Yılmaz Küçüköncü Röportajı

 

 1289882_421538364624375_223368010_n

 

Bu röportajımda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü ile ülkemize müzisyen yetiştiren kurumlar; yani konservatuvar ve müzik bölümlerinin kuruluş aşamaları, sorunları, ülkemizdeki müzik eğitiminin kalitesi ve müzikteki popüler kültür etkisi üzerine söyleştik. Tabii, Türkiye Sanat Kurumu çalışmaları hakkındaki görüşlerini sormayı da ihmal etmedik. İşte, ülkemizdeki müzik eğitiminin önde gelen bilim insanlarından biri olan Yrd. Doç. Sayın Hüseyin Yılmaz Küçüköncü’nün anlattıkları:

 

Mehmet Berkay Sülek: Röportajımıza sizi okurlarımıza tanıtarak başlayabilir miyiz?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: 1954 İstanbul doğumluyum. 4 yaşında babamın görevi nedeniyle Çanakkale’ye taşındık. Ailemizde, annem dahil olmak üzere, çok fazla müzikle ilgilenen vardı. Ben de daha çok küçük yaşlardan itibaren, müziğin etkisindeydim diye hatırlıyorum. İlkokula daha yeni başladığım zamanlarda, ben istediğimde babamın hemen aldığı mandolini kendi kendime öğrenmeye çalışarak, müzikle ilgilenmeye ve uğraşmaya başladım. Ortaokula geçtiğim yıl, ancak radyodan dinleyebildiğim Barış Manço’nun 12 telli gitarının etkisiyle, gitar sesi ilgimi çekti ve babamın hemen aldığı gitarı mandolinden var olan tecrübemle, yine kendi kendime öğrenebilmek için sürekli çaba sarf ettim. Aslında o yıllarda, ülkemizde müzik öğretmeni sayısı çok azdı. Bu nedenle, sistemli bir müzik eğitimi alabilmek, ancak büyük kentlerde mümkündü, hatta o bile çok zordu. Teyp, pikap v.b. müzik dinleme araçları yok denecek kadar azdı ve yaygın değildi, Televizyon yoktu, sadece radyo vardı.

 

Ortaokul 2.sınıftayken, Çanakkale’nin ilçesi Eceabat’ta müziğe ilgi duyan arkadaşlarla bir araya gelerek, 1968 yılında büyük bir heyecanla orkestra kurduk ve halkın çok beğenisini kazandık. Çünkü, o yıllarda Çanakkale’ de bile ancak bir tane olan o günkü adıyla “caz grubu”, küçük bir ilçede kurularak, varlığıyla müthiş bir kültürel etkileşim gerçekleştiriyordu.

 

Daha sonra, biz Çanakkale merkeze taşındık ve çalışmalarıma orada devam ettim. 1974 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü kazandım. O yıl, Müzik Bölümü 4 yıllık program uygulamak üzere eğitime başladı. Ancak, o günkü koşullar nedeniyle ertesi yıl tekrar 3 yıllık programa dönüldü. Orada, Hasan Hüseyin Akbulu’un (daha sonra CSO’ya geçti) öğrencisi olarak keman eğitimi aldım. Nurhan Cangal, Necati Gedikli hocalarımız ile işitme ve armoni çalıştım. Bu arada, Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde ilk defa açılan seçmeli dersler çerçevesinde, klasik gitar öğrenmeye başladım ve gitar çalışmaya devam ettim. 1977 yılında mezun oldum ve Erzurum Atatürk Lisesi müzik öğretmenliğine atandım. 1986 yılında Gazi Üniversitesi’nin açtığı “Lisans Tamamlama Programı” sınavını kazandım. 1987’de oradan mezun oldum. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nün açtığı “Sanatta Yeterlik Programı/Sanat Doktorası”na müracaat ettim ve 1991 yılında mezun olarak diplomamı aldım. 1994 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent oldum. Yabancı dilden 65 alamadığım için kitabım, çocuk ve eğitim müziği bestelerim, pek çok bildiri ve makalelerim olmasına rağmen Doçentliğe başvuramıyorum.

