusturya’da en uzun süre tahtta olan kraliçe Elisabeth’in  takma adıdır ve Sisi’nin varlığı filmin meselesi olan insan-doğa ilişkisinde önemli bir rol oynayacaktır.

Evin sevimli çocuğu, annesinden bıçak istemek için mutfağa gelir. Filmin ilk sahnelerinde gördüğümüz, beyaz giysiler içindeki gençlerden birisi kapıya gelmiştir. Çocuğun annesine seslendiği sahnede bir şey dikkatimizi çeker. Evin mutfağı, arkadaki garip çiçekli örtü, saat, sebzeler, lamba bize özellikle 17.yy’da önem kazanmış , hayatın gelip geçiciliğini hatırlatan vanistas resimlerini hatırlatır.

Ekran Görüntüsü (9)

Beyazlar içindeki genç, büyük bir kibarlıkla dört tane yumurta ister. Anne de kibarca yumurtaları ona verir. Bizim dikkatimizi çekecek ilk şey, gencin elindeki eldivenlerdir ama ne çocuk ne de anne bu durumu sorgulamaz. Ne var ki genç yumurtaları kırar. Anne, biraz kızgınlıkla yerleri siler. Yumurta her zaman doğurganlığın habercisi olmuştur. Birçok mitolojide evrenin ana maddesi olmuş, yumurtanın kırılmasıyla evren oluşmuştur.  Örnek olarak Fin Mitolojisi’ni gösterebiliriz. Havaların bakiresi İlmatar, hamile kalmıştır ve suların içinde yatmaktadır. Bir kuş İlmatar’ın dizini görür ve yumurtasını onun dizine bırakır. İlmatar bir süre sonra dizinin ısındığını hisseder ve dizini salladığında, yumurta kırılır ve gökyüzü ile yeryüzü oluşur.

Anne, gence ikinci kez yumurtaları verir, genç kendinden bekleneceği üzere yine kibarca yumurtaları kabul eder. Anne rahatlayarak tezgaha oturur ama az sonra iki gencin kapıda beklediğini görürüz. Şimdi karışıklığa neden olmamak için onların isimlerini kullanacağım: Paul ve Peter… Paul de büyük bir kibarlıkla anneyi karşılar. Evde golf sopalarını görür ve bunları denemek ister, bir yandan köpeğin havlamalarını duyarız. Köpeğin havlamaları bir süre sonra kesilir. Paul ve anne eve geri dönerler. Paul yine yumurtaları sormaya başlar. Peter ise diğer yumurtaları da kırdığını söyler ve üçüncü kez yumurta ister. Anne iyice sinirlenir. Üç sayısı birçok yaratılış hikayesinde önemli bir rol oynar. Yumurtayla birlikte en çok karşımıza çıkan şeylerden biridir belki de. Yunan Mitoljisi’nde birinci kuşak tanrılar Gaia ve Uranus’tür.  Uranus, Kronos’a yenilir ve yeni yönetici, annesi Gaia’nın yardımıyla yeni Kronos olur. Kronos, gücünü kaybetmekten korktuğu için çocuklarını yutar ama karısı Rhea, Zeus’u ondan kurtarmayı başarır. Zeus ise güçlenince Titanları ve babasını yener ve Olympos’a yerleşir. Ancak üçüncü kuşak tanrı ve tanrıçalarda düzen oturabilmiştir. Bundan sonra Zeus gücünü kaybetmez. Filmde de Peter ve Paul’un üçüncü kez yumurta istemeleriyle, olaylar gelişmeye başlar. Yumurta çok önemli semboldür. Aslında, bünyesinde sadece yaşamı değil ölümü de barındırır çünkü yumurta çatladığında formunu kaybeder. Başka bir deyişle yıkım, yaratının öncülüdür.

Baba ve oğlu, eve geri döner ve anne ile iki genci tartışırken bulur.  Anne, kocasına durumu anlatır ve durumu çözmesi için onları yalnız bırakır. Peter ve Paul, önce iktidar sembolü olan babayı saf dışı bırakırlar. Bundan sonra, egemenliklerini sağlamaları çok daha kolay olacaktır. Baba, Peter’ı tokatlar, bunun karşılığı bacağının kırılması olur. Peter filmde babaya sık sık kaptan diye seslenir. Onu bir güç sembolü olarak gördüklerinin işaretidir bu. Nitekim Tanrı deyince de aklımıza gelen sakallı bir adamdır. Peter ve Paul babayı etkisiz hale getirip yendikten sonra, ailenin yaptığı gibi bölgeye, doğaya ve daha da önemlisi aileye olan üstünlüklerini ispatlamak için köpeği öldürür.

