Burçin Büke Röportajı

Bu röportajımda sizlere klasik müzik dünyasının en önemli piyanistlerinden birini, daha 10 yaşındayken “Harika Çocuk” sınavını kazanarak müzik eğitimini yurt dışında üstün başarıyla tamamlayan, birçok uluslararası piyano yarışması birincilikleri bulunan, Hannover Müzik Akademisi’nin solistlik sınavını birincilikle kazanan, en prestijli konser salonlarında ülkemizi büyük başarıyla temsil eden bir sanatçıyı,  Sayın Burçin Büke’yi daha yakından tanıtmak istiyorum.

bb

Mehmet Berkay Sülek: Piyanoyla tanışmanız nasıl oldu?

Burçin Büke: Benim babam piyanistti. Halamın oğlu da dahil, ailedeki herkes klasik batı müziği eğitimi almış kişiler. Babam gece kulüplerinde caz piyanistliği yaparak hayatını kazanıyordu. İlk piyano ablama alınıyor, o piyanoya hiç bir yakınlık göstermiyor. Ben üç dört yaşlarındayken piyanonun başına geçip bir iki tuşa basıp kapatırmışım. Ondan sonra babamla birlikte çalışmalara başladım. 6 yaşına geldiğimde İzmir Devlet Konservatuvarı’nda çok sevdiğim Ali Ersümer  ile ciddi olarak piyano çalışmalarına başlıyorum. Yaşım dokuz olduğunda da, “Burçin konsevatuvara gitsin” diye karar veriliyor. Ben de ilkokula erken başladığım için 10 yaşında bitiyorum ilkokulu. 10 yaşında İzmir Devlet Konservatuvarı’na giriyorum. Altı ay sonra da Ankara Devlet Konservatuvarı beni “harika çocuk” statüsünde okumaya davet ediyor. 11 senelik konservatuvarı 5,5 senede bitirdim. 15 yaşında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldum. Daha sonra beni devlet bursuyla yurt dışına yolluyorlar. Almanya, Fransa ve İngiltere olmak üzere eğitimime devam ediyorum. Aslında uzun burslu bir dönemim olmadı. Okulu bitirdikten sonra profesyonel olarak hayatımı sürdürdüm. Orada bir menajerle çalışıyordum. Çeşitli yarışmalara katıldım, ödüller aldım. Mesela Almanya’da çalmadığım bir yer kalmadı gibi. Amerika, Rusya, G. Afrika ve Japonya’da konserlerim oldu. Yani babam dolayısıyla piyanoyla tanışmış oldum.

Mehmet Berkay Sülek: Hem yurt içinde hem yurt dışında eğitim almış biri olarak, burada verilen eğitimin seviyesiyle, yurt dışını karşılaştırırsak neler söyleyebilirsiniz?

Burçin Büke: Benim için bir fark yoktu. Zaten Türkiye’de Mithat Fenmen’den piyano, İlhan Baran’dan armoni dersleri almıştım. Bunlar gerçekten değerli hocalar. Avrupa’ya gittiğimde orada da sınıf atlamıştım. Seviyem oraya göre de yüksekti. Pek bir şey fark etmiyordu.Tabii değişik insanlardan dersler aldım, değişik dokunuşlar, renkler öğrendim. Bunların profesyonel hayatıma çok büyük katkısı oldu. Yurt dışına Türkiye’de çok sıkı bir eğitim alarak gitmiştim. Ama bunları teraziye koyduğumuzda, %80’e %20 olarak değil de, %55’e %45 gibi değerlendiriyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Sizin de eğitim aldığınız Hannover’de eğitim almakta olan Emre Yavuz hakkında neler düşünüyorsunuz?

Burçin Büke: Hiç tanımıyorum ne yazık ki. Zaten Türkiye’deki en büyük sorunlardan biri de bu. Ben yurt dışından döndükten sonra, bana şans tanınmıyor gibi bir şey oldu. Çünkü imkan vermiyorlar. Eski sanatçılar koltuklarını bırakmıyorlar. 75 yaşına gelmiş bir şef, çok değerli ama genç şeflerin önünü açmak varken! Mesela Emre’yi tanımamanın benim için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Ama tanıtılmıyor ne yazık ki, onlara o şans verilmiyor.

415655496005

Mehmet Berkay Sülek Yurt dışında birçok önemli salonda, ülkelerde konserler vermiş bir müzisyensiniz. Yurt dışında Türk müzisyenlerin algılanışları nasıl? Bir ön yargı var mı?