 

Mehmet Berkay Sülek: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde ilk önce Müzik Bölümü’nü kurdunuz, şimdi de Konservatuvar müdürü olarak konservatuvarın eğitim-öğretime başlaması çabası içindesiniz. Bize kuruluş aşamaları ve yaşadığınız zorlukları anlatır mısınız?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Burada, Müzik eğitiminde Türkiye’nin mimarı olarak kabul ettiğim Sayın Hocam Prof. Dr. Ali Uçan’dan bahsetmeliyim. Çünkü, 1986 yılında başlayan “lisans tamamlama programı” ve ardından “sanatta yeterlik programları”nda bizlere Avrupa ülkelerindeki ve ülkemizdeki örgün müzik eğitimi ve müzik okullarının durumu hakkında çok geniş bilgiler verdi. Bizlerden, bulunduğumuz duruma göre müzik eğitiminin gelişmesi için gerekli çalışmaları yapmamızı istedi. Ben de, hem kendi ideallerim hem de Ali Uçan hocamızın yönlendirmesi doğrultusunda, 1995 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü’nün kurulması için gerekli çalışmalara başladım.  1996 yılında YÖK’ten gerekli kuruluş izni çıktı, 1998 yılında özel yetenek sınavı ile ilk öğrencilerimizi aldık. Aynı yıl YÖK-MEB-Dünya Bankasının “Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakültelerinin Yeniden Yapılandırılması”   ortak projesi başladı. Bu çerçevede, eğitim fakültelerinde “Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü” kuruldu. Müzik ve resim-iş bölümleri bu bölümün ana bilim dalları haline getirildi. Müzik Eğitimi Anabilim Dalının ilk kuruluşu ÇOMÜ Anafartalar Yerleşkesi Eğitim Fakültesi binaları B blokta gerçekleşti. Şu anda daha genişletilmiş biçimde aynı binadayız. Tabii ki hem müzik eğitimi ana bilim dalı hem konservatuvarın ortaklaşa kullanabileceği yeni bir bina mutlaka gerekli. Başlangıçta öğretim üyesi olarak ben ve birkaç öğretim görevlisi arkadaşla ders yoğunluğumuz bir hayli fazla şekilde dersleri yürüttük. Zaman içinde kadrolu eleman sayımız arttı. Bugün kadromuzda öğretim üyesi olarak bir doçent ve dört yardımcı doçent, sekiz öğretim görevlisi bulunuyor.

 

Konservatuvarımızın kuruluş çalışmalarına da 2010 yılında başladık. Prof. Dr. Sayın Cihat Aşkın’la birlikte kuruluş dosyasını hazırladık. YÖK’ten kuruluş kararı çıktıktan sonra bölüm açma dosyasını hazırlayıp gönderdik ve bir yıl sonra “Müzik Bölümü”nün kurulması kararı geldi. Onun için de “Çalgı Ana Sanat Dalı” ve “Ses Ana Sanat Dalı” olarak yapılandırıldık. Şu anda kadromuzda, keman ve klâsik gitar öğretimi  için öğretim görevlisi arkadaşlarımız var. Bunun dışında rektörlük kadrosunda okutman olarak çalışan arkadaşlar var. Birisinin çalgısı “klâsik kemençe” olan iki arkadaşımız “sanatta yeterlik” yaptı, öğretim üyeliği kadrosuna atanmayı bekliyorlar.  Diğer bir öğretim görevlimiz “Doktora eğitimi”ne devam ediyor. Öğretime başlayabilmek için, ders programlarının hazırlanması, Bologna sürecine uyum, öğretim elemanı temini, alt yapı hazırlanmasının yanı sıra bina konusunu da çözmek için gerekli çalışmalarımız devam ediyor. Bu konuları çözebilirsek, seneye öğrenci almayı planlıyoruz.

 

1371654_421543017957243_192500041_n

 

Mehmet Berkay Sülek: Ülkemizdeki müzik eğitimini nasıl buluyorsunuz? Olması gerektiği gibi mi? Değilse nasıl olmalı?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Bu çok spesifik, çok kapsamlı ve çok güzel bir soru. Öncelikle müzik eğitiminin yaygın ve örgün olarak yapıldığını belirtmeliyim. Yaygın müzik eğitimi her an her yerde isteyerek ya da istemeyerek farkına vararak ya da varmadan gerçekleşir. Örgün müzik eğitimi (formal/programlı) ise genel ve özel amaçlara yönelerek yapılır. Genel müzik eğitimi, örgün eğitim programları çerçevesinde bireylerin genel müzik kültürü kazanmasına yönelik biçimde programlanan, ders ve ders dışı etkinliklerle gerçekleştirilir. Özel müzik eğitimi ise, amatör ve profesyonel/mesleki amaçlar çerçevesinde belirlenen hedefleri kapsar.