Filmde geçen en ilginç sahnelerden birisi de, Peter ve annenin köpeği aramaya çıktıkları sahnedir. Bu sırada tekneyle, eve birisi yaklaşır. Anne hiçbir şey olmamış gibi onlarla konuşur ama gerginliği belli olur. Seyirci olarak, gelenlerden yardım istemesini isteriz ama anne sesini çıkarmaz. Yoksa aile de oyunun bir parçası olmak mı istemektedir? Bir sonraki sahnede annenin, babayı içeri taşıdığını görürüz. Artık rolleri değişmişlerdir.  Kadın kocasına ağrı kesici getirir. Bu sahne iki yapım arasındaki farklılıklardan biridir. Almanca’da saygı ifadesi olan bir “sen” ifadesi bulunurken , İngilizce’de böyle bir ifade biçimi yoktur ve sonuçta yeniden yapımda böyle bir sahne yer almaz. Paul, babanın bunları neden yapıyorsunuz sorusuna uydurma olduğunu tahmin ettiğimiz cevaplar verir. Paul, her zaman tetikleyici, Peter ise uygulayıcı ve izleyici roldedir. Paul’ın Peter üzerindeki üstünlüğü çok belirgindir. Paul filmin en önemli sahnelerinden birinde yine tetikleyici olur. Anne’nin soyunmasını ister. Paul bunu yaptırmak için çocuğu kendi yanına çeker ve başına yastık kılıfı geçirir. Anne çaresizce soyunmaya başlar. Haneke’nin filmi, Paul ve Peter’in perspektifinden anlattığını söyleyebiliriz. Birkaç sahnede Paul kameraya döner ve seyirciyle konuşur. Yönetmen bize annenin vücudunu göstermez, bu onların motivasyonları anlamak için iyi bir andır. Onlar, özel olarak ailenin bireyleriyle ilgilenmez. Sadece egemenliklerini dikte ettirirler ve onların üzerinden kendilerini yaratır, başka bir deyişle birey olurlar. Çocuğun bu arada altını ıslattığını anlarız. Peter onu dışarı çıkarırken, anne ve babanın yardımıyla kaçmayı başarır. Paul’un çocuğa bazen indian, yani kızıldereli dediğini duyarız. Çocuk hiç kuşkusuz , üzerinde en kolay egemenlik sağlanacak kişidir. Peki yönetmen ona neden yahudi değil de kızıldereli denmesini tercih etmiştir. Sonuçta film Avusturya’da geçmektedir. Bunun aslında çok da karışık olmayan bir nedeni olabilir. Yahudiler her ne kadar 20.yy’ın en büyük zulmüne uğramış olsalar da aslında sanayileşmenin ve dolayısıyla kapitalizme giden yolun göbeğinde yer almışlardır. Kızıdereliler ise, kendilerinden çok daha üstün ve görece gelişmiş kabul edilen kolonyal güçler tarafından yenilmişler; kendi alanlarını, topraklarını, evlerini kaybetmişlerdir. Kendi evlerinde, ama kurallarını bilmedikleri bir oyunun içinde mücadele etmişlerdir. Aynı küçük çocuk Georg ve ailesi gibi.

Ekran Görüntüsü (11)

Paul onu komşularının evine kadar kovalar. Çocuk ne yapacağını bilmez bir şekilde evin içinde dolanır. Filmin en hüzünlü sahnelerin birinde, küçün Georg silahı Paul’a doğrultur ve ateşlemeye çalışır ama Paul böyle bir ihtimali göze almayacak şekilde temkinlidir. Sonuçta küçük Georg silahi ateşlese de silahın boş olduğu anlaşılır. Paul ona göre hem daha güçlü hem de daha akıllıdır. Bunun yanında, Paul ve Peter oyuna yeni bir kart daha eklemişlerdir.

Paul ve Peter, bu yeni kartı hemen oyuna sürerler. Paul silahı Peter’a verir ve yemek bir şeyler almak için mutfağa geçer. Bu sırada patlama sesi duyulur. Paul hiçbir şey olmamış gibi yemeğini hazırlamaya devam eder.  Peter küçük Georg’u vurmuştur.  Georg’ın kanı televizyona sıçramıştır, televizyonda ise araba yarışı açıktır. Dünyayı, daha doğrusu sermayeyi elinde tutanlar, dünyada yaşanan trajedilerin farkında olsa bile, bunları çok ön plana çıkarmayı istemezler. Televizyon için hazırlanan paket programlarla sahte bir mutluluk sunarlar. Bir sonraki sahnede Paul ve Peter’ın tartıştıklarını duyarız. Anne ve baba evde tek başlarına kalırlar. Kadın, kocasına yardım eder. Baba, yaralandığı andan itibaren iktidarını kaybetmiştir. Hatta, annenin yerine babanın daha kolay bir şekilde çözüldüğünü görürüz. Peter ve Paul evi terkettikten sonra, anne ve baba çaresizlik içinde filmin başında suya düşen telefonu çalıştırmaya ve iletişim kurmaya çalışırlar. Anne, yardım çağırmak için  dışarı çıkar ve bir arabanın ona doğru yaklaştığını görür. Yaşadığı travmanın etkisiyle bir ağacın arkasına saklanır, araba onun yanında geçip gider. Arabanın arkasından koşsa da onu yakalayamaz. Daha sonra ikinci bir arabanın yaklaştığını görür. Burada Walter Benjamin’in tarih üzerine o ünlü düşüncesini hatırlamak yerinde olacaktır: “Klee’nin Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde; meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğü­müz noktada, o tek bir felaket görür; yıkıntıları birbiri üstüne yı­ğıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığı­nı ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte bu fırtınadır.” Filmde yer alan bu sahne, Benjamin’in tarih olgusunun bir tür alegorisi olarak görülebilir