Burçin Büke: Yarışmalarda bir takım oyunlar dönüyor tabii. Jüri üyelerinin akrabaları, öğrencileri bir şekilde finale kadar çıkıyorlar. Çeşitli entrikalar dönüyor. Ama ben bu yarışmalara katılmayacağım demedim. Bazılarında finale kaldım, ödüller kazandım, bazen çok iyi çaldığım halde ilk turda elendim. Yani o çok başka bir arena. Ama yarışmalarda ,sen gerçekten iyiysen kabul görürsün. Yalnız Fransa’daki bir yarışmada çok iyi çaldığım halde ilk turda elendim. Bunlardan kaçman mümkün değil. Almanya’da da bazı ön yargılar var. Konser öncesi bana gelip de, “Orada konservatuvar var mı?” diyenler oldu. Ben de bu soruyu, “Konserden sonra bir daha sorar mısın?” diye cevapladım. Ben Burçin Büke olarak kendine güvenen bir piyanistim. Yani benim yanımda Rus çalmış, Amerikalı çalmış önemli değil. Ben 11 yaşındayken de böyleydim. Bu ön yargılar ülkemizde de mevcut. Mesela Güneydoğu’ya senfoni orkestrası gitmişti. Şu anda tam hatırlamıyorum ama, “Bayburt Bayburt olalı böyle acı çekmedi” diye yorumlar yapılmıştı .Almanya’da bize karşı bir ön yargı var ama Anadolu’da da klasik batı müziğine karşı bir ön yargı mevcut. Bu dünyanın her yerinde olan bir şey. “Bizim Beethoven’ımız var siz ne yapıyorsunuz” diye düşünüyorlar. Aslında bizde de çok önemli insanlar yetişmiş. Mesela Mevlana, Itri, Yunus Emre… fakat biz bunların PR’ını yapamıyoruz. Sema gösterisi yapıyoruz sadece. Türkiye tanıtımında ne vardır, Fethiye ve Ölüdeniz’in bir resmi, döner kesen bıyıklı bir adam. Aslında Türkiye bundan ibaret değil. Yedi tane bölgemiz var, bunların hepsinin kendine ait renkleri, tatları var. Biz bunları sunamıyoruz. Dikkat ederseniz en az bütçe kültür sanata ayrılıyor. Buradan yola çıkarak düşünmeye başlayabiliriz. Bizim kendimizi daha iyi tanıtmamız gerekiyor. Ülke olarak başka adımlar atmamız gerektiğini düşünüyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Türk bestecilerinin geniş anlamda tanınmamasının nedeni de tanıtımlarının yeterli yapılamayışı mı?

Burçin Büke: Tabii, 50’ler 60’larda Saygunlar, Erkinler varken, aslında Saygun kendini biraz daha tanıtmış, ama onlar da müziklerini geliştirememişler. Ben “Türk Beşleri”ne karşı değilim ama çok açık bir müzikleri yok. 5-10 eser güzel ama daha sonrası yok. Artık daha başka müzikler var dünyada. Mesela İlhan Baran’ın daha açık bir müziği vardır ama çok fazla tanınmaz çünkü o lobinin içinde yer almamıştır .Başka bir lobi var orada, gençlere yer vermezler. Kendilerinin PR’ını yapmışlar ama müziklerini tanıtamamışlar. Belli kesimlere Ankara’ya, İstanbul’a aristokrasiye ulaşabilmişler o kadar. Kimse tanımıyor. Bir Sivas’a gittiğinde, Saygun’u kimse tanımıyor. Onun için dünyaya hükmedebilecek müzikler yapmak gerek. Bartok ve Hindemith buraya gelip söz sahibi olmuşlar, sevilmişler. Bir de Bartok’un Saygun’dan etkilendiği yönünde bir görüş var, ben buna katılmıyorum. Avrupalılar daha açıklar, kendi folklorik müziklerini kullanmışlar ama bunu daha açık bir biçimde yapıyorlar. Birazcık duygusuz diye tanımlayabilirim. Biraz sert olacak ama insanlar melodi duymak istiyorlar. Bizimkiler de bir kaos var, senfoni yazıyorlar ama müzik adına bir kaos gerçekten. Bazen Sezen Aksu’nun bestelerini, sözlerini yeğliyorum. Çünkü ne yaptığını biliyor.

Mehmet Berkay Sülek: Peki sizin unutumadığınız, en özel konseriniz hangisi oldu?