 

Ülkemizdeki müzik eğitimini, bu çok genel ve özet bilgilerin doğrultusunda incelememiz gerekir. Öncelikle yaygın müzik eğitimini incelediğimizde, ülkemizde tarihimize dayalı çok köklü bir müzik kültürümüzün ve eğitimin bulunduğunu anlıyoruz.  Orta Asya Türk devletlerinde egemenlik sembollerinin bayrak, tuğ ve davul olması; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Büyük Selçuklu Sultanı III.Alaeddin Keykubat 1299’da beylik alameti olarak Osman Gazi’ye sancak, tuğ, kös ve nakkare vermesi müzik kültürümüz bakımından çok önemli birer göstergedir. Devlet geleneğinde önceleri tuğların davul ve borguylarla yaptığı nevbet vurma (konser), daha sonra zil ve “Nay-ı Türki” denilen Türk borusunun katılmasıyla, yeni askeri müzik topluluğu Mehter’in yapısını oluşturmuştur. Bunların tarihsel süreçte yaygın ve örgün müzik eğitimine önemli katkılarının bulunduğunu söyleyebiliriz. Yaygın müzik eğitimi, halkın içinde oluşan müzik kültürünün, halkın kültürel hafızasıyla taşınmasıyla gerçekleşir. Halk türkülerimiz bunun en güzel örneğidir. Bir başka deyişle ülkemizde yaygın eğitim, en etkili biçimde ve güncellenerek gerçekleşmektedir.

 

Örgün müzik eğitiminin gelişimi ise, Osmanlı döneminde 1826 yılında yeniçeri ocağının ve mehterin kapatılmasıyla ve yerine II. Mahmut’un Avrupai askeri bandolar kurmak üzere Guiseppe Donizetti’yi getirmesiyle başlayan süreçte incelenmelidir. Çünkü, Donizetti ile birlikte Muzıka-i Hümayun’un kurulması örgün özel müzik eğitiminin gelişimine katkı sağlamıştır. Ancak, asıl önemli gelişme Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, Atatürk’ün müzik eğitimine gösterdiği çok önemli hassasiyet ve ilgi ile başlamıştır. 1924 yılında ilkokullar için yapılan program düzenlemesiyle ilkokullardaki müzik dersleri etkinleştirilmiş, 1936 yılında ilk defa yeni müzik programı düzenlemesi yapılmıştır. Özel müzik eğitimi ile ilgili olarak ise özetle; 1924 yılında Atatürk’ün talimatı ile Musıkı-i Muallim Mektebi müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulması ve 1936 yılında müzik öğretmeni yetiştirme görevinin Gazi Terbiye Enstitüsü’nde açılan müzik şubesine verilerek MMM konservatuvara dönüştürülmesi en önemli çalışmalardır.

 

Bu bilgilerin ışığında günümüze bakacak olursak; 1970’lerin başında İstanbul’da ve daha sonraki yıllarda İzmir’de Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın kurulması örgün müzik eğitiminde önemli gelişmelerdir. 1982 yılında YÖK’ün kurulması ile birlikte örgün özel müzik eğitimi de (konservatuvarlar ve eğitim fakülteleri müzik bölümleri ve diğer müzik eğitimi veren okullar) üniversiter sistemin içine girmiştir. O yıla kadar sadece, Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü, İstanbul’da Atatürk Eğitim Enstitüsü ve İzmir’de Buca Eğitim Enstitüsü bünyesinde bulunan müzik bölümleri müzik öğretmeni yetiştiriyordu. Ve en önemlisi, yapılan bir doktora tezi araştırmasına göre; MEB’de 1980 yılındaki müzik öğretmeni sayısı 689’du. 1992 yılında üniversiter sistemin genişletilmesi ile birlikte yeni kurulan üniversitelerde yeni müzik bölümlerinin, konservatuvarların ve diğer müzik okullarının açılması çok önemli gelişmelerdir. Bu okulların alt yapılarının, öğretim kadrolarının ve gelen öğrenci profilinin güçlenmesi, ülkemizdeki müzik eğitiminin dünya çapında yerini almasına katkı sağlayacaktır.

