Denemeler

Yabancılaşan Türkler

Genç kesime yöneltilen en büyük eleştirilerden birisidir, geçmişini bilmemek, atalarını tanımamak. Bu görüşlerinde de oldukça haklılar.

Bence özellikle 90’larda büyüyen kuşak, kendi kültüründen, insanından kopmaya başladı. Bunda kabiliyetsiz yöneticilerin, o dönemde kurulmaya başlayan özel televizyonların çok büyük etkisi var. Televizyon, ailelerin çocuklarını oyalamak için kullandığı en büyük araç haline geldi. Çocukluğumuza dönelim, neler izlediğimizi hatırlayalım. Ben hayatımda Türk karakterlerin olduğu bir çizgi film hatırlamıyorum. Devamlı yabancı karakterlerin, yabancı isimlerin olduğu şeyler izledik.Türkiye’de çocuk filmleri konusunda da çok büyük bir açık var, daha doğrusu hiç yok. Ben küçükken izlediğim sabah filmlerini hatırlıyorum. Biz Ali’yle Fatma’nın ailesinden önce, George ve Anna’nın ailelerini izledik. Kendi kültürümüzü değil Amerikan kültürünü öğrendik. Hollywood sinemasına esir olmaktan kurtulamadık. Biraz büyüdükten sonra da aksiyon filmleri, cilalı animasyonlar peşimizi bırakmadı. Bu sırada hala haşmetli Türk büyüklerimiz uyumakta, kendi kültürüne yabancı bir neslin ortaya çıkmasını izlemekteydiler. Liseye dair bir anımı anlatmak isterim. Lise ikinci sınıftaydım yanılmıyorsam,Türkçe dersinde hocamız bizden bir hikaye yazmamızı istemişti. O zaman aklıma bir polisiye hikaye yazmak geldi. Aklımda oluşturduğum hikaye Ahmet’le Mehmet’le olmuyor gibi geliyordu.George ve Fred  daha şık duruyordu.Yanımdaki arkadaşım da içinde Mary, Anne,Trevorların eksik olmadığı bir hikaye yazmıştı. Hocamız o arkadaşımdan Türkçe isimler kullanmasını rica etti. Birbirimize bakıp “Murat, Gülten gibi isimler olur mu bu hikayeye?” dediğimizi dün gibi hatırlıyorum. Gelişmiş ülkelerin, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere kendi kültürlerini empoze etmeye çalıştıkları açık bence. Uzun süredir bu baskıların altında yaşıyoruz. Bir örnek vermek gerekirse 1950’lerin sonunda Dave Brubeckin de aralarında bulunduğu bir grup müzisyen, Sovyet tehlikesi altındaki Amerikan hükümetince ülkemize gönderilmiş. Amerikan kültürünü yaymak ve anlatmak için ülkelere müzisyenler yolluyorlar düşünsenize. Hatta Dave Brubeck, en ünlü eserlerinden biri olan “Blue Rondo A La Turk”u bu gezi sırasında yazmış

Bence kendi kültüründen uzaklaşan gençliği suçlamak yerine, biz gençleri bu duruma getiren nedenleri incelemek gerekiyor. Bir suçlu aramak gerekiyorsa, bu bugünün gençleri değil, buna göz yuman o dönemin yöneticileridir. Son zamanlarda Türk televizyon ve sinema endüstrisinin büyük atağa geçtiği de bir gerçek. En önemlisi artık çocuklar, Fred’in hikayesini öğrenirken, aynı zamanda Mehmet’in hikayesini de öğreniyorlar

Klasik Müzik ve Edebiyat

Bence edebiyat ve müzik, birbirine en yakın sanat dallarından iki tanesi. Bu arada müzikten  kastımın, klasik müzik özelinde olduğunu da söylemek isterim.