Ben çok önemli salonlarda çaldım. Carnegie’de, Paris’te, Berlin’de. Ama ben Cumhuriyet Üniversitesi’nde de çaldığımda aynı zevki alıyorum. Benim için ne çaldığım önemli, karşı tarafa ne verdiğim önemli. En son Ayla Erduran’la çaldıktan sonra onunla arkadaş oldum. Çok titiz birisi gerçekten. Daha önce konuştuklarımızın %95’ini sahneye yansıtabildik. Her konser bende güzel bir anı bırakır. O kadar çok konserim var ki bazen nerede ne çalacağımı unutuyorum. Ben Carnegie’de çaldım, ama sorsan şimdi “Ne çaldın?” diye hatılamıyorum. Bazıları “Carnegie’de çaldım” deyince, “vay!” diyor hemen. Ama sen solistsen bunları yapman lazım. Geçen haftaki konserimde ne çalacağımı, hangi sırayla çalacağımı hatırlayamadım. Birçok projem devam ediyor. Tabii inanılmaz büyük bir repertuvar, bazıları için bitmeyen büyük bir çile.

fft99_mf947258

Mehmet Berkay Sülek: Anladığım kadarıyla müzik dünyasında, oda müziği konserlerinin, oda müziği icra eden grupların azlığından dolayı bir yakınma var ülkemizde.

Burçin Büke: Tabii bu bir talep meselesi. Evinde prova yaparsın, yılda bir kere İstanbul’da konserin olur. Sonra da teklifin gelmesi lazım. Evet müzik yapıyorsun ama aynı zamanda bu işten para da kazanıyorsun.Tabii oda müziği genelde azdır. Oda müziğinde egoların ayaklar altına alınması lazım.Triolar, quartetler üç kişinin, dört kişinin bir araya gelip uyumundan ortaya çıkan bir müzik türü. Birisi “Ben solistim” derse, diğerleri eşlikçi gibi kalırsa bu olmaz. Festivallerimiz genelde Türk müzisyenlere pek yer vermez. Bazen veriyorlarsa da bu birilerinin itmesiyle oluyor. Kimse oda müziği çalmak istemediğinden değil. Çok önemli bir mesai harcıyorsun ama konserlerin seri şekilde olması lazım. İstanbul’da Süreyya Operası diye bir yer var Allahtan ve de çok iyi bir dinleyici kitlesi var. Onun dışında böyle iyi konserlerin olduğu yerler yok. Bu müziğin üniversite öğrencilerine de sunulması lazım, öğrencilerin de bir suçu yok. Rektörlerin sanatçıları araştırıp, “Bize workshop yapsın, konsere yapsın” demeleri lazım. Üniversitelerde benim gördüğüm, bahar festivallerine birkaç pop müziği sanatçısının geldiğidir. Tabii çocukların da hakları var ama bunun yanında senede birkaç oda müziği konseri, Türk Sanat Müziği konserleri de yapılması lazım. Bazı öğrencilerin gerçekten hiçbir bilgisi yok. Öğrenci daha senfoni konserine gitmemiş; tiyatroya, operaya, sergiye bile gitmemiş. Bu bence üzülecek bir durum.

 

Mehmet Berkay Sülek: Sizin eğitim aldğınız dönemde örnek aldığınız müzisyenler kimlerdi?

Burçin Büke: Benim küçüklüğümden beri kahramanım İdil Biret’ti. Çok iyi bir piyanist, sanatçı ve entelektüeldir. Çok iyi bir hafızası var, devamlı çalmaya hazır. Yabancılardan Richter’i, Horowitz’i çok severim. Caz piyanistlerinden Bill Evans, Keith Jarrett ,yenilerden dersen gerçekten yok belki. Beki birazcık Pogorelich severim ama onun dışında yok. Chopin yarışmasını kazanan Bunin çok iyidir ama sanıyorum konser salonlarından  uzaklaşmış. Eskileri daha çok seviyorum, daha iyi müzik yapıyorlar.

50298e333b620c4ae0514e0d2808f51fbe369a5dd0ce72b392d09bac7df88f05

Mehmet Berkay Sülek: Caz müziği konserleri veriyorsunuz, caz müziği maceranız nasıl başladı?

Babam caz müzisyeni olduğu için  caz müziğini seviyorum ama ben hiç bir zaman caz piyanistiyim demedim. “Klasikten Caza” diye bir projem yedi yıldır devam ediyor ama onda bile standartları değil kendi bestelerimi çalıyorum. Türkiye’de bir Aydın Esen varken Tuna Ötenel, gitarda Nüket Ruacan, trompette İmer Demirer, vokalde Sibel Köse varken, “Ben caz kulvarındayım” demek doğru olmaz. Ben caz müziğini dinlemeyi seviyorum. Yedi sekiz saat çalıştıktan sonra oturup da klasik batı müziği dinlemiyorum tabii. Bill Evans, Billie Holliday dinliyorum. Caz müziği olarak kendi bestelerim ve evet biraz swingim var ama caz piyanistliği bambaşka bir kulvar. Ben klasik batı müziği konser piyanistiyim.