 

Mehmet Berkay Sülek: Size gelen öğrencilerin aldıkları eğitime ilgileri nasıl? Güzel Sanatlar Liselerinden gelen öğrencilerin seviyeleri yeterli mi? Bu konuda bir sıkıntı var galiba.

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Dünya genelinde müzik eğitimi yaklaşımları incelendiğinde; örgün müzik eğitiminin anne karnında başlaması gerektiği düşüncesine ait uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bu çerçevede, bizdeki müzik eğitimi uygulamalarının da genel örgün eğitimin alt basamağı anaokullarında başladığını biliyoruz. Ancak, müzik endüstrisi, kitle iletişim araçları ve medyanın yaygın eğitime olan etkileri nedeniyle bunun, farklı biçimlendiğini ve örgün eğitim müzik programlarının yetersiz olduğunu söylemeliyim. Bu nedenle, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında da genel müzik eğitiminin çok yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Özel eğitim veren Güzel Sanatlar Liselerinden gelen öğrencilerin durumunda genel anlamda yetersizlik söz konusu olduğunu söyleyebilirim. Güzel Sanatlar Liseleri çok doğru amaçlarla kuruldu. Ancak, kurumsal alt yapıdaki yetersizlikler, programların hazırlanması ve uygulanmasındaki eksik ve yanlışlıklar, öğretmenlerin seçimi ve yetersizlikleri ile öğrenci seçimindeki hataların, bu kurumlardan mezun olan öğrencilerin donanımlarının kalitesini düşürdüğünü söyleyebilirim. Bunu söylerken, elbette kalitenin artması düşüncesiyle hareket ediyorum. Çok iyi kazanımlarla donanmış olarak gelen öğrencilerimiz de var.

 

Bu bilgiler doğrultusunda, üniversitelerin her biriminde olduğu gibi bizde de çok iyi müzisyen, müzik öğretmeni olmak için çalışan öğrencilerimiz bulunuyor. Ancak, müziği sadece bir para kazanma ve eğlence aracı olarak görenler de çoğunlukta.

 

Mehmet Berkay Sülek: Müzikteki popüler kültür etkisini değerlendirir misiniz?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Bugün dünyanın her yerinde, “küresel sanat müziği” popüler kültürden mutlaka etkilenmektedir. Çünkü, özellikle günümüzde bireysel ve toplumsal sanat kültürleri, dünyada uluslar arası boyutta “sanat endüstrisi” ve bununla ilişkili çok büyük çaplı bir sanat ekonomisinin etkisindedir. Bu konu ile ilgili olarak, benim yazdığım birkaç makale var.

 

Yine yapılan araştırmalardan öğrendiğim kadarıyla, Avrupa ülkelerinde 60’lı yıllarda %90’larda olan senfonik müzik plâk satışları, 2000’li yıllarda %5’lere düşmüş. Bunun nedeni popüler müziğin çok büyük bir endüstri tarafından yönlendiriliyor olmasıyla açıklanabilir.

 

Mehmet Berkay Sülek: Daha fazla insanı klasik müziğe, operaya çekmek için sizce neler yapılmalı?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Kültür, “yaşama biçimi” olarak tanımlanmaktadır. Siz eğer, bireyin ve toplumun yaşantısı içine sanat ve klâsik müziği sokabilirseniz çok daha fazla dinleyici, izleyici, icracı, besteci, eleştirmen, yazar bulabilirsiniz.

 

Opera en üst sanat dallarından birisidir. Bu çok kapsamlı büyük bir organizasyon işi olan sanat dalının, halka inebilmesi için, izleyicinin genel eğitimi şarttır. Halkın ilgisini çekebilmek için geleneksel ve popüler öğelerin kullanıldığı eserlerin bestelenmesi, var olanların sahnelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Opera eserlerinin sahneye konabilmesi için, öncelikle özel mekan, fiziki alt yapı, dekor, özel eğitimli ses ve orkestra sanatçıları, yönetmenin bir arada bulunması gerekir. Bunların bir arada düzenli bir biçimde çalışabilmesi için yönetim ve genel işleyiş programları gerekir.