Anne, bir süre sonra Peter ve Paul tarafından geri getirilir. Ağzı bağlanmıştır. Baba ise çaresizlik içinde, oyunun sona ermesini beklemektedir. Paul yeni bir oyunun peşindedir. Anne’den bir duayı hatasız okumasını ve eğer başarılı olursa kimin önce öleceğine karar verebileceğini söyler. Yani aslında “Tanrıcılık” oynamaktadırlar. Kutsal dinlerin en önemli öğretilerinden biri kader ve iradedir. Örneğin İslam dinine göre, insanın bir kaderi olmasına rağmen, yine de özgür kararlar verdiği düşünülür. Anne ve baba da sonuçta öleceklerdir ve onlardan, önce kimin öleceğinin belirleneceği mikro bir karar vermesi beklenir. Bu küçük boyutlu karar, kuşkusuz daha büyük boyuttaki karar ve sonucu olumlayacaktır. Anne duayı, kalbinin derinliklerinden gelerek söyler gerçekten. Paul, kendi narsizmini bir sonraki evreye taşır ve duayı tersten okumasını ister. Böylece, hem bu aileyi hem de ailenin temsil ettiği değerleri yıkabilecektir. Bı sırada anne tüfeği kapmayı başarır ve Peter’ı öldürür. Paul panik içerisinde televizyon kumandasını arar. Kumandayı bulunca geri alma tuşuna basar, zamanın geri sarıldığına şahit oluruz. Bu Haneke’nin tarih yazımına dair bir yorumu olarak görebilir. Egemen olan güç, her zaman tarihi yazmıştır ve gerektiğinde yeniden yazma gücüne sahiptir. Bu evde ise egemen olan Peter ve Paul, daha doğrusu Paul’dur. Yani, izlediğimiz bu gerçekliği yeniden yaratma yetkisi vardır. Haneke de filmin başında beri kimin perspektifinden filmi izlediğimize dair daha somut bir örnek sunar. Filmin son bölümünde, Peter ve Paul’ün anneyi tekneye götürdüklerini görürüz. Burada ilgi çekici bir detay bulunur. Üçü de sarı yağmurluk giymiş ve beyaz yelkenin altına oturmuşlardır. Aynı filmin ilk sahnelerindeki kırılan ve yere dökülen yumurtalar gibi..

Peter ve Paul teknede materyal ve anti materyal; gerçek ve kurgu gibi konularda tartışırlar. Anne ise büyük bir ümitsizlikle teknedeki bir bıçakla ipleri kesmeye çalışır. Paul bunu görür ve anneyi yanına alır. Bir süre sonra anneyi göle atar. Peter ve Paul’ün ise yeni bir eve geldiklerini görürüz. Bu sefer Paul eve ilk giden olur ve ev sahibinden daha önce tanık olduğumuz gibi yumurta ister. Belli ki bu bir oyalama ve evi tanıma taktiğidir…

Freud’a göre-özellilkle Lacan’dan okunduğunda- öznellik bir defada ve tümden oluşmaz; travmatik olayların sezildiği ve yeniden anlamlandırıldığı bir döngü boyunca yeniden tasarlanır. Freud’çu düşüncenin farklı zamansal modellerini netleştirmek için çalışan Jean Lapanche, “Bir travmanın oluşması için, her zaman iki travma gerekir” der. Bir olayı çözmek için, onu yeniden anlamlandıran başka bir olaya başvurulur; kim olduğumuzu ancak ertelenmiş eylemde (Nachtraglichkeit) anlarız.(Hal Foster-Gerçeğin Gerin Dönüşü) Nitekim Haneke’nin filmin sonunda yaptığı da budur. Peter ve Paul’un yeni bir evi ve insanları hedef alması, onların başına gelecek potansiyel şeyler,  perdede izlediğimiz ailenin başından geçenleri çok daha derinden anlamamıza yardımcı olur.

İlk filmin mi yoksa, yeniden yapımın mı daha iyi olduğu hep tartışmaya neden olmuştur. Açıkçası tam anlamıyla bir yanıtım yok ama ikinci filmdeki oyunculukların bana daha iyi geldiğini söyleyebilirim. Belki de bu benim İngilizce bilip, Almanca bilmememden kaynaklanıyor olabilir. Bu iki filmin yer aldığı bağlamların farklı olduğunu ve daha farklı okumalara yol açabileceğini söyleyebiliriz. Filmlerden biri Almanya’da  biri ise Amerika’da geçmektedir. Her ne kadar yönetmeni aynı olsa da her iki film de hikayenin geçtiği toplumsal yapılanma tarafından ve ülkelerin tarihi üzerinden okunacaktır. Bu yüzden bu iki yapım aynı olduğu kadar, bir o kadar da birbirinden farklıdır. Çünkü artık sahnede olan metinler değil, seyircidir.

Mehmet Berkay Sülek

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s