Klasik müzik, çok kompleks yapılarda oluşan bir müzik türü. Bir klasik müzik eserini dinlerken, o müziği kendimizce  yorumlarız, kendi dünyamızı oluştururuz. Bestecinin bize verdiği bir tabandır, biz bu taban üzerinden kendi hüzün ve mutluluklarımızı inşa ederiz. Besteci elbette, yarattığı müziğiyle kendi hikayesini anlatır. Ama neyi alıp, neyi almayacağımız bize bağlıdır. Ben edebiyatla klasik müziği bu açıdan çok yakın buluyorum. Bir edebiyat eserini okurken, bize verilen bir metin vardır ama bize verilen bu metinden bir dünya yaratmak, tamamen bizimle ve hayal gücümüzle ilgilidir. Her iki sanat dalında da biz verilen temelin üzerine kendi dünyamızı kurarız. Okuduğumuz yapıttan bir anlam çıkarmak, bizim yeterliliğimize bağlıdır. Aynı şekilde bir müzik eserinden de anlamlar çıkarmak, bestecinin yaptığı oyunları anlayabilmek, bizim bu konudaki yeterliliğimize bağlıdır. Bu iki sanat dalı da emek gerektirir.

Müzik, benim için her zaman çok önemliydi. Aklıma gelen düşüncelerin hemen hepsi, o müziğin duygusuyla birlikte oluşturduğum düşüncelerdir. Klasik müzik  ve edebiyatın birbirini zaman zaman etkilediğini de düşünüyorum. Andrey Beliy, Senfoniler adlı eserinde müzikal bir dil oluşturmaya çalışmıştır. Kitabını da Edward Grieg’e adadığını belirtmiştir. Bu iki sanat dalının en önemli ortak özelliklerinden birisi de ikisinin bir kurgu izlemesidir. İki sanat dalında da bir başlangıç ve final duygusunu hissederiz. İkisinin sonunda da bir bütün olarak, kendi yarattığımız dünya oluşur gözlerimizin önünde. Bir edebiyat eserini okurken ona  eşlik eden müziği, bir müzik  eserini dinlerken de ona eşlik eden kendi hikayemizi yazarız.

Orkestra Şefliği Üzerine

images

Orkestra şeflerinin ne yaptığını anlamak, çoğu dinleyici için güç bir şey. Birçok kez duyduğum bir soru, “Orkestra şefleri ne yapar?” sorusudur. Benim anladığım kadarıyla orkestraya tempoyu veren kişidir. Eserin ne kadar yüksek veya düşük hızda seslendirileceği şefin elindedir. Mesela adagio, aynı eserin adagio başlıklı bölümünü farklı şeflerin yorumunda dinlediğimizde farklılıklar hissederiz. Aynı şekilde bir eserin farklı şeflerin yönetimi altında, süresinin uzadığını veya kısaldığını görürüz. Bu şeflerin farklı algılayışlarından meydana gelir. Ben şefleri insan bedenindeki ruhlara benzetiyorum . Dışarıdan bakınca bizler ruhları göremeyiz değil mi? İşte orkestra şeflerinin ne yaptığı da çoğu dinleyici tarafından algılanamaz. Ruh bize can veren şeydir, bizi insan yapan, daha doğrusu beni Berkay bir başkasını ise Mehmet yapan şey. Orkestra şefleri de orkestraların ruhlarıdır. Orkestraya can katan, renk katan, o orkestrayı diğer orkestralardan ayrıştıran kişidir. Orkestra şefleri ile ilgili bir belgeselde şu ifadeye yer veriliyordu:

Şeflerin hepsi aynı tabloyu resmeder, ancak boyanın yayılış şekli, renklerin keskinliği, hepsinde farklıdır.

Peki orkestra şefi olmadan orkestralar çalabilir mi? Büyük ihtimalle çalabilirler ama bu ruhsuz bir bedene benzer.

images (1)

Reklamlar

3 thoughts on “Denemeler

  1. Yabancılaşan Türkler yazını çok beğendim. Çok doğru söylüyorsun…. Üslubun, çok düzgün ve akıcı ve de çok net devam et…… başarılar. Bu yazılarını kaydet, ayrıca biriktir..

  2. Şu anda Mezzo kanalında konser dinlerken yazılarınızı okudum.Ayrıca son dönem yazılarınız da çok ilgimi çekti.Denemelerinizdeki görüşlerinize katılıyorum.Anlatımlardaki yalınlık ve üslubunuz güzel; aynı zamanda ifade gücünüz ve ele aldığınız konulardaki yetkinliğiniz dikkat çekici. Tebrik ediyor, başarılarınızın artarak devam edeceğine inanıyorum.
    Hatice Duman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s