Alien-Yaratık (İnceleme)

 

Bilim-kurgu sineması,  kendisini her zaman sanat tutkunu olarak gören ve çok da okumayan insanlar tarafından “sanat sineması” olarak nitelendirilen yapımlardan daha aşağıda görülmüştür. Halbuki bilim-kurgu sineması da diğer türler kadar kendi derdini anlatma kapasitesine sahiptir. Bu algının oluşmasının sebebi, Hollywood’un özellikle yaz aylarında vizyona soktuğu “blockbuster” olarak adlandırılan filmler olsa gerek. Bu yazıda incelenecek “Alien” filmi ise ilk bakışta sıradan bir av-avcı filmi olarak görülebilir ama özünde Hristiyan teolojisiyle haşır neşir olan bir filmdir. Birçok düşünürün ileri sürdüğü gibi Hristiyanlığın deistik yönünü ön plâna çıkarır ve bunu ana problemi olarak işler.

Film artık bize çok aşina olan, derin uykudaki gemi mürettebatının uyanmaları ve büyük uzay okyanusundaki yolculuklarını göstererek başlar. Yönetmen Ridley Scott, ilk uyanan mürettebat olan Kane’in uyanışı kutsar. Onun yavaş yavaş yerinden kalkıp tekrar hayat bulduğunu görürüz.  Scott, bu anı bize dissolve efektiyle aktarır. Başka bir deyişle Kane’in görüntülerini üst üste bindirir ve yumuşak geçişler yapar. Scott ona kutsanmışlığı atfeder ki ilk olarak Kane’in uyanması, bize filmin okunmasında yardımcı olacak ilk adımdır. Ancak yönetmen diğer mürettebatın uyanma anlarını göstermez. Bir masanın etrafında büyük bir neşe içinde ilk yemeklerini yerler. Fakat bu halleri çok uzun sürmez. Geminin rotasının “anne” dedikleri gemi tarafından kesildiğini ve hiç beklemedikleri bir yere geldiklerini izleriz. Anne’nin bir mesaj aldığı için bu lokasyona geldiğini anlarız. Mürettebat bu durumdan hiç memnun kalmaz. Onlar basit bir kargo gemisinin mürettebatıdır ve o anda yapmak istedikleri tek şey evlerine dönüp paralarını almaktır. Ama şirketlerinin onlara verdiği kesin bir emir vardır. Böyle bir mesaj alındığında, mesajın kaynağına ulaşmak en önemli görevleridir. Bunu aralarında tartıştıktan sonra,  gönülsüzce mesajın kaynağına gitmeye karar verirler. Üstün teknolojileriyle gezegenin koordinatlarını ve özelliklerini belirlerler. Gezegenin yükselişinin 6 dakika 20 saniye olduğunu söylerler. Scott bu rakamı öylesine kullanmamıştır. Kargo  gemisi mürettebatının amacı ile doğrudan bağlantılıdır. Nitekim Kitab-ı Mukaddes’in Matta 6:19-21. kısmında şu pasaj bulunur:

19 “Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. 20Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar.21Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.

Ekibin tespit ettikleri gezegene inerken hayli zorlandığını, türbülansa yakalandıklarını görürüz. Peki türbülans nedir? Kısaca havada meydana gelen ani değişimler sonucunda oluşan sarsıntılardır. Scott burada bize ben ve o ayrımını yaptırmak istemektedir. Ama gemi bu iniş sırasında ağır hasar alır ve  bekleneceği gibi bu bilinmeyen gezegende mahsur kalır. Artık kendi kararlarını vermek zorundadırlar.

İtalyan Peruzzi tarafından 1509 yılında yapılan San Eligio degli Orefici Kilisesi’nin kubbesinde, “Astra deus nos templa damus tu sidera pende” yani “Tanrı gökyüzünü yarattı, bizse tapınakları yaptık; yıldızları kullanmak da sana düşüyor” yazar (Damisch, 2012: 224). Geminin alt kısmının kubbeli bir yapıda olduğunu görürüz ve onların bulundukları durum da budur. Aynı geminin alt kısmında yer alan kubbeler gibi onlar da kendi benliklerinin yalnızlığının farkında değildirler ve ancak yıldızları kullanarak kendi yollarını bulabileceklerdir. Geminin kaptanı  Dallas bu garip gezegeni keşfetmeye ve sinyalin geldiği yeri kontrol etmeye karar verir. Garip kalıntılar ve bir uzaylının fosilleşmiş vücudunu bulurlar ama bununla da yetinmeyip daha da ileri giderler. Kane geminin aşağı katlarına inen bir yer bulur. Aşağı indiğinde gördüğü şey ise yüzlerce yumurtadır. Yumurtaların üstünde elini gezdirmeye başlar ve yumurtaların onun elinin ısısıyla hareket etmeye başladığını görürüz.  Yumurta yavaş yavaş açılır ve bir anda içindeki şey Kane’in kaskına yapışır. İlk olarak Kane’in saldırıya uğraması tesadüf değildir. Scott için Kane karakteri hiç kuşkusuz bir ilki temsil eder. Onun istediği mikro bir dünyaya da hayat yaratmaktır. Kane ise yapmaması gereken bir şeyi yapar ve bunun sonucunda cezalandırılır. Adem ve Havva’nın yasak bilgi ağacından elmayı yemesiyle benzerlik taşır. Kane’i bu yumurtaya dokunmaya iten şey, az önce gördüğü  fosilleşmiş uzaylının cesedidir. Başka bir deyişle Kane’in yılanı, onu daha fazlasını anlamaya iten şey, ölü bedendir.

Dallas ve Joan , Kane’i gemiye geri götürmeye çalışırlar ama bu ana kadar filmin çok da öne çıkmayan karakteri Ripley tarafından engellenirler. Burada Dallas ve Ripley arasındaki gerilimi hissederiz.  Scott bu iki karakter arasındaki iktidar mücadelesini daha sonraki sahnelerde kuvvetli olarak vurgulayacaktır. Neticede geminin bilim görevlisi Ash tarafından içeri alınırlar. O ana kadar temizliği ve huzuru temsil eden evleri yabancı bir şey tarafından kirletilmiştir. Geminin sisteminin anne olarak adlandırılması da burada dikkat çekicidir.  Mürettebat, bir anlamda geminin ya da annenin taşımakta olduğu, gerçeğe hazır olmayan çocukları gibidir.

Julia Kristeva “Korkunun Güçleri” adlı çalışmasında, Hristiyanlık ve iğrenme, daha doğrusu “iğrenç”kavramı üzerinde fazlasıyla durur. Kristeva’ya göre murdarlık, paganizmin Hristiyanlıktan aldığı bir intikamdır; annelik ilkesiyle bir barışmadır (2014: 146). Artık hem annenin bedeni hem de onun çocukları kirlenmişlerdir. Onların hiçbir şekilde dünya ile iletişim kuramadıklarını görürüz. Scott, gemi-dünya arasındaki iletişimsizliği, insan-Tanrı arasındaki iletişim kopukluğunun bir alegorisi olarak görür.

……İsa şöyle der: “Ağza giren şey insanı kirletmez; fakat ağızdan çıkan şeydir ki, insanı kirletir” (Matta 15, 11) ve “İnsanın dışından kendisine girip onu kirletebilecek bir şey yoktur; fakat insanı kirleten insandan çıkan şeylerdir” (Markos 7, 15).

Bunlara benzer başka tekrarlar da artık içerisi/dışarısı sınırının vurgulandığını ve tehlikenin bundan böyle dışarıdan değil, içeriden geldiğini gösterir. “Fakat siz içinizdekilerden sadaka verin ve işte her şey size temiz olur” (Luka 11,41). “Sen et kör Ferisi, önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dışı da temiz olsun” (Matta 23,26)

(Kristeva,2014: 144).

Kane’i kurtarmak için Ripley dışında herkesin çabaladığını hissederiz.  Ash büyük bir heyecanla bu yeni canlı türünü incelemek, Dallas ise en saf duygularla Kane’i kurtarmak istemektedir. Kane’in kafasına yapışan yaratık kısa süre sonra ortadan kaybolur. Bütün mürettebat büyük bir korku içerisinde damarlarında kan yerine dolaşan bu garip yaratığı aramaya başlar. Bunun için gruplara ayrılırlar. Dallas, Ripley ve Ash sağlık merkezini arar, yani birbiriyle hiç geçinemeyen üç karakter. Bu karakterlerin arasındaki gerilim ve güç ilişkisi belirgindir. Belki de bu yüzden Dallas; Ripley ve Ash’ı sürekli olarak yan yana getirmeye çalışıyor gibidir. Kısa bir aramanın sonucunda  yaratığın ölmüş olduğunu görürüz ve tabii ki Ash bunu da fırsat bilir ve onun üzerinde incelemelerde bulunur. Bu arada Kane uyanır ve mutlulukla arkadaşlarıyla sofraya oturur. Hepsi büyük bir iştahla yemeklerini yer. Mürettebatın 7 kişiden oluşuyor olması da, yedi ölümcül günah fikrini aklımıza getirir ki Kane yemeğini yerken büyük bir acıyla bağırır ve çırpınmaya başlar. Vücudundan yılana benzer bir yaratığın çıktığını ve büyük bir hızla kaçtığını görürüz. İlk uyanan ve ilk günahı işleyen Kane, ilk ölen kişi olur. Kane’in bedeninin uzaya fırlatıldığını ve arzu edilen ebediliğe ulaştığını görürüz. Onun bedeninden çıkan yaratık ya da günah, bütün mürettebatı etkiler. Mürettebat bu andan itibaren  kendi  kalıtsal günahlarını temizlemek için çırpınan insanlar gibi, bu yaratığı gemiden, yani kendi yaşam alanlarından atmaya çalışır. Brett ekibin geri kalanından kendi hatası yüzünden ayrı kalır.Burada yaratığın bir yılan gibi deri değiştirdiğini de görürüz ki bu hiç kuşkusuz İncil’deki yılan ya da kötülük kavramına işaret eder. Brett, kendisini geminin karanlık ve ıslak bir yerinde bulur. Tavandan su damladığını ve Brett’in büyük bir huşu içinde  bu suyu kabul ettiğini görüyoruz.  Bu sahne bize Hristiyan inancındaki suyla arınma anlayışını akla getirir:

“Temiz sayılan bir kişi ineğin külünü toplayıp ordugâhın dışında temiz sayılan bir yere koyacak. İsrail topluluğu temizlenme suyu için bu külü saklayacak; bu, günahtan arınmak içindir. İneğin külünü toplayan adam giysilerini yıkayacak, akşama dek kirli sayılacak. Bu kural hem İsrailliler, hem de aralarında yaşayan yabancılar için kalıcı olacaktır.

“Herhangi bir insan ölüsüne dokunan kişi yedi gün kirli sayılacaktır. Üçüncü ve yedinci gün temizlenme suyuyla kendini arındıracak, böylece paklanmış olacak. Üçüncü ve yedinci gün kendini arındırmazsa, paklanmış sayılmayacak. Herhangi bir insan ölüsüne dokunup da kendini arındırmayan kişi Rabbin Konutu’nu kirletmiş olur. O kişi İsrail’den atılmalı. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır, kirliliği üzerinde kalır (Çölde Sayım 19: 9-13).

Brett,  Jons’un sesini duyar ve dikkati dağılır. Tedirginlik içinde yukarı doğru bakmaktadır. Büyük, siyah bir kütlenin Brett’in arkasından geldiğini görürüz. Scott bize akıllı bir kararla Brett’in nasıl yakalandığını göstermez. Ripley ve diğer mürettebat, Brett’in öldüğünü kabullenir. Dallas, geminin kaptanı ve anneyle konuşma yetkisi olan tek kişi olarak yaratığın peşinden gitmeye karar verir. Ama ne Ash’in dedektörü ne de alev silahı yaratıktan kurtulmasına yardımcı olur. Dallas, yani geminin kaptanı yakalandıktan sonra büyük bir ümitsizliğe kapılırlar. Ripley, anne ile konuşmaya karar verir (en başından beri istediği iktidar arzusunu böylece gidermiş olur). Burada kendi hayatlarının hiçbir önemi olmadığını; tek önemli şeyin canlı türünün geri getirilmesi olduğunu öğrenir. Bu misyon kod 937 olarak belirlenmiştir ki Scott’un bu bilim-kurgu filmi üzerinden yapmakta olduğu, Hristiyan düşüncesi eleştirisinin en açık kanıtıdır. İncil’de bulunan Matta 9: 37-42 bu anlamda açıklayıcıdır:

37Ertesi gün dağdan indikleri zaman, İsa’yı büyük bir kalabalık karşıladı. 38Kalabalığın içinden bir adam, “Öğretmenim” diye seslendi, “Yalvarırım, oğlumu bir gör, o tek çocuğumdur. 39Bir ruh onu yakalıyor, o da birdenbire çığlık atıyor. Ruh onu, ağzından köpükler gelene dek şiddetle sarsıyor. Bedenini yara bere içinde bırakarak güç bela ayrılıyor. 40Ruhu kovmaları için öğrencilerine yalvardım, ama başaramadılar.”
41İsa şöyle karşılık verdi: “Ey imansız ve sapmış kuşak! Sizinle daha ne kadar kalıp size katlanacağım? Oğlunu buraya getir.”
42Çocuk daha İsa’ya yaklaşırken cin onu yere vurup şiddetle sarstı. Ama İsa kötü ruhu azarladı, çocuğu iyileştirerek babasına geri verdi. 43-44Herkes Tanrı’nın büyük gücüne şaşıp kaldı.

Ridley Scott,  film üzerinden insanın kendi başınalığını anlatır ve bu ekibi kurtaracak bir mucizenin gerçekleşmeyeceğini bildirir. Ripley bu bilgiyi öğrendikten sonra Ash ile kavga eder ve Ash’in aslında bir robot olduğu anlaşılır. Lambert, Ripley ve  Parker ona bir acıma göstermezler ve bedeni Parker tarafından yakılır. Böylece yaratıktan kurtulabilecek tek kişi de yok olmuştur. Şimdi yukarıda paylaştığım Çölde Sayım’dan bir kısım ile bu anı birlikte düşünmek yerinde olacaktır. Ash, İngilizce’de kül anlamına gelmektedir.  Yani burada saklanması  ve sahip çıkılması gereken kişi (kurtuluş adına) Ash’tir.  Ama Parker, Lambert ve Ripley onu öldürmekten geri adım atmazlar ki bu da yedi ölümcül günahtan biri olan “öfke”ye işaret eder. Kısa süre sonra Lambert ve  Parker da yaratığın kurbanı olur. Ripley’se son çare olarak gemiyi yok etmeye  ve çok küçük bir şansı olsa da mekikle kaçmaya karar verir. Gemiyi yok etme protokolünü uygular ve patlamaya 7 dakika kaldığını öğreniriz. Tabii yedi sayısı Hristiyanlık için önemlidir ve başlangıç-sonu simgeler. Ripley geminin karanlık bir bölgesinde Brett ve Dallas’ın yaratık tarafından sarıldığını görür. Bu arada kısa bir an duraklasa da onları yakmakta bir sakınca görmez. Artık geminin kaptanı odur.

Mekiğe onunla beraber sağ kalan tek varlık ile birlikte, kedi Jons’la girer. Geminin patlamasını izler ve yaratığı öldürdüğünü düşünür. Oysa yaratık mekiğin içinde girmiştir. Ripley, yaratığı mekikten atmayı başarır ki bu filmin süresinin uzunluğundan başka hiçbir şey değiştirmez. Artık çok aşina olduğumuz insanlığa son mesajını verir  ve uykuya dalar. Yönetmen Scott, bu sonla ne çok karamsar ne de iyimser  bir soru ortaya atar; bu soruyu bir nebze de ola “Prometheus” filminde cevaplayacaktır.

Yanıtlar aşikâr, oysa soru hiçbir yanıta tahammül göstermeyen gizli bir soru işareti gibi ısrarlı.

Yves Berger ve John Berger, Uçuşan Etekler

Mehmet Berkay Sülek

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s