Mehmet Berkay Sülek: Birlikte çalışmaktan en çok zevk aldığınız müzisyenler kimler?

Burçin Büke: Ben konser yaptığım her insanla, ünlü ya da ünsüz fark etmez, o işi kabul ettiysem zevk alıyorum. Zaten diğer türlü konser yapmıyorum. Mesela Arami Nikiyan diye bir kemancı vardı. Onunla çok güzel konserler yaptık. Ayla Erduran’la yaptığımız konser güzel ve enteresan oldu. Çok önemli şeflerle çaldım. Mesela Krimitz diye bir şef vardı. Rus, olağanüstü bir şef, onunla birlikte çalarken çok zevk almıştım. Bilemiyorum şimdi, o kadar çok adamla çaldım ki. Enteresan konserler oluyor tabii ki. Ama İdil Biret’le iki piyano konseri yapmak isterim. Onunla daha önce çalmadım ama konserimiz güzel olabilir düşünüyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Türkiye’deki konser salonlarını nasıl buluyorsunuz? Ülkemizdeki salonlar yeterli mi sizce?

Burçin Büke: Atatürk Kültür Merkezi bir şekilde kapatıldı ama onun bir an önce açılması lazım. Süreyya Operası hakikaten hoşuma gidiyor. Beşiktaş Fulya Sanat Merkezi güzel, Cemal Reşit Rey Konser salonu çok güzeldir. Lütfi Kırdar da sanırım bir şeyler oluyor. Ankara’da CSO  ve MEB Şura, İzmir’de Adnan Saygun, bir de fuarın içindeki İzmir Sanat’ın küçük 350 kişilik bir salonu. Ama bunlar az, bunların çoğalması lazım. Şimdi Anadolu’ya gelelim, niye orada bir konser salonu yok? Ayıp mı konser salonu açmak? Bir salon açıp orada değişik aktiviteler de yapabilirsiniz. Hep sponsorumuz yok diye yakınılır. Türkiye’de çok önemli zengin isimler var. Onlar bütçelerinin yüzde birini verseler, çok önemli işler yapılır ama nedense yapılmıyor. Biraz önce PR olayını konuşmuştuk. Aslında kendimiz bir şey yapmıyoruz. Şimdi şehir ismi vermeyeyim ama ciddi paraları olan şehirler var. Ancak kültüre yatırım yapmıyorlar, her şeyi de devletten beklememek lazım.

images (20)

Mehmet Berkay Sülek: Peki Devlet Operalarının programları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle son zamanlarda ciddi eleştiriler alıyorlar.

Burçin Büke: Eleştiri alıyorlar çünkü hep aynı eserler. Süreya’yı baz alırsak, büyük eserler sahneye konamıyor ki, sahne küçük. Orası Kadıköy Belediyesine ait eski bir sinema salonu. Bir şekilde operaya çevrildi. Orasının oda müziği ve resital salonu olması lazım. Düşünsene bir baletin üç kere zıplaması gerekiyor ama iki kere zıplayınca sahne bitiyor. İşte bu nedenle AKM’nin bir an önce açılması gerekiyor. Sanıyorum Ankara’da daha iyi bir program var. Orada benim de çok sevdiğim Feryade Türkoğlu var, müthiş bir sestir. İzmir’i’n salonu da çok küçük. Eski sinema salonudur Elhamra, 300 kişilik bir yer. Karşıyaka Belediyesinin Bostanlı’nın arka sokaklarında yaptığı bir salon varmış. İşte o salonda gerçekten bir şeyler oluyor. Bir orkestra kuruluyor ama İstanbul’dan müzisyen getiriliyor. O kadar çok genç müzisyen var onları almıyorlar, bir şekilde İstanbul’dan insanlar getiriliyor. Onlara bir kadro verin, ciddi bir maaşları olsun. Sistem o kadar yanlış işliyor ki. Sen programı eleştiriyorsun, haklısın ama alt tarafta da başka şeyler dönüyor. Herkes kendi adamını getirmeye çalışıyor.Türkiye’de düzgün bir sanat yönetmeni yok. Beni kazara sanat yönetmeni yaparlarsa ben orayı temizlerim zaten. İnşaallah yapmazlar, ama dört beş sene sonra dünya çapında yaparım. Ben günde 8 saat çalışırken onlar üç saat çalışıp sıkılamazlar, öyle bir hakları yok çünkü.

caz-ozel

Mehmet Berkay Sülek:  Belki de özel bir statü verilse, kendilerini idare edebilecek bir duruma gelseler ya da özel sektör çalışmalara başlasa daha iyi mi olur?

Burçin Büke: Hayır ben olacağını kabul etmiyorum. Doğu bloğu ülkelerinin çoğu Doğu Almanya, Rusya hepsi devlet destekli gitmiştir. Benim Almanya’daki okulum devlet desteklidir mesela. Devlet elini ayağını çekerse orası biter. Siz orayı özel sektöre verirseniz, patronlar üç sene sonra “Ben sıkıldım bu işten, kapatıyorum” diyebilir. O zaman bu gördüğümüz sıkıntılı programı bile görmeyebiliriz. Ancak televizyon  kanallarında görürsün. Yani özel sektör sanat için tehlikeli bir sektör. Akbank’ın bir oda orkestrası vardı, ödenek yok deyip kapattılar. Onlar iyi müzisyenlerdi ama işsiz kaldılar. Belki de şimdi bir pop sanatçısının arkasında çalıyorlardır. Böyle öldürürsün sanatı, bu da böyle bir yoldur.

Mehmet Berkay Sülek: Halkımızın klasik batı müziğine gösterdiği ilgiyi yeterli buluyor musunuz?

Burçin Büke: Şöyle düşünelim: Sanatçının halka bazı şeyler sunması lazım. Zamanında Liszt  odanın içinde bir piyano görürmüş, hemen yirmi kişi toplayıp çalarmış. Turneye gidermiş, o zamanlar televizyon yok. O evlere gidip kendi müziğini çalarmış. Yani, insanların ayaklarına gidermiş. Bizde kaç kişi Doğu’ya gidiyor.? Ben gidenleri biliyorum, yüksek paralar çekiyorlar. Sonra da “Ben Anadolu’ya gittim” diyorlar. Bedavaya gittin mi? Öğrencinin ayağına gitti mi? Üniversite kafelerinde kahve sigara içen, bu müziği sevmeyen öğrencilere bu müziği sevdirdin mi? O zaman önemli. Öyle bakanlıklara kaşeler çekip, sonra da “Ben Güneydoğu’ya gittim” diyen müzisyenlere inanmıyorum.

Mehmet Berkay Sülek: Sizce Türkiye’de yapmak istedikleri, yapabilecekleriyle müziği daha ileriye taşıyabilecek ama bürokrasi engeline takılan isimler var mı?

Burçin Büke: Vardır tabii. Bizim de her projemiz kabul edilmiyor ama bu dünyanın her yerinde böyle. Benim Hannover-Londra hattında üç günde bir konserlerim oluyordu. Türkiye’ye geldim, üç sene bana konser verdirmediler. Ben küsmedim ama. Çünkü bana konser verdirmeyen o isimleri şimdi kimse tanımıyor. Bunun böyle olması da normaldir, asırlardır böyle yürümüş bu piyasa. Japonya da böyleymiş, Almanya’da da olmuştur. Sadece Türkiye’de olan bir şey değil. Önemli olan duygularımızı hapsetmemek. O adamcağız senin birkaç konserini engeller ama iyi ya da kötü herkes benim hakkında konuşur..

Mehmet Berkay Sülek: Sizin önümüzdeki dönemde heyecanla beklediğiniz konserleriniz hangileri?

Burçin Büke: Şimdi yurt dışında konserlerim olacak. Eylül’de New York’ta çalacağım. İstanbul Senfoni Orkestrası’nın konserini yapacağız.Türkiye’de ilk defa seslendirilecek olan Laurie Anderson’un piyano konçertosunu çalacağım. Genelde piyanistler bahar konserlerinde Rhapsody in Blue çalar. Ben de 70-80 kere çalmışımdır. Bu sefer farklı bir şey olacak .Ayla Erduran’la çalışmalarımız devam ediyor. Benim yurt dışında ve yurt içinde resitallerim olacak. Yeni besteler yapmaya çalışıyorum. Yazın stüdyoya gireceğim ve kendi bestelerimden oluşan bir kayıt yapacağım. Her konser önemli benim için. Geçenlerde Celal Bayar Üniversitesi’nde bir konser yaptık, muhtemelen iki üç sene orada kimse öyle heyecan yapamaz. Muhtemelen diyorum, çünkü biz çok eğlendik. Biz eğlendiğimiz sürece seyirci de eğlenir.

544244_10151409566703780_450290275_n

Mehmet Berkay Sülek:  Bu sıcak söyleşi için size çok teşekkür ederim. Sizi tanımak benim için büyük bir zevkti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s