 

Bugün, ülkemizde bu anlamda opera eserlerinin oynanacağı binalar çok azdır. Öncelikle bu binaların bulunduğu kültür merkezi binalarının pek çok ilimizde yapılması gereklidir. Bu şekilde halka ulaşmak mümkün olabilir. Opera sanatçılarımızın çeşitli nedenlerle pek çok ilimize giderek değişik yerlerde konserler verdiklerini biliyoruz. Ancak, şan tekniği ile müzik yapmak opera demek değildir. Fakat, böyle lanse edilmektedir. Bu nedenle, toplumda pek çok kişi tarafından şan tekniği kullanarak şarkı söylemek, opera olarak anlaşılmaktadır.

 

Mehmet Berkay Sülek: Ülkemiz sizce gelecekte klasik müzik dünyasının neresinde olacak? Biz de gerçekten klasik müzik dünyasında kendine yer bulabilen müzisyenler yetiştirebilecek miyiz?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Ben “dünya sanat müziği” demeyi tercih ederim. Bugün de dünya çapında çok iyi müzisyenlerimiz var. Aslında çoğumuzun onlardan haberi yok. Bu iş daha çok müzik endüstrisinin içinde olmakla da ilgili. Reklâm, tanıtım, çok kaliteli özel eğitim bunu gerçekleştirir.

 

1368667_421538787957666_1308435981_n

 

Mehmet Berkay Sülek: Sanat Kurumu Yasası hakkında ne düşünüyorsunuz? Okulunuz mezunlarının muhtemel iş sahalarından birisi yok olmak üzere değil mi?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Sanat, geçmişte de günümüzde de gelecekte de himaye edilmiştir ve edilmek zorundadır. Ancak, bu himayenin ille de her yönüyle devlet tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünmüyorum. Devlet teşvik edici olmalıdır. Girişimcilik her alanda olduğu gibi sanatta da devlet ve özel sektör tarafından desteklenmelidir. Kaliteli eğitilmiş sanatçıların iş diye bir problemlerinin olacağını düşünmüyorum.

 

Mehmet Berkay Sülek: Dünya hızla küçülmesine rağmen, Türk müziği hala kendisine bir sahne bulamamakta, ya da bölgesel bir tanınırlığa sahip. Sizce bunun nedeni nedir?

 

Yrd. Doç. Hüseyin Yılmaz Küçüköncü: Hangi Türk müziğinden ve sahneden bahsettiğimizi mutlaka belirtmemiz gerekir. Bu sorunun karşılığı açık uçlu ve çok geniştir. Eğitimin tanımında “bilinenden bilinmeyene, yakın çevreden uzak çevreye” şeklinde bir sıralama vardır. Bu çerçevede, “dünyanın küçülmesi” tanımlanması, kitle iletişim araçlarının ve medyanın yaygın biçimde toplumların içine girerek, onları kendi istediği biçimde etkisi altında bulundurması şeklinde açıklanabilir. Bu etkileme ve etkilenme, aynı zamanda “dünya popüler müzik kültürü”nü oluşturmaktadır. Geleneksel müzikler dünyanın her yerinde, her toplumun kendi kültürel ürünleridir. Diğer toplumlar tarafından bu müziklere ilgi duyulabilir. Ancak, geleneksel öğeleri yansıtan müziklerimiz ve bunları yapısal özellikleri,  “küresel sanat değerleri” taşıyan eserlerde kullanıldıkları oranda sanat sahnelerinde yerini alabilir. Uluslar arası müzik endüstrisi ve medyada popüler ve sanatsal müzik sanatçılarımız ve ürünlerimizle yer alabildiğimiz oranda,  Türk müziği uluslar arası arenada yerini alacaktır. Bunun için, ülkemizdeki eğitim sisteminde nitelikli ve kaliteli müzik eğitimi mutlaka gereken yerini almalıdır.

 

Mehmet Berkay Sülek: Hocam, verdiğiniz bu samimi yanıtlar için çok teşekkür ederim. 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s