The Invitation (Davet)

 

The Invitation-Davet filmini uzun zamandır izlemek istiyordum dersem yalan olur, çünkü bu filmi gerçekten tesadüf eseri izledim. Muhtemelen Bağımsız Film Festivali ile ülkemize gelmese haberim olmayacaktı. Bence dünya sineması ciddi anlamda gerilim-korku filmi problemi yaşıyor. İyiyi bırakın, bu türde ortalama bile diyebileceğimiz çok az film yapıldı son yıllarda ve hep basmakalıp hikayelerle karşılaşıyoruz. Şahsen bir tane daha ‘lanetli ev’ filmi izlersem ne yaparım tahmin edemiyorum. Son dönemde başarılı gerilim-korku filmlerine “The Babadook” , “The Conjuring” ve “The Cabin in the Woods” filmlerini örnek gösterebiliriz. “Davet” de bu saydığım filmler kadar olmasa da gerilim türünde iyi bir film olarak değerlendirebilir.

Filmde  birbirinden kopmuş eski arkadaşların, içlerinden birinin evinde toplandığını görürüz. Hikaye, büyük anlamda karısıyla çocuklarının trajik ölümü üzerine ayrılan Will’in üzerinden şekillenir. Will’in eski karısı Eden, yeni kocası David ile birlikte bu arkadaş grubuna görkemli bir yemek verir ve herkes ortama uyum sağlamış gibi görünür. Will ise kendi geçmişiyle, bu soğuk ve kasvetli evin duvarlarında yüzleşir. İki yıl aradan sonra böyle bir yemeğin verilmesini garipser. Tabii Will de kendi sevgilisi ile yemeğe gelmiştir. Daha sonra oldukça esrarlı ve her halinden biraz deli olduğu belli olan bir kadının daha ortaya çıktığını görürüz. Herkes Will’i gruba dahil etmeye çalışsa da o kendi kafasında kurduğu gerçeklikle daha meşgul gibidir. Onun geçmişiyle bu kadar yüzleşmesine neden olan, belki de karısı Eden’in oğullarını unutmuş gibi davranmasıdır. David ve Eden filmin ilk ipucu olarak, konuklara bir tarikat hakkında video seyrettirirler ve kendilerinin de bu tarikata katıldıklarını söylerler. Seyirci olarak biz de biraz olsun rahatlarız. Garip maskeli adamların evin çevresini sarmasını ve evdekileri teker teker öldürmesini bekleriz. Ama yönetmen filminin çatışma kısmını kurmak yerine, Will’in şüpheciliği üzerine yoğunlaşır. Will’in tedirgin patlamaları bile yumuşak bir karşılık bulur. Bu, yönetmenin gerilim türünü ne kadar iyi işlediğinin de bir göstergesidir. Will’in isteklerinin yerine getirilmesi seyirciyi rahatlatmaz, aksine daha da rahatsız olur. Bunda kuşkusuz, yönetmenin bir dünya kurması ve bizi bu dünyaya inandırmasının katkısı büyüktür. Gerisi ise bize öğretilen Hollywood filmlerinden gelir. Hitchcock’un ‘Macguffin’ olarak tanımladığı  hikaye oyunlarını kullanır. Bunlar bir bakıma kanca görevi görür ve seyirciyi filmde tutar. Örneğin, filmde David ve Eden’in bir tarikata bağlı olduklarını öğrendikten biraz sonra kapı çalınır. David kapıyı açar ve bizim göremediğimiz birileriyle konuşur. Filmde karakterlerle bir bir tanışmayız  ama içten içe kapıyı çalanların eve geleceğini düşünürüz. Ama geri kalanı, bu davete katılan konukların üzerine kuruludur.

Filmin olumsuz olarak gösterilecek yanı, artık çokça işlenmeye başlanmış bazı tarikat klişelerini kullanması olabilir. Huzurun arkasına yaslanmış şiddet ve tabii bu tarikat hikayesinin olmazsa olması zehirli içecek… Ayrıca birkaç zorlama sahnenin de olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Will’in oğlunun odasında bir laptop bulması, laptopta onlara gösterilmeyen tarikat liderinin konuşmasını izlemesi, ya da Will’in tam David’i bahçeye kırmızı bir fener yerleştirirken görmesi gibi. Bence filmin en iyi başardığı şey ise tarikata mensup David, Eden ve Pruitt’i salt kötü karakterler olarak göstermemesi. Onların da kendi gerçekleri doğrultusunda hareket ettiklerine inandırması. Onların bunu bir şiddet değil, huzura ulaşmak gibi göstermesi.Filmdeki karakterlerin isimlerinin de tesadüf olmadığını, biraz araştırınca farkettim. Eden cennet anlamında, David Hristiyan inancında çok önemli bir karakter. Ama daha da ilginci film boyunca ne biçim bir isim bu dediğim Pruitt… İnternetten biraz araştırınca, Amerika’da Pruitt-Igoe adı altında bir toplu konut projesi oluşturulduğunu ama kısa süre sonra bu evlerin yıkıldığını öğrendim. Bu bile üzerine düşünülmüş, biraz da olsa kafa yorulmuş bir film olduğunun göstergesi. Filmin sonunda bütün çevrede belli ki bu ritüelin işareti olan kırmızı fenerleri görünce bu isim daha da anlamlı hale geliyor. Zaten son eylemleri de Pruitt’in gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Filmin bir iyi yönü, tarikat hikayesini şehrin içine taşıması. Hikayenin biraz fazla zorlandığı yerler olsa da  iyi tasarlanmış  ve ortalama oyunculukların olduğu bir film olduğunu söyleyebiliriz.

Mehmet Berkay Sülek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s