Yüksek Lisansa Başlıyorum-Rule Britannia

 

leeds university great hall ile ilgili görsel sonucu

Bugünlerde uzun süredir beklediğim bir şeyin eşiğinde bulunmaktayım. Lisans eğitimime başladığım günden beri,  yüksek lisansı  İngiltere’de yapmayı plânlıyordum. O zamanlar aklımda olan Courtauld Enstitüsü olmasa bile, Sanat Tarihi alanında en az onun kadar etkin olan Leeds Üniversitesi’ne gidiyorum. Ülkemden bugün ayrılırken, hem bu sürecin nasıl geliştiğini, hem de kendi heyecanımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle neden lisansta Sinema okumuşken, yüksek lisansta Sanat Tarihine geçtiğimi açıklamakta yarar var. Teknolojinin de gelişmesiyle herkes birer küçük film eleştirmeni oldu çıktı. Kimse bir tiyatro eseri üzerine bu kadar yorum yapma hakkını kendinde bulmazken, sinema hakkında görüş belirtmek adeta zorunluluk haline geldi. Bunun dışında akademinin içinde her bölümden insanlar; sinema hakkında yazılar yayınlıyor, öyle ki çoğu zaman sinemanın bir minor haline geldiğini hissediyorum. Ayrıca Sinema Çalışmalarının görece yeni bir dal olması nedeniyle, diğer disiplinler tarafından tabiri caizse dövüldüğünü düşünüyorum. Bunda Sinema ve Medya Çalışmalarının büyük oranda Sosyoloji, Linguistics ve Kültürel Çalışmalar gibi alanlar tarafından şekillendirilmiş olmasının payının büyük olduğunu düşünüyorum. Örneğin bir Sosyoloji profesörünün sinema hakkında teori üretmesi hiç de şaşılmayacak bir şeyken, bir Sinema Çalışmaları profesörü Sosyoloji hakkında görüş belirtmeye kalksa ‘sen bir dur bakalım!’ denecektir.

leeds university ile ilgili görsel sonucu

Sinemadan sonra tercihim her zaman Sanat Tarihi olmuştur. Lisans derecemi aldığım okulda Sanat Tarihi Bölümü olsa, seve seve çift ya da yan dal yapardım. Sanat Tarihi alanında çalışan insanların da sıklıkla Sinema üzerine kafa yormaya başladıklarını görüyorum. Sanat Tarihi  bölümlerinde Sinema Tarihi ve Teorisi derslerine yer verildiğini, hatta Sinema ve Sanat Tarihi Bölümlerinin kurulduğunu gözlüyorum. Örneğin yüksek lisansa başlayacağım Leeds Üniversitesi’ndeki hocalarımdan biri olan Prof. Griselda Pollock’ın Alain Resnais’in ‘Night and Fog’ adlı belgeseli üzerine bir kitap yazmış olduğunu öğrendim. Sinemanın ve fotoğrafın da sanat tarihçilerini etkilediğini söyleyebiliriz. Bunun en büyük örneği, üzerine master tezimi şekillendirmeyi düşündüğüm Aby Warburg’tur. Onun ‘Mnemosyne Atlas’ adlı çalışması, içerisinde birçok olasılıklar bulunduruyor. Tabii bu olasılıkları gören sadece ben değilim, son yıllarda Warburg üzerine yapılan çalışmalar bir hayli fazla, ama hâlâ onun hakkında söylenebilecek çok fazla şey olduğu inancındayım.

leeds university great hall ile ilgili görsel sonucu

Türkiye’de ise bildiğim kadarıyla Warburg üzerine çalışan biri yok. Hal böyle olunca, benim için Türkiye’de kalmak demek, aynı zamanda bu olasılıkları da terk etmek demek oluyor. Leeds’te ise Warburg ile yakından ilgilenen bir hoca (Griselda Pollock) ile çalışma fırsatı bulacağım. Ayrıca Londra’da bulunan Warburg Enstitüsü’ne de erişim imkanım olacak. Bütün bunlara ek olarak Leeds Üniversitesi ODTÜ URAP tarafından yapılan dünya üniversiteleri sıralamasında ‘Yaratıcı Sanat ve Yazarlık’ alanında 1. sırada bulunuyor. Sinema ve Sanat Tarihi, Sosyoloji, Felsefe gibi tüm sosyal bilimler alanları sıralamasında dünyada ilk 50’de yer alıyor.

Benim hikâyem şimdilik böyle başladı… Okul başladığında izlenimlerimi , yaşadıklarımı aktarmaya devam edeceğim.

Mehmet Berkay Sülek